SESSİZ KUŞATMA

1470 Kelimeler
Asya eve girdiğinde Meryem Hanım’ın hazırladığı yemeğin kokusu bile onu sakinleştirmeye yetmemişti. Odasına geçti, üzerindeki ceketi hırsla yatağa fırlattı. Akın’ın o ofisteki çarpık gülümsemesi, "Eksikler tamamlanmayı bekler" deyişi zihninde dönüp duruyordu. "Küstah..." diye mırıldandı Asya, masasının başına çökerken. Sinirinden alt dudağını tekrar ısırdığını fark edince durdu. Akın’ın "Dudakların..." diyen o zehirli sesi kulağında yankılandı. Adamın her hareketi, her kelimesi sanki Asya'nın sinir uçlarına basmak için tasarlanmıştı. Onun bu otoriter tavrını kırmanın tek bir yolu vardı. Onu kendi silahıyla, yani profesyonellikle vurmak. Asya gece hiç uyumadı. Akın’ın teknik yetersizlik dediği her neyse, ona öyle bir cevap verecekti ki, o 40. kattaki ofisten aşağı inip şantiyeye gelmeye yüzü kalmayacaktı. Projelerin başına oturdu her detayı, her statiği, her kalem işini defalarca kontrol etti. Öyle bir rapor hazırladı ki, içinde tek bir açık kapı bırakmadı. Sabaha karşı pencereden dışarı baktığında, sokağın sessizliğini yırtan o siyah zırhlı aracı gördü. Saat tam yedi otuzdu. Akın, saat gibi işleyen bir baskı makinesiydi. Asya, çantasını omzuna taktı, hazırladığı dosyayı koltuğunun altına sıkıştırdı. Kapıya yöneldiğinde Meryem Hanım mutfaktan seslendi. "Kızım, kahvaltı etseydin?" "Vaktim yok Meryem abla, dışarıda bekletilmeyi sevmeyen biri var," Asya alayla karışık bir öfkeyle. Kapıyı açtı ve basamakları hızlıca indi. Baran, arabanın kapısını açmak için hareketlendiğinde Asya elini kaldırıp onu durdurdu. "Günaydın Baran," dedi sesi her zamankinden daha sert ve kararlı çıkarak. Elindeki dosyayı Baran’ın eline tutuşturdu. "Akın Bey’e ilet bahsettiği o eksikler burada. Ofise gitmemize gerek kalmadı çünkü ortada tartışılacak bir hata yok. Ben kendi aracımla şantiyeye geçiyorum. Akın Bey raporu incelerken kahvesini yalnız içebilir." Baran şaşkınlıkla, kızda ki cesarete çaktırmamaya çalışarak gülümsedi. Akın’ın işi zor diye geçiriyordu içinden. "Ama Akın sizi bekliyor beraber gitmenizi istemişti" Asya, kendi arabasının kapısını açarken omzunun üzerinden Akın'ın arabasının karartılmış camlarına doğru baktı Akın’ın orada olduğunu ve onu izlediğini biliyor du. Ama hamle yapmamış o kananlık camın arkasından izlemeyi tercih etmişti Asya yüzüne takındığı zafer tebessümüyle. "Emirlerini kendi dünyasında versin Baran. Benim dünyamda işler profesyonellikle yürür, talimatlarla değil. Şantiyede görüşürüz." Asya arabasına binip motoru çalıştırdı ve siyah aracı orada öylece bırakarak gaza bastı. Dikiz aynasından Baran’ın bir şeyler anlattığını gördüğünde yüzünde hafif, mağrur bir gülümseme belirdi.. Asya şantiyeye vardığında, kendi arabasından inip tozlu çalışma alanına doğru hızlı adımlarla yürüdü. Kazandığı o küçük zaferin tadı damağındaydı Akın’ın o zırhlı aracını kapısının önünde öylece bırakmak, ona ilk defa hayır diyebilmek içini ferahlatmıştı. Ancak ofis olarak kullandığı konteynere girdiğinde, içerideki hava bir anda değişti. Akın, Asya’nın o darmadağınık, çizimlerle dolu masasına tünemiş, bir elinde Asya’nın az önce Baran’a verdiği raporu tutuyor, diğer elinde ise Asya’nın masasında duran eski bir kurşun kalemi çeviriyordu. Asya’nın içeri girdiğini duyunca başını yavaşça kaldırdı. Beklediğinin aksine yüzünde öfke değil, karanlık bir hayranlık vardı. "Kaçak dövüşmeyi seviyorsun," Akın, sesi odadaki toz zerrelerini bile titretecek kadar derindi. "Baran’ı o dosyayla baş başa bırakıp gaza basışını aynadan izlemiş kadar oldum. Güzel bir manevraydı." Asya masasına yaklaşmaya çalıştı ama Akın’ın masanın üzerindeki o baskın duruşu onu durdurdu. "Raporu incelediyseniz," dedi Asya dik bir sesle, "teknik olarak bir kusur olmadığını görmüşsünüzdür. Ofisinizde vakit kaybetmemize gerek kalmadı." Akın, elindeki dosyayı masanın üzerine yavaşça bıraktı. Ayağa kalktığında, konteynerin o dar alanı ona iyice küçük gelmeye başladı. "Rapor kusursuz Asya. O kadar kusursuz ki, geceyi uyumadan, sadece beni haksız çıkarmak için harcadığını bağırıyor." Akın adımlarını gizemli ve yavaşça atıyordu. Asya’ya yaklaştı. Asya geri adım atmamak için kendini zorladı. Akın, elini Asya'nın hemen yanındaki masaya dayayarak onu kendiyle masa arasına hapsetti. Fiziksel bir zarar vermiyordu ama yaydığı o baskıcı enerji Asya’yı nefessiz bırakıyordu. Akın’ın gözlerinde, avının zorlu çıkmasıyla beslenen narsist bir haz parlıyordu. "Biliyor musun," dedi Akın, sesi fısıltıya dönüştü ama her kelimesi bir zehir gibiydi. “Sevmediğim bir huyum var.” "Kolay teslim olan şeyler bende sadece sahip olma arzusu uyandırır. Ama senin gibi direnenler... Onlar bende fethetme isteği uyandırıyor.” Daha çok eğilip Asya’nın kulağına doğru fısıldadı. Dudaklarının arasından çıkan nefes ve kelimeler Asya’nın bedenine çarpıyor istemsizce gerilmesine sebeb oluyordu. "Zekanı benimle yarışmak için kullanman hoşuma gitti.. Ama dikkat et, zeka bazen insanı kendi kurduğu tuzaklara daha hızlı sürükler.” Asya Akın’ın yakınlığından karnına kramlar girdiğini hissetti bu kadar yakınlık patron çalışan ilişkisine tersti. Ve bu adam sınırlarını hiç bilmiyor du. Asya titrek bakışlarıyla yalandan öksürür gibi yaptı. Akın çekilmeden hareket ederse istenmeyen bir temas olurdu. Akın yüzüne çarpık bir gülümseme yerleştirdi ve geri çekildi kapıya yöneldiğinde Asya’nın arkadan çektiği derin nefesi duydu. Gülümsemesi yüzüne daha çok yayıldı ve aniden tekrar Asya’ya dönüp hızla onu tekrar masaya yapıştırdı bu sefer Asya’nın kocaman olan gözleriyle dudaklarından korkuyla bir hıçkırık kaçmıştı. Akın kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor onu köşeye sıkıştırıp baskı yapmaktan psikolojik haz duyuyordu. Bakışları Asya’nın gözlerinden kırmızı dolgun dudaklarına indi. Kapatabileceği son mesafeyide kapatarak. “Madem teknik olarak her şey yolunda, o zaman bu geceki yardım gecesinde projenin yüzü olarak yanımda olmaman için de bir engel kalmadı demektir." Akın, parmağının ucuyla Asya'nın saçının bir teliyle oynadı, ona dokunmadan sadece varlığını hissettirdi. "Bu bir iş toplantısı değil Asya, bu bir temsil. Ve benim temsilcilerim, benimle aynı araçta seyahat eder. Akşam yedi otuzda kapında olacağım. Bu kez kaçamayacağın kadar kalabalık bir yerde, benim kontrolümde olacaksın." Akın, konteynerden çıkarken arkasında sinsi bir gülümseme bıraktı. Asya, Akın'ın bu baskısı altında aslında her adımının daha büyük bir planın parçası olduğunu hissetmeye başlamıştı. Akın ona vurmuyordu, onu tehdit etmiyordu ama hayatının her alanını sinsi bir örümcek ağı gibi örmeye devam ediyordu. Asya, Akın konteynerden çıktıktan sonra derin bir nefes aldı. Bedeni Akın’ın yakınlığıyla saçma sapan tepkiler vermiş zayıflığını belli etmişti. “Arsız," diye mırıldandı kendi kendine. Akın’ın o baskın tavırlarını, boyun eğdirmeye çalışan hallerini sadece tipik bir patron egosu olarak nitelendiriyordu. Çok parası, çok gücü olan her adam Akın gibi her şeyin satın alınabileceğine, herkesin onun önünde eğileceğine inanıyordu. Asya’nın ona karşı dik duruşu, Akın’ın sadece gururunu incitmişti en azından Asya öyle sanıyordu. Ama bu daha çok zevk almasını sağlamış Akın’ın oyunlarını çoktan başlatmıştı. O gün şantiyede işler tuhaf bir şekilde ters gitmeye başladı. Önce, Asya’nın titizlikle hazırlattığı iskele demirleri, güvenlik protokolü bahanesiyle Akın’ın adamları tarafından söküldü. Asya buna itiraz etmek için şantiye şefini aradığında, şefin telefonları açmadığını gördü. Toz toprak içinde bir o yana bir bu yana koştururken, ayağının altındaki bir tahtanın tesadüfen gevşemiş olmasıyla dengesini kaybetti. Düşmekten son anda kurtuldu ama bileğini fena halde burktu. Bileğindeki o keskin sızıyla bir kenara oturduğunda, sinirle ellerini yüzüne kapattı. Akın etrafa koydurduğu kameralardan bütün işini bırakmış vaziyette Asya’yı izliyordu tavşan gibi bir sağa bir sola sekiyor işleri yoluna koymaya çalışıyordu. En sonunda takılmış ayağını burkmuştu Akın kahkahalarını arasında kedi fare oyununa devam etmişti. Asya gelen bildirim sesiyle başını ellerinin arasından kaldırdı telefonuna bir mesaj düşmüştü. Bıkkınca nefes vererek yüzüne düşen saçlarına üflemiş savurmuştu bakışları ekrana kaydı. Mesaj Akın’dandı "Küçük kazalar, dikkatsiz ruhların bedelidir Asya. Umarım akşamki davette adımlarını daha sağlam atarsın. Bileğin için üzüldüm ya da belki de bu, biraz yavaşlaman için bir işarettir." Asya ekranı hırsla kapattı. "Takip mi ediyor beni bu adam kameradan ?" diye düşündü sinirle. Akın’ın her şeyi bildiği hissi, Asya’da korkudan ziyade büyük bir öfke uyandırıyordu. Akın, onun hayatını pskolojik bir savaş alanına çeviriyordu ama Asya bunu bir patron zorbalığı olarak görüp dişlerini sıktı. Kendini ezdirmeyecekti. Eve gidip o burkulan bileğiyle uğraşırken, Akın’ın gönderdiği o gece mavisi elbiseye nefretle baktı. Adam her şeyi ayrıntısıyla düşünüyor bütün hayatına burnunu sokmaya çalışıyor giyeceği elbiseye bile.. Elbiseyi giymek, onun otoritesini kabul etmek gibi geliyordu. Ama reddetmek, projeyi tamamen kaybetmek demekti. El mahkum bunu giyecek ve Akın’ın yanına gidecekti. Aynanın karşısında elbiseyi giyerken, Akın’ın sabahki o fethetme kelimesi zihninde dolandı. "Pabucumun patronu fethedecekmiş.. Beni fethedemezsin Akın, beyy naberr " Asya aynadaki yansımasına söyleniyor sinirini atmaya çalışıyordu. "Sadece bu projeyi bitirene kadar senin bu arsız egona katlanacağım, o kadar." Sonra sen göreceksin kim kimi fethediyor.. Asya aşağı indiğinde Akın, siyah zırhlı aracın önünde, bir heykel kadar kusursuz ama bir o kadar da tekinsiz duruyordu. Asya’nın hafifçe aksayarak ona doğru geldiğini gördüğünde, yüzünde o narsist haz yayıldı. Asya’nın çektiği o küçük fiziksel acı ve buna rağmen dik durmaya çalışması, Akın için en lezzetli manzaraydı. Akın arabanın kapısını açtı. Asya binmeden hemen önce, Akın elini kızın beline, tam o hassas noktaya yerleştirdi. Dokunuşu nazik görünse de, Asya o elin altındaki gücü ve sahiplenici tavrı hissetti. "Zarif görünüyorsun," dedi Akın, sesi pürüzsüz ama buz gibiydi. "Aksayan adımlarınla bile.” Akın bilerek vurguluyor Asya’nın sinirlenmesini sinirden kırmızıya dönen beyaz tenini görmek istiyordu… Asya ne yapmaya çalıştığını anlamıştı ona bu kozu vermeyecekti. Derin bir nefes aldı bakışlarını Akının gözlerine çevirdi ve samimi olmayan bir gülüş yolladı. Akın her zaman kazanan olmalıydı ve Asya’yı alt etmek için bir cesaret kırıntısı yeterdi. Eğilerek kemere uzandı bakışları Asya’da ve dekoltesinde asılı kalmıştı. Yollattığı elbise dik göğüslerini ön plana çıkarmıştı. Kabaran duygularını görmezden gelerek konuştu. “ Unutma Asya, bu gece benim dünyamdasın. Ve benim dünyamda kuralları, en çok acı çekenler koyar." Asya koltuğa yerleştiğinde Akın da yanına oturdu. Araba hareket ederken aralarındaki o sessizlik, yaklaşan büyük bir fırtınanın habercisi gibiydi. Asya, bunun sadece bir ego savaşı olduğunu sanıyordu ama Akın’ın gözlerindeki o karanlık parıltı, oyunun çoktan pskolojik bir işkenceye dönüştüğünü fısıldıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE