En az benim kadar şaşkın yüzüyle beni incelerken sessizliğini korumaya devam etti. Başımı geriye atmış, dikkatle ona bakıyordum. Nefes dahi alamıyordum. Bu nasıl olabilirdi? Aklım, içinde bulunduğum durumu kavramayı reddederken Ateş, "İyi misin?" dedi. Konuşamayacağımı düşündüğüm için sadece başımı aşağı yukarı salladım. İyi olduğuma kanaat getirince belimdeki kolları yavaşça doğrulmamı sağladı. Şaşkınlığım geçmiyordu. Kolları arasında öylece durmaya devam ediyordum.
Neredeyse bir yıl sonunda onu görmüştüm. Hem de her şeye yeniden başlamak üzere bindiğim uçakta. Tesadüfün hangi yüzüydü bu? Onu görmek istediğim günlerin aksine neden bugün? Bu bir yıl içinde onu çok daha önce görmek istemiştim. Ateş'i görmek için yaptıklarım aklıma gelince yanaklarım kızardı. Karşılaştığımız caddeye bile gitmiştim. Eczanedeki kadına da sormuştum ama yoktu. Zaten o eczane iki hafta sonra kapanmıştı. Elimde adından başka bir şeyi olmayan adama dair izler bulmak istemiştim. Ama o, sanki hiç var olmamış gibi yok olmuştu. Onu bulacağıma dair olan tüm ümitlerimi yitirdikten sonra karşımda görmek ise garipti.
Gözlerine bakarken kendime engel olamadan "Beni hatırladın mı?" dedim. Sorumu duyunca dudakları yavaşça kıvrıldı.
"Hatırladım," deyip kısa bir an duraksadı. "Verda."
Adımı hatırlıyordu.
Kollarını belimden çekerken geriye doğru ufak bir adım attı. Ellerini kot pantolonun cebine yerleştirirken "İyi görünüyorsun," dedi. Sözlerini duyunca gülümsedim. Bakışlarım önce bileğine ardından hafif bir iz kalan kaşının üstüne kaydı.
"Sen de son gördüğümden daha iyi görünüyorsun." Gözlerine baktım, hâlâ asi fırtınalara ev sahipliği yapıyordu güzel gözleri. Yüzümde hafif bir gülümseme oluşurken yanağımın iç kısmını ısırdım. Gözleri o günkü gibi yüzümde gezinirken göz göze geldik. İçime dolan tuhaf hisler yüzünden ufak bir nefes aldım. Aramızda sessiz bir bakışma geçerken yanımıza gelen hostes, yerlerimize geçmemiz konusunda bizi uyardı. Ateş yana çekilince oturmam için bana yer açtı. Ben oturduktan sonra o da yanımdaki koltuğa oturdu. Yan yana oturuyorduk. Bütün bu olanlar benliğimi allak bullak etmişti. Uçağın kapıları kapanırken pilotun sesi duyulmaya başladı. Uyarı üzerine kemerlerimizi bağlamaya başladık. Aklım onda ve anın imkânsızlığında olduğu için dikkatimi yaptığım işe bile veremiyordum. Kemerimi zor da olsa bağladıktan sonra ona döndüm. Gerçekten oydu ve yanımdaydı. Bakışlarımı fark edince gözleri bana kaydı.
"O gün aniden ortadan kayboldun."
"Derse yetişmem gerekiyordu." Kaşları çatılırken başıyla onayladı. "Bu yüzden apar topar gitmek zorunda kaldım." Oradan kaçar gibi ayrıldığım için pişmanlıkla geçirdiğim o kadar çok günüm olmuştu ki...
Günlerce, keşke derse gitmek yerine onunla kalsaydım diye düşünmüştüm. Ama maalesef zamanı geriye alamadığımız gibi yaşananları da değiştiremiyorduk. Ateş cevap vermedi. İkimiz de önümüze döndüğümüz sıralarda, uçak pistte hareket etmeye başladı. Ateş sayesinde unuttuğum korkum, gün yüzüne çıktı. Uçağın kalkış anından korkuyordum. İçimi kaplayan korku yüzünden parmaklarımı koltuk kollarına geçirip sıkıca tuttum. Uçak, kalkışa geçerken gözlerimi sımsıkı yumup içimden saymaya başladım.
"İyi misin?"
Ateş'in sesini duysam da tepki vermedim. Bedenim kaskatı kesilmişti. Bacaklarım titriyor, içim çekiliyordu. Kenetlenen dişlerimi tüm gücümle sıkarken alnımda boncuk boncuk terlerin biriktiğini hissediyordum. O an, sıcak elini buz kesen soğuk elime yerleştirdi. "İstersen elimi tutabilirsin," dediğini duydum. Sözünü ikiletmeden bana uzattığı eline tutunup sıkmaya başladım. Bu eziyetin bir an önce bitmesini istiyordum.
Sakinleştirici bir sesle "Sakin ol. Bir şey olmayacak," dedi. Uçak gökyüzünde süzülene kadar elimi tutup ara ara sakin olmam gerektiğini söylemeye devam etti Sözleri beni sakinleştiriyordu. Onun sayesinde kalkış anı çok daha rahat geçmişti. En azından ağlamamıştım. Gözlerimi ona çevirip minnetle gülümsedim. "Teşekkür ederim," diye mırıldanınca cevap vermeden sadece omzunu silkti. Bakışlarım ellerimize kaydı o an, hâlâ elini sıkıca tutuyor olduğum gerçeği kafama dank etti. Ateş'in bakışları da benim baktığım yere kayınca bir an hareketsiz dursak da elini ilk çeken ben oldum. Çekingen bakışlarımı, uçağın ufak camına çevirip soluk gri renkteki gökyüzünü izledim. Buraya alışmış olsam da İstanbul'un mavi gökyüzünü özlemiştim. İç geçirirken ufak bir nefes aldım. Bir süre bakışlarım gökyüzünde asılı kalsa da sonunda aklımın olduğu kişiye kaydı. Dikkatli gözlerle Ateş'e baktım. Başını geriye doğru yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Fırsattan istifade ederek uzun uzun onu izledim. Tanıştığımız günün üzerinden koca bir yıl geçmişti ve ben, ona dair hiçbir şeyi unutmamıştım. Çıkık elmacık kemiklerine bakarken bakışlarım, geçen seneye göre daha kısa olan sakallarına ardından da dudaklarına kaydı. Alt dudağı üst dudağına göre daha dolgundu. Açık kahverengi kumral saçları ise dağınıktı. Ona çok yakışıyordu.
Biçimli kaşları çatılırken "Çok dikkatli bakıyorsun," deyip kapalı olan gözlerini açtı. Yakalandığım için utanç bedenimi esir alırken dudağımın iç kısmını ısırdım. "Afedersin, gözüm takılmış," diye geveledim. Dişlerini göstererek sırıttı. Gözüm mü takılmış dedim ben cidden? Tekrar gözlerini kapatırken iyice koltuğa yerleşti.
Yeşil gözlerim kaşındaki ize takıldı.
"Dikiş attırmadın değil mi?"
"Vaktim olmadığı için unutmuş olabilirim."
Başımı bezgince iki yana doğru salladım. İğneleyici bir tavırla "İz kalacağı konusunda seni uyarmıştım," dedim. Eli kaşındaki ize gittiğinde gözlerini açtı.
"Ufak bir iz sadece." Oturuşunu dikleştirirken "Sen neler yaptın?" dediğinde omuz silktim.
"Mezun oldum." Kaşları havalandı.
"O kadar büyük müsün?"
Sözlerini duyunca alayla güldüm. "Yirmi iki yaşındayım ben."
Dudakları varla yok arası bir şekilde kıvrılırken delici bakışları, yavaşça beni incelemeye başladı. Üstümde kalın askılı siyah bir bluz ve siyah keten bir şort vardı. Uçlarını daha açık bir renge boyattığım düz, açık kumral saçlarım, göğüslerimin üstünde bitiyordu. Yüzümde yok denecek kadar hafif makyaj vardı. Çünkü yolculukta makyaj yapmayı sevmiyordum ve yol uzundu.
Ateş'in gözleri bacaklarımdan başlayarak beni incelemeye başladığında kıpırdanmadan durmak zordu. Dudağının sağ tarafı havalandı.
Gözlerime bakarken "O gün daha küçük görünüyordun," dedi.
O gün pek makyaj yapmamıştım ve çok spor giyinmiştim. Bu yüzden öyle sanmış olmalıydı.
Bakışları bir an uçağın camına kayarken birdenbire "O eczane kapanmış," dedi.
Oraya tekrar gitmiş miydi? "Evet ben de uğradım ama kapalıydı."
Aniden "Neden uğradın?" diye sorduğunda afalladım. Ne cevap vereceğimi bilmediğim için "Ben," deyip sustum. Senin için diyemezdim. "Yolumun üstündeydi. Sen neden uğradın?"
Dudaklarında ufak bir gülümseme oluştu. "Sana dair bir iz bulmak istemiş olabilirim."
Kaşlarım havalandı. Beni mi bulmak istemişti?
İçime dolan heyecana engel olamadım. Uzun kumral saçlarımı kulağımın arkasına doğru iteledim. "Neden?" Kısa bir sessizlik yaşandı.
"Benimle ilgilendiğin için teşekkür etmek istedim."
Yeterince teşekkür etmişti oysa... Dudaklarımdaki gülümsemeyi gizledim.
"İstanbul'a temelli mi dönüyorsun?"
Sorusu üzerine boğazımı temizledim. "Evet, üniversite bitti. Artık ülkeme dönme vakti." Başıyla onayladığı sırada hostes tarafından içecek ikram edildi. İkimiz de kahve istemiştik. Kahvelerimizi içerken daha fazla konuşmadık. İki günün uykusuzluğunu yaşadığım için içtiğim kahveye rağmen uyuyakaldım. Ne yazık ki iniş saatine kadar uyanmamıştım. Gözlerimi açtığımda uçak inmek üzereydi. Uykulu gözlerimi kırpıştırdım. İçimi yine korku kaplamıştı. Bedenim gerilmeye başladı, o sırada bir el sessizce elimi tuttum. Bakışlarımı bana güven veren gözlerine çevirdim. Yabancı bir insan nasıl olur da bu kadar güven verebilirdi? Cevabını bilmediğim soruları bir kenara bırakıp bana uzatılan ele uzandım. Parmaklarım, parmaklarının arasından geçip sıkıca elini kavradı. Kader çizgilerimi avucuyla bütünleştirdim. Temas sayesinde ya da yaşadığım korkudan dolayı kalbim hızlı bir ritim tutturdu. Elleri sıcacıktı ve kenetlenen elimizden oluk oluk içime akıyordu. Uçak inişe geçince elini daha sıkı tutup dişlerimi kenetledim. Gözlerimi sıkıca yumdum, tüm bedenim kasılmıştı. "Geçecek," diye mırıldandı. Başımı olumlu anlamda sallayıp sertçe yutkundum.
"Tek başına uçuş zor olmuyor mu?"
Sorusunu duyunca gözlerimi açmadan konuşmaya başladım.
"Bu tek başıma ilk uçuşumdu."
Babam uçaktan korktuğumu bildiği için yanımda hep o olurdu. Fakat bu sefer işleri çok yoğun olduğu için gelememişti. Babam... Kimi zaman annemin çok gördüğü anneliği bile yapan babam. Hafifçe gülümsedim, yüreği güzeldi babamın. O an uçağın tekerlekleri yere değerken düşüncelerimi bir kenara iteledim. Sıkıca yumduğum gözlerimi açtım, iniş nihayet gerçekleştiği için sonunda derin bir nefes alabilmiştim. Hızlanan nefes alışverişim düzene girerken kasılan vücudum gevşemeye başladı. Sıkıca tuttuğum elini kastederek "Özür dilerim fazla sıktım sanırım," dedim utançla.
"Zararı yok. İyi misin?" sorusu üzerine başımı olumlu anlamda sallayıp, elini yavaşça bıraktım. Uçağın kapıları açılırken kemerlerimizi açıp inmek için ayaklandık. El valizimi almak için üst bölmeyi açıp uzandım fakat arkamdan uzanan Ateş, benden önce davrandı. Bedeninden tenime yayılan ısıyı hissedince nefesim kesildi. Nefesi enseme çarparken gözlerimi kırpıştırdım. Tenim karıncalanmaya başlamıştı. Bu tuhaf hislerin girdabına çekilirken Ateş, valizi kolayca alıp geri çekildi. Ancak o an derin bir nefes alabildim.
Valizi elinden aldıktan sonra beraber uçağın kapısına doğru yürüme başladık. Ondan numarasını istemeliydim. Nedenini bilmediğim şekilde onu kaybetmek istemiyordum. Ama buna nasıl cesaret edeceğimi de bilmiyordum. Merdivenlerden indikten sonra kendime verdiğim cesaretle numarasını isteyecektim ki tartışma çıktığını gördüm. Etraf bir anda kalabalıklaşırken kendimi hengâmenin ortasında buldum. Etraf gittikçe kalabalıklaştı. O an Ateş'i çoktan kaybettiğimi anlamıştım. Ellerimle dalgalı saçlarımı geriye atarken sıkkınca ofladım. Onu bulmam milyonda bir ihtimale dönüşmüştü. Kırılan ihtimallerin içinde bir kez daha kaybetmiştim onu.