Dediklerine göz devirip koltuğa yerleştim. ‘Özgür ile sevgili değiliz’ gibi bir açıklama zahmetine girmedim, çünkü neden bu hayvana açıklama yapmalıydım ki?
Aras arabayı o kadar sert bir kalkışla hareket ettirdi ki, sırtım koltuğa yapıştı. Yüz hatları keskin bir bıçak gibi görünüyordu.
“O kasklı çocuk tipim değil demeni beklerdim,” dedi alayla. “Zevksiz olduğunu biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim.” Gerçekten takıntılıydı.
“Senin tahminlerinle hiç ilgilenmiyorum Aras. Özgür benim 12 yıllık arkadaşım.” Kırmızı ışıkta durdu ve camdan dışarı bakarken “Kolunu sıvazlama şekline bakılırsa pek arkadaş gibi değildi,” dedi.
“Halk arasında biz buna ‘yakın arkadaşlık’ diyoruz,” diye söylendim. “Senin dünyada yakınlık diye bir kavram yok galiba.”
Sırıttı. “Aslında oldukça yakın temasta bulunduğum insanlar var…”
“Mesela geceleri vakit geçirdiğin Beril gibi mi?” dedim iğneleyici sesimle. “Gibi,” dediğinde ona cevap vermedim. Bu adam bir pislikti.
“Yavaş sür biraz,” dedim. Ama cevap vermedi, arabayı da yavaşlatmadı. “Duydun mu?”
“Evet,” dedi düz bir sesle.
“Ve?”
“Umursamadım.”
Ofladım. “Gerçekten dayanılmaz birisin.” Sadece sırıtmakla yetinmişti.
Yolun geri kalanı, Aras'ın o boğucu ve kibirli sessizliğiyle geçti. Malikaneye vardığımızda, annem ve Sancak abi bizi kapıda bekliyordu. Annem, gözleri parlayarak yanımıza koştu ve koluma girdi. “Gel! Sürprizin üst katta.” Montumu bile çıkarmama izin vermeden üst kata çıktık. Dün oldukça zaman geçirdiğim çalışma odasının kapısına geldik. Annem heyecanla kapının kulpunu kavradı. Aras hemen arkamızda, elleri cebinde ve o her zamanki ifadesiz suratıyla duruyordu, ama gözlerinde hafif bir gerginlik yakaladığıma yemin edebilirdim.
"Hazır mısın tatlım?" dedi annem ve kapıyı ardına kadar açtı.
İçeri girdiğim an olduğum yere çakıldım. Gözlerim odada gezinip Aras’ın gözlerini buldu. O ise bana bir nefret ile bakıyordu. Sanki ‘Nereden girdin hayatıma’ der gibiydi. Ama bu tarz pişmanlıklar için artık çok geçti.
Dün gece Aras'ın o devasa, soğuk ve sadece siyah ve beyazdan oluşan çalışma odası artık aynı değildi. Sanki görünmez bir duvar ile keskin bir çizgi çekilmiş gibiydi. Çalışma odasının sağ tarafı tamamen bana özel yapılmıştı. Sevdiğim gibi ahşap detaylar, ferah renkler ile döşenmişti. Odanın o tarafı, sanki Aras’ın buzdan krallığına zorla sızmış bir ilkbahar bahçesi gibiydi. Tuval altlıklarım yerleştirilmiş, en sevdiğim fırça setleri şık bir ahşap tezgahın üzerine dizilmişti. Odanın sol tarafı hala Aras kadar keskin ve steril düzenini koruyordu.
“Bu ne?” diyebildim. Sancak abi babacan bir tavır ile omzumu sıktı. “Düşündük ki senin de bir çalışma alanına ihtiyacın var. Hem çalışmalarınızda birlikte titizlikle çalıştığınızı da gördük. Böyle bir alan düşündük.”
Aras’ın bakışları, benim o rengarenk boya tüplerimin onun bembeyaz masasına ne kadar yakın olduğuna takıldı. “Baba... Sen benim çalışma alanıma kimsenin girmesine izin vermediğimi biliyorsun. Benim mahremiyetim ne olacak?”
Sancak abi odanın sonuna ilerleyip raylı sistem üzerindeki buzlu camı çekti ve oda ikiye bölündü. “Mahremiyet istediğinizde bu camı kapatırsınız olur biter.” Gözlerim buzlu cama takıldı. Aras’ın siyah rafları, masası, cetvelleri… hepsinin silüeti oradaydı. Sancak abi camı yerine ittirdi ve oda tekrar 1 parça oldu. Annem ve babası sanki harika bir fikir bulduklarını düşünür gibi birbirlerine gururla bakarlarken aşağıdan bir ses yükseldi.
"Sancak Bey, son kamyon da yanaştı! Komutunuzu bekliyoruz.” Sancak abi ve annem bizi bu odada baş başa bırakıp çıktılar. Etrafıma bakındım. “Bu kadar çabuk olacağını düşünmüyordum,” diye mırıldandım.
Aras sinirle güldü. “Ben de,” dedi. “Böyle hızlıca bir virüs misali yayılacağınızı düşünmüyordum. Daha dün tanıştık.” Virüs dediğinde ters ters ona baktım. “Bana bak. Ne düşünüyorsun bilmiyorum ama ben de gelip hiç bilmediğim bir hayata adım atmak için hevesli değilim. En azından babanın mutluluğu için biraz çeneni kapatmayı dene.”
“Babamın mutluluğu…” diye mırıldandı. Hala çok sinirliydi. Ona anlamlandıramayan gözlerle baktım. Söylemediği çok şey vardı ama bu konuda onu suçlayamazdım. Daha dün tanışmıştık. Haklıydı. Ama bana böyle sinir yapması beni delirtiyordu, sanki ben dünden razıymışım, onun hayatına rahatsızlık vermek için dahil olmuşum gibi.
Aradaki buzlu camı suratına kapatıp onu ‘mahremiyeti’ ile baş başa bıraktım ve kenardaki asılmış salıncağa oturdum. Belki her şey düşündüğüm kadar kötüye gitmezdi. Sancak abi iyi birine benziyordu. Bana hayatında yer açmaya hazır gibiydi. Annemi sevdiğini de gözlerinde görüyordum. Sadece bu büyük değişikliği aniden kabullenmek zordu. Hele ki Aras gibi birinin hayatına da dahil oluyorken!
Salıncak hafifçe salınırken buzlu camın ardındaki silüete gözlerim istemsizce kaydı. Öylece dikiliyordu. Nefes sesi bile duyulmuyordu. Maalesef ki empati yeteneğim fazla yüksekti ve onu anlayabiliyordum. Bu değişim büyüktü ve onun karakteri benimki gibi buna hemen uyum sağlayacak gibi değildi. O sertti, kuralcıydı, bildiğini okurdu ve muhtemelen değişimlerden hoşlanmazdı.
Odanın kapısı onun tarafında kaldığından camı rayların üzerinde hafifçe ittirip ona doğru bakmadan odasının tarafına geçtim. Buz mavisi gözlerinin üzerimde olduğunu bilerek kapıdan çıktım. Ortalık dağınıktı, bir koşuşturma hakimdi. Annemi aşağıda kahve içerken gördüğümde yanına gittim. “Anne, biraz konuşalım mı?”
Beni her zamanki şefkat dolu gülümsemesiyle karşıladı. “Elbette bebeğim, gel.”
Gidip yanına oturdum. “Benim için yaptığın şeyleri görüyorum anne ama Aras’a bir noktada katılıyorum. Bu gerçekten çok ani oluyor. Hazır mıyım bilmiyorum,” dedim ona açıkça. “Biliyorum Masal," dedi annem. "Çok hızlı gelişti her şey. Ama bazen hayat karşımıza öyle birini çıkarır ki, mantığın 'bekle' dediği yerde kalbin 'koş' der. Sancak benim hayatımda karşılaştığım en güvenilir insan. Senin de burada benim gibi kendini güvende hissetmeni istiyorum.”
“Ben kendimi bir şekilde güvende hissederim anne, ama Aras...” diye mırıldandım, bakışlarımı bahçeye taşınan kolilere çevirerek. "O beni bir davetsiz misafir, hatta bir 'virüs' gibi görüyor.”
Annem hafifçe gülümsedi. "Aras zordur. Sancak da hep anlatır. Duvarları kalındır, kimseyi kolay kolay içeri almaz. Sadece biraz zamana ihtiyacı var.” Kafamı salladım. Annem kararlıydı, mutlu olmak istiyordu. “Peki ne zaman burada kalmaya başlayacağız? Diğer evimize ne olacak?”
“Orası duracak, ama kapatacağız. Oradan alacaklarımız sadece kişisel eşyalarımız. Sancak sana özel bir oda yaptırıyor. Odan harika olacak! Sanırım haftaya taşınmış oluruz,” dedi annem. Yüzümü avuçlarının arasına alıp yanaklarıma öpücükler kondurdu. “Korkmanı endişelenmeni anlıyorum. Ama ben varım, yine beraberiz. Burası bir yabancının evi değil artık. Hepimizin evi. Bir şekilde aile olacağız. Belki sen ve Aras’a zor geliyor ama olacak.”