2. BÖLÜM ~Emanet~

1514 Kelimeler
Esme şok olmuş vaziyette Mertin anlattıklarını dinliyordu. Nasıl bu şekilde iftira atabilirdi. Kendi söylediklerini Esme söylemiş gibi aksettirebilirdi. Sinirden bütün vücudu titredi. " Yalan söyleme. Bunları sen söylemedin mi bana. Midemi bulandırıyorsun." Sevde Esmenin üzerine yeniden atılıyordu ki Hüseyin bey "Yeter! " diye kükredi. "Misafirlerimiz var. Saçmalıklarınızı sonraya saklayın." Gelenlere dikkat etmemişlerdi şimdiye kadar. Esme hala öfkeden yanan gözlerini amcasının yanındaki adamlara çevirdi. Şöyle bir bakarken bir çift ela gözle karşılaştı kara gözleri. Adam geniş omuzlu ve uzun boyluydu. O kadar ulaşılmaz görünüyordu ki. Yutkunurken soğuk ve sanki suçlayıcı bakan o gözlerden kaçırdı gözlerini. Beton zemine sabitledi bakışlarını. Dudaklarını dişledi suçlu suçlu. Şimdi ne olacaktı. Ya amcası ona inanmazsa. Ya gerçekten onun suçlu olduğuna inanırlarsa. İçten içe korkmuştu. O ela gözlere sahip adamın onu suçlu görüp yanlış tanımasından. Yengesi hışımla yanına gelip kolundan çekiştirince düşmekten son anda kurtuldu kız. Sendelese de ayakta durmayı başarmıştı. Başını yeniden kaldırıp bakmaya güç yetiremese de aklı içine işleyen ela gözlerde takılı kalmıştı. Sevde hala hıçkıra hıçkıra ağlıyor Mert onu avutmaya çalışıyordu. Amcasının ne düşündüğünü anlaması mümkün değildi. Kendisine inandığını düşünmek istiyordu Esme. "Sen nenenin yanına git kızım" dedi amcası. Bir rüyadan sıyrılır gibi irkildi. Bu, amcası onu anlamış ve inanmış demek olmalıydı. Aksi halde öylece gitmesine izin vermezlerdi öyle değil mi? Paltosuna sıkı sıkı yapışıp yengesinin tutuşundan kolunu kurtardı. Arkasına bakmadan çıktı avludan. Zihninin bir köşesini ela gözler işgal ediyordu hala. Koşarak gitti eve. Babannesinin güvenli limanına sığınmak istiyordu. İçeriye girdiğinde evin ılık olduğunu gördü. Soba yenice sönmüş gibi görünüyordu. Ancak evin içi hala ılıktı. Buna sevinip üzerine bir battaniye aldı. Sert divana uzanıp başına kadar çekti. Ah uyuyabilseydi keşke. Babannesinin sorularından ancak uyursa kaçabilirdi. Ancak gözlerini kapattığında Mert'in dokunuşların yeniden hissediyor irkilerek açıyordu gözlerini. Ne kadar kendisiyle cebelleştiğini bilmese de Babannesinin sesiyle kendine geldi. "Kızım erken gelmişsin." "Evet pamuğum. İşler bitti geldim ben de." Battaniyeyi atmıştı üstünden. Olanlardan bahsetmek istemiyordu. Herşey herkes tarafından unutuluverseydi ya. İçini görmek ister gibi bakan Babannesinden gözlerini kaçırdı. "Ne yemek var Ayşe Sultan?" "Kuru fasulye yaptım güzel kızım." "Sen otur Sultanım. Ben hemen koyar getiririm. Kurt gibi acıktım." Nasıl yiyecekse bu bozuk moralle. Mutfağa geçip tabakları hazırladı. Sessizce yemeklerini yediler. Esme bulaşıkları hallederken nenesi sobaya birkaç odun daha attı. Odanın sıcaklığından mı yorgunluktan mı bilemedi ama iyice mayışmıştı Esme. Yatağını hazırlayıp içine girdi. Amcasının evinden ses çıkmadığına göre kendisine inanmış olmalıydı amcası. O bilirdi böyle bir şey yapmayacağını değil mi? Umarım dedi içinden. Sadece umuyordu.. ~~~ Sabah erken saatte nenesinin sesiyle uyandı yine. Bu akşam kına vardı. Dünkü olanlardan sonra kına olacak mıydı onu da bilmiyordu. Ama içinden oraya gitmek de gelmiyordu. Acaba neler olmuştu o gittikten sonra. Kapı çaldığında irkildi. Kahvaltının bulaşıklarını yıkıyordu. Nenesinin kapıya doğru gittiğini görünce elindeki bezi tüm gücüyle sıktı. Kim gelmiş olabilirdi. "Günaydın Ayşe Sultan." Cıvıltılı sesi duyunca rahat bir nefes aldı. Gelen can dostu Elifti. İçeriye giren arkadaşına sarıldı sıkı sıkı. "Ne oldu kuzum?" Anlamıştı bir sıkıntı olduğunu. Esme Babannesini işaret ederek fısıldadı. "Anlatırım." Elif anlayışla başını salladı. İşin ucundan tuttu beraber yıkadılar bulaşıkları. "Kızım ben bir amcanlara uğrayacağım." Esme salona başını uzattı. "Tamam pamuğum. Zorlama kendini." Aslında gitmesini hiç istemiyordu. Ama olanları daha ne kadar saklayabilirdi ki. Kapı kapanır kapanmaz Elif tarafından çekiştirildi. "Anlat bakalım ben çatlamadan." Esme dudağını dişledi. Neresinden başlamalıydı. Derin bir soluk alıp anlattı herşeyi. "Ne!! Irz düşmanına bak sen. Bir de iftira atıyor utanmadan. Mehmedime söyleyeyim sıksın topuğuna." Mehmet Elifin nişanlısıydı. Elifin hızlı ve sinirli bir şekilde konuşması güldürdü Esmeyi. "Dur kız enişteyi meşgul etme şimdi. Hem belki amcam bana inanmıştır. O yengemi de ikna eder merak etme." "Sana inandığını nerden biliyoruz." "Şimdiye kadar evi basmadıklarına göre öyle umut ediyorum. Merak etme eğer tersi olursa söyleriz enişte bakar icabına." Kıkırdadı iki kız. Öyle umut ediyordu Esme. ~~ "Hadi kızım giyin de git artık. Yengen seni bekliyordu. Mum lazım olmuş. Orda olacaktı bir iki tane. Götürürsün giderken. " Sıkıntıyla iç geçirdi Esme. Batmasına az kalan güneşin kızıllıklarını izliyordu. Babannesi yeni gelmiş sayılırdı. Dünkü olanlardan hiç bahsetmemişti. Demek ki olay öylece kapanacaktı. Buna sevinse mi üzülse mi bilmiyordu kız. Onlarla neden hala iyi olmak zorundaydı ki. Kızgındı Sevde'ye. Evet onu sevmiyor olabilirdi ama ona rahatlıkla iftira edebilmesini hazmedemiyordu hala. İsteksizce kalktı yine de. Üzerine bütün özel günlerde giydiği siyah üzeri kırmızı çiçekler olan elbisesini giydi. Saçlarını tarayıp açık bıraktı. Siyah saçları hemen şekil almış bukle bukle olmuştu bile. "Ben çıkıyorum Ayşe Sultan." Hava kararmıştı. Hızlı adımlarla tepeyi çıktı. Evin önünde kalabalık görünüyordu. İnsanlar gelmeye başlamıştı anlaşılan. Tedirgin olup yavaşlasa da sonunda varmıştı işte. Evin önünde yabancı bir adamla konuşan amcasına ilişmişti gözleri. Amcası onu görmemiş, ciddi bir ifadeyle karşısındaki adamla konuşuyordu. Hızlıca ayrıldı oradan. Gözleriyle etrafı kolaçan edip avuluya adımını attı. Kalabalığın içinde yengesini bulmuştu gözleri. Bakışlarını kaçırsa da artık çok geçti. Buraya doğru geliyordu işte. "Nerde mumlar. Babannen söylemedi mi?" "Ah unuttum tamamen. Nasıl da aklımdan çıktı. Hemen gidip getireyim yenge." "Getir getir. Huzur bozmaktan başka Bi işe de yara." Yengesinin terslemesini göz ardı edip evden çıktı. Nasıl da unutmuştu. Aklı yerinde değildi ki. Bu soğukta paltosunu bile unutmuştu. Hava da iyice kararmıştı. Çok korkardı bu yolu karanlıkta gitmekten. Hızlı adımlarla soğuktan kaçarcasına, görünen ışığa doğru ilerliyordu. Etrafta görünen evin ışığından başka ışık yoktu. Bir de dolunayın ışığı aydınlatıyordu yürüdüğü yolu. Son birkaç adım kala koşup dış kapıya kadar geldi. Sanki arkasından birisi geliyor gibi tedirgin olmuştu. Evin eski tahta iç kapısına hızlı hızlı vurdu. Çok geçmeden açılmıştı kapı. Rahatlayıp bir nefes aldı. Odanın sıcak havası kucakladı kızı. Esme çam odununun yanarken yaydığı kokuyu içine çekti. Kapıyı açan Ayşe nenesinin tombul yanaklarından sulu bir öpücük alıp kıkırdayarak odaya girdi. "İyi akşamlar Ayşe sultan" diyerek içeriye giriyordu ki, Sobanın başında gördüğü adamla gülücüğü kırmızı dudaklarında asılı kaldı. Amcasının evinde görmüştü bu adamı, hatırlıyordu. O zaman da ulaşılmaz görüntüsünden etkilenmişti. Evin içinde olmasına rağmen oldukça heybetli ve ulaşılmaz görünüyordu sanki. Siyah ceketi kol kaslarını saklayamamıştı. Kara gözlerini adamın üzerinde fazlaca beklettiğini farkedince yanakları al al oldu,kaçırdı gözlerini. Yanakları dışarının soğuğunda üşüyen bedenine inat yanıyordu. Hoşgeldiniz demeye bile çekinir mi insan. Adamın ela gözlerine bakıp söylemeye bile dili varmamıştı. Onu gördüğü an geldi aklına. Ela gözleri onu içine çekmişti sanki. Sadece adamın gözleri kalmıştı bir de kızın kara gözleri. "Alpay oğlum amcanın misafiri kızım. Düğünümüze gelmiş." Nenesinin sesini işittinde nihayet sesini bulup "Hoşgeldiniz" diyebilmişti. Titreyen elleriyle eteklerini tutup mutfağa doğru adımlıyordu ki amcası Hüseyin de içeriye girdi. Esme amcasının elini öpüp başına koydu. Amcası ne ara buraya gelmişti ki. Az önce düğün evindeydi halbuki. Adam amcası içeriye girince ayağa kalkmıştı. "Komutanım.." dedi emrini bekleyen asker gibi. Amcası topallayarak salonun ortasına kadar ilerledi. Eliyle divanı gösterip "Otur Alpay', dedi. Adı Alpaydı demek. Kendisi de çaprazındaki divana oturmuştu bu sırada. Amcası emekli albaydı. Gazi olmuştu. Çok sevilen ve saygı duyulan bir adamdı. Amcasının kendisini çağırdığını farketti Esme." Gel kızım" dedi. "Sizinle konuşacaklarım var". Eliyle yanındaki boşluğu göstermişti. Şaşırdı Esme. Kına için mumları götürmesi gerekiyordu. Herkes kendisini bekliyordu. Amcası bu yabancıyla ortak ne konuşabilirdi ki kendisiyle. Kulağının arkasından kurtulan bir bukle yüzüne doğru düştü. Alpayın gözü usulca salınan buklede kalmıştı. Kız bunu farkeder etmez tekrar kulak arkasına sıkıştırırken dudağını dişledi tedirgin bir şekilde. Usulca soluk çekti ciğerlerine ve amcasının gösterdiği yere oturdu. Birşey vardı ve ciddiydi sanki. Amcasının yüzündeki ifadeden bunu anlamıştı. Ama ne olabilirdi ki. Gözünün ucuyla çaprazında oturan adama baktı. O ise amcasına bakıyordu. Ve sanki ne söyleyeceğini biliyor gibiydi. Amcası küçük bir öksürüğün ardından konuşmaya başladı. "Alpayla biz beraberdik o çatışmada' dedi amcası, aksayan ayağına bakıyordu. 'Askerdi o zamanlar. Yiğit adamdır. Dürüsttür. Ona gözüm kapalı güvenirim. " Esme gözlerini kırpıştırdı. Karşısındaki adam amcası onu överken karşı duvara bakıyor öylece duruyordu. Amcası neden bunları ona anlatıyordu ki. Anlamamıştı. Cesaretini toplayıp soracağı sırada amcası konuşmasına devam etti." Alpayla seni uygun buldum Esme. Sen bana abimin emanetisin. Alpay sana çok iyi eş olacak." Kulağı uğuldadı. Algılayamadı Esme. Neler oluyordu böyle. Amcası ona sormayacak mıydı bile. Birden bire ortaya çıkıp Esmeyle evlenecek olan bu adam da kimdi. Tanımıyordu ki onu. Peki ona ne demeliydi. Adam verilen emri yerine getiren asker gibi öylece duruyor. Mimiği bile kıpırdamıyordı. "Amca neler diyorsun?" Nihayet sesini bulmuştu Esme. Amcası "Ben öyle uygun gördüm Esme!" dedi. İtiraz kabul etmediği açıktı. Öfkelendi kız. Sanki itiraz etmezse hayatı ellerinden kayıp gidecekmiş gibi hissetti. Divandan gürültülü bir şekilde kalkıp "İstemiyorum!!" deme cüretinde bulundu. "Tanımadığım bir adamla evlenmeyeceğim amca" dedi kendinden emin bir şekilde. Amcası ayağa kalktı. Kızın tepesine dikilip yukarıdan baktı. Küçücük hissetti Esme. Halbuki severdi amcasını. Niye onu böylesine incitiyordu ki şimdi. Yanağında güçlü bir tokat hissettiğinde şok oldu kız. Dudağından bir 'hıhh' sesi çıkabildi yalnızca. Babaannesi yanlarına koşmuştu. Gördükleriyle kırışmış ellerini ağzına kapattı yaşlı kadın." Hüseyin!! "diye nida döküldü dudaklarından. Gözleri doldu kızın. Ama akmıyordu yaşlar gözünden bir türlü. Yalnız yanağı değil kalbi de yanıyordu. Kükredi amcası. "Alpayla evlenip buradan gideceksin. Sevde ve Mertten uzakta kendine yeni bir hayat kuracaksın. Unutacaksın buraları. Duydun mu Esme. Duydun mu dedim?" Duyuyordu Esme. Ama kulaklarına inanmak istemiyordu. Bu onun sevgili amcası olamazdı. Şimdi anlamıştı herşeyi. Ona inanmışlardı. Mert denen o pisliğe inanmış Esmeyi harcamışlardı. Gözleri delicesine yanıyordu ama gözlerinden yaş akmıyordu. Amcasının elinin değdiği yerler alev almış yanıyordu. Bir de kalbi yanıyordu. Yetim olmanın verdiği acı iliklerine kadar yakıyordu bütün bedenini. 'Emanetine böyle mi sahip çıkıyorsun Hüseyin Bey'diye bağırmak istiyordu. Ama ne sesi çıkıyor ne de gözlerinden yaş akıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE