Mustafa, Şirin’den düzgün bir cevap alamayacağımı bile bile konuşmaya devam ettim. “Senin tarafa da acıyı bol atıyorum.” Eskiden beri kendi yemeğini böldürüp neredeyse hiç acısız yediğini biliyordum. Normalde çoktan acı yemediğimi bilmiyor musun diye ağzımın payını vermesi gerekirken şimdi cevabım sessizlik oldu. Altı yumurta kırdığım tavanın bir köşesine acıyı hiç getirmeden serpip altını kapamadan önce, her zaman taze ekmek bulamadığım için dondurucuda hazır beklettiğim somun ekmeği mikrodalgaya alıp hızlıca ısıttım. Bir de çay olsa tadından yenmezdi ama onu da Şirin’in hava durumlarına göre üzerine demlerdim artık. Hazırladıklarımı ada tezgâhın üzerine taşıdığımda gözlerini boşluğa dikmiş öylece duruyordu. Bu hali hiç hoşuma gitmediği için sandalyesini tutup tavanın yakınına

