Funda ise arkadaşlarından aldığı iltifatlarla, Akın'a açılma cesaret bıçağını biledikçe biledi. Ve artık hedefe fırlatılmak için sabırsızlanıyordu. İş yerinde sevilen birisiydi çünkü işlerinde disiplinli ve başarılı, tuttuğunu koparan bir tip olduğu için arkadaşları tarafından genelde ilgiye maruz kalıyordu. Birde kendine bakmayı seven, kazancını güzelliğine yatıran rahat biri olarak dikkat çekiyordu. Geçim sıkıntısı çeken ailesine bir kuruş bile koklatmadığından kimsenin haberi yoktu tabii.
Funda beklemeyecekti, abisi de kızın biri ile oyalanırken Akın ile hemen konuşmalıydı. Duramadı yerinde, arkadaşlarını ve kardeşini o masada öylece bıraktı. İnsanların az olduğu köşe başı ışıklarına doğru yürümeye başladı. Akın kalabalıklarda, düğünlerde yada mevlütlerde genelde köşelere kenarlara kaçardı, biliyordu. Buralarda bir yerlerde olmalıydı.
Akın'ın sırtı dönük omuzları dik sigara içtiğini görünce elleri titredi. Geleceğinin maaşı bol, mahallenin en yakışıklı kocası, onu bekliyordu. Çevresindeki herkese bol paralı ve çok yakışıklı kocam var havasını atmak istiyordu. Belki çalışmaz o avm senin bu mağaza benim gezer dururdu. Sevdiği adam Akın, heybetli bedeni ile omuzları dik öylece duruyordu işte. Ve Funda artık onu, ya kazanacaktı ya kazanacaktı. Başka yolu yoktu!
Ferit, Yıldız'la eskileri yad ettikten sonra konu kardeşlerine geldi. Yıldız onun Feyza'ya olan düşkünlüğünü bilirdi. Kardeşini deli gibi kıskanan adam kardeşinin biri ile dans etmesine ses etmemişti. Ferit uzaktan olanı biteni dikkatle ve sakince izlemişti.
"O ikisi var ya... Küçük ardeşinle o yakışıklı adam, gerçekten yakışıyorlar Ferit. Hem o adamla yakın arkadaştınız diye hatırlıyorum. Bir arkadaşın olarak sana tavsiye vermek istiyorum. Eğer kardeşin mutlu olacaksa bence Feyza'yı üzecek bir şey yapma. Feyza büyüdü."
"Karışmayacağım sadece izliyorum ve farkındaysan fırsat yaratıyorum." Ferit düşüncelerini öylece söyledi. İlk kez sesli dile getirişiydi ve korktuğu kadar dilinin kemiğine ağır gelmedi.
"Bunu küçük kardeşine düşkün adam mı söylüyor? İnanamıyorum."
"Mutlu olsun Yıldız, evde ona huzur yok. Hem annem hem Funda binmişler kardeşimin dalına, hizmetçi gibi iş gördürüyorlar. Evlenince hiç olmazsa sadece kocasına yemek yapar. Evde dört boğazın yemeğini pişiriyor, çamaşır temizlik onda. Ben giderken bu kadar değildi. Üstelik o it var ya benden yakışıklı değil bi kere! Ailesi komşumuz ve çocukluğumuz bir geçti. Bizim evin aksine onların evinde huzur var. Hele Fatma Teyze'm eminim ki kardeşime asla kaynanalık etmez."
"O kendini beğenmiş Funda hala aynı bencillikte yani. Kusura bakma ama hiç şaşırmadım. Annen niye öyle davranıyor peki?"
Bunun cevabını da en yakın zamanda öğrenecekti Ferit. Dedikodulardan anladığı kadarıyla anneleri Aylin Hanım, 'polis damadım olacak' diye gerim gerim geriliyormuş. Zaten bunu duyduktan sonra Hörü Teyze'ye uğramıştı ya. İyi hoş kadındı ama ağzı hiç durmuyordu.
Hörü Teyze dedikodunun merkezi o olduğu için düğün, mevlüt, nişan, isteme, sünnetten önce onun haberi olurdu. Haberin duyulmasını isteyen onun kapısını çalardı. Tıpkı Ferit gibi. Hoş ortada nişan isteme falan şeyler yoktu. Ferit dedikoduların yönünü çevirerek Funda'nın sonradan daha fazla üzülmesini istemediği için yapmıştı. Ferit ardını önünü adam akıllı düşünmeden bunu yapmıştı. İyilik olsun diye yaptığı şey köklü bir değişimin zeminini hazırlamıştı farkında değildi.
Ferit, Feyza'ya eziyet eden annesinin oyunlarını zevkle boşa çıkarmayı hedeflemişti. İki destekcisi daha vardı ve Ferit henüz onları bilmiyordu. Kaderin yollarında ince ince dokunan ve oynanan oyunlar gidişatı değiştirir mi, bilinmez. Fakat edilen içten bir dua, yürekten dökülen bir kaç sözcük kabul görürdü. Akın, çok iyi kalplerin dualarını almıştı. Bakalım neler olacaktı?
Ferit uzun süre kardeşlerini yalnız bıraktığından huzursuz hissettiği için masalarına geri döndü. "Funda nerede?" Sorusuna Feyza "Tuvalete gitti abiciğim." Diyerek yanıt verdi. Fakat Feyza içten içe biliyordu ki abisi onu aramaya kalkarsa, bulacağı yer Akın'ın yanıydı.
Aradan geçen on beş dakikadan sonra abisi yeniden sorunca Feyza'nın endişe etekleri tutuştu. Abisine renk vermemek için "Abi bayan olduğumuzu unutuyorsun, merak etme makyajını düzeltiyordur. Hem bende gidip bir elime yüzüme bakacağım. Geç gelirsek merak etme lütfen, bir şey olursa telefonla ararız seni tamam mı?" Dedikten telefonu elinde salladı.
Amacı olabildiğince zaman kazanmaktı. Ferit kardeşinin söyledikleriyle, endişeyi bir kenara bırakıp nihayet rahatladı. Bunu fark eden Feyza hızla masadan uzaklaşıp ablasını aramaya koyuldu. Pistte yoktu. Tuvaletler mekanın arka tarafına düşüyordu ve oraya gittiğini hiç sanmıyordu.
Otel bahçesinin ıssız yerlerine uzaktan bakmaya karar verdi. Ablasının arkadaşlarıyla derin bir muhabbete dalan abisine son kez bakıp ışıkları az olan taraflara doğru yürüdü.
Burada genelde çiftler ve aşıklar vardı. Kimseyi rahatsız etmeden ve dikkat çekmeden kenardan yürürken bahçenin en uç kısmında hafif loş ışıkta turuncu elbiseli ablasını fark ediverdi. Ve soluğunu usulca bıraktı. Arkasına baktı, abisi takip etmiş olabilirdi neyse ki görünür yerlerde Ferit yoktu.
Gözleri o dip köşeye tekrar kaydı. Loş ışıkta güzelliğiyle parlayan ablasının karşısında, karanlıkta kalan kısımda vücut bulan beden kesinlikle Akın Abi'sine aitti. Ablasına bakmak yerine öylece duvara bakan adamın kafasına kafasına vurmak istiyordu. Ablası bir şeyler söylüyor o da tepkisizce dinliyordu.
Çok sürmedi bu tek taraflı konuşma... Akın da sonunda bedenini Funda'ya çevirmişti. Funda o andan sonra üç seri adımla loş ışıktan çıkıp karanlıkta ki siluetin tam dibinde durdu. Diğer beden kaçmadı ve gelenin karşısında dimdik durmaya devam etti. Funda ayak parmakları üzerinde uzanıp Akın'ın çenesine dek çıktı. Hala geri çekilmeyen adam ona umut verdi.
Feyza karanlıkta olsa seçilen hareketleri gözleri büyüyerek izledi. Sonra... Sonra içi bir tuhaf oldu, kötü bir şey olacakmış gibi yada olmuş gibi hissetti. Huzursuzlaştı. İçi depreşti.
Burada ablasına ve sevgisine saygısızlık yapıyor, gizlice o iki sevgilinin öpüşmek üzere olmasını izliyordu. Vicdanı sızladı.
Kızdı kendisine ve hemen arkasını dönerek oradan uzaklaştı. Minik kalbi kuş gibi çırpınıyordu. Artık huzura erebilirdi çünkü ablasıyla Akın Abi'si bir yolda yürümeye başlamışlardı. Keşke hiç gitmeseydi. Onları gizlice izlemek kendisine hiç yakışmamıştı. Niye huzursuz hissettiğine ise anlam veremedi. Kalbine şüphenin getirdiği vehm düşünceler çoktan üşüştü. Ablası iyiydi, isteğine kavuşuyordu. Ferit görmemişti. Sorun yoktu. E daha neydi?
Sonra kendisini kandırmayı yine başardı. Feyza içinden sürekli şunları söylüyordu.
Abim onları görmesin diye böyle hissediyorum.
Bir şey yok!
Bir şey yok!
Her şey yolunda! Artık lütfen sakinleş kalbim...
🚔🚔🚔🚔🚔🚔🚔🚔🚔🚔🚔🚔🚔
Akın'ın tarafında işler resmen bomboktu. Evde ne varsa katılmış, karıştırılmış çorba gibi ne olduğu belirsiz hisler içerisindeydi. 'Böyle işin ızdırabına'... Diyip diyip sar geriye yapıyordu. Tam olarak nerede kantarının topuzunu kaçırmıştı, ayırdına varamıyordu. Tamam sadece kendi düşünceleri ile cebelleşse sorun yoktu da... Ama Ferit bile dostuna tek seferde, bir bakışta tanıyı koymuştu. Feyza da dahil çok nadir yakaladığı gözlerinde sürekli ama sürekli 'uzak dur, mesafeyi koru' içerikli bakışlarında ünlem işaretleri yanıyordu. Hayır, herkes doğru da kendisi mi yanlıştı?
Yaktığı sigaraları içmedi de adeta iştahla yedi. Yine de yetmedi. Uzun parmaklarına, saçlarına, nikotinin isi bulaştı. Kalbine de garip bir hastalık sirayet etti, inceden sızım sızım sızlıyordu.. Bir sigarayı daha parmak aralarında tutarak ateşin önüne sürdü. Mantığı 'yanıyorsun, yanmasanda yanacaksın, az kaldı. Tam sıfır noktasındasın' diyordu. Ötesi ya bir ya sıfır altıydı. Akın'a yazıktı...
Nereden bulunup geldiyse, ayrık otu gibi karşısına dikilen bedenle 'ulan bi siktir git' demek istiyordu. Dopdolu kafasının, beyninde kuyrukları birbirine değmeden koşuşturan tilkileri yüzünden taramalı tüfek gibi bir sürü kelam saçan, Funda'yı son sözlerinde yakalayabildi.
"Bak bana bir kez bak. Çok güzelim" Devamında kendi dilince ilanı aşk mı ediyordu o?
"Oluruz," diyordu. "Yakışırız..." Funda'ya da bir an üzüldü. Oluru yoktu. Kızın parlayan gözlerinde titreşim yoktu. His hiç yoktu. Sadece hayranlık vardı. "Herkes bizi konuşur." Funda'nın kalbi gibi sözleri de bomboştu.
Birisini sevse insan gözbebekleri olsun, elleri olsun heyecandan titremez miydi?
Sözlerin sırasını şaşırmaz mıydı? Bocalamaz mıydı?
Zaman mekan silinip gitmez miydi?
Yoktu. Funda da bu belirtilerin hiç birisi yoktu. Ezberden bir bir dökülen üç cümleden biri 'ben güzelim sen yakışıklısın, çok yakışırız'dı.
Hani duygular neredeydi?
Gözlerde de sözlerde de yürekten geçen bir şeylerin izi yoktu. Zaten olsun da istemezdi. Çocukluktan beri bu kızı oldum olası pek sevemezdi. Mesleği gereği insanları olur olmasık istemsiz okurdu. Yine bomboş bir halde kızı göz ucuyla okudu. Genç adamın aklı o kadar doluydu ki...
Karşısında Ferit vardı. 'Seni mert bilirdim diyordu. Tutamayacağın sözler verme diyordu.' Akın kendi içinde kayıptı. Dışa o anlık kapalıydı. Funda yine boş boş konuşur, eli bomboş giderdi. Mesleğini hakkıyla yerine getiren bir adamın tek gecede bütün ayarlarıyla bir bir oynamışlardı sanki. Refleskleri istem dışı çalışmıyordu.
Yüzüne yaklaşan ona çok uzak bir yüz vardı. Çok yanlış hissettiren bir nefesin ilk izleri çenesine vurdu. Sonra şekerli vanilyamsı ağır bir koku burun deliklerine kibirle saldırdı.
Halbu ki hemen dakikalar öncesinde, 'ona' sarılınca bir de dans ederken ciğerlerine dek uysalca işlenen o naif hafif gül kokusu değildi bu. Akın anında irkildi. Suratına ulaşmaya çalışan 'bir yabancı düşman' vardı. Elleri savunma pazisyonu ile havaya kalktı ve karşısında ki yabancının omuzlarına, parmak uçları değerek şiddetle itti. Ne münasebetti?
O sert itiş sonrası Funda o kadar şok olmuş bir haldeydi ki popo üstü oturup kalırken gık bile diyememişti. Kısacık eteği kalça altlarına dek açıldı. Akın kız yere düşer düşmez arkasını çoktan dönmüştü.
"Haddini aşma! Bir daha ne beni ne kendini bu utanç dolu duruma düşürme! Benim sende gözüm de gönlüm de yok. Hiç olmadı. Olmaz. Yoluna bak! Benim basitlerle işim yok. Bir daha uyarmayacağım ve Ramazan Amca'ma gideceğim." Sırtını dönmüş adam ne başını ne yüzünü Funda'ya dönmedi. Öylece sözleri mızrak saplar gibi bir bir hedefine en soğuk, en yabani haliyle gitmesi gereken yere iletti. Hisleri gerçek olsa bu kadar zalim olur muydu bilmiyordu. Hayır yine zalim olurdu. Akın'ın, 'biri'si vardı. Artık emindi.
Bu gece yaptığı tek ama tek doğru şey, gömlek ceketinin cebine iliştirdiği özel yapım kalemdi. Partiler, barlar, şehrin cavcavlı merkezi eflatun sokak ve üniversiteler beyaz tozun elden ele kolayça geçtiği yerlerdi. Ne fidanlar bu toz uğruna en çok bu gibi yerlerde tanışıp genç yaşta solup gitmişlerdi. Denizli'ye geri döndüğünden beri böyle ortamlarda o cebindeki kalemin kayıt düğmesine illa ki basardı. Yasal olup olmaması asla umrunda değildi. Bir tanecikte olsa can kurtarıyorsa her şeye değerdi. Bu gece de Anemon Otel'in içine girmeden önce kaydı başlatmıştı. İleri de bu kayıt ya huzura erdirecekti yada... Yadası şimdilik nasip kısmet olsundu.