Gökyüzü, sanki dünkü fırtınanın yorgunluğunu taşıyormuş gibi kurşuni bir renge bürünmüştü. Şehrin uzağındaki, terk edilmiş gibi duran o ıssız mezarlıkta, rüzgar selvilerin arasında uğuldayarak dolaşıyordu. Bugün ne bir korna sesi ne de bir çatışma gürültüsü vardı. Sadece toprağa vuran küreklerin çıkardığı o ritmik ve kemik sızlatan ses... Asya, bir hayalet kadar beyaz ve zayıf görünüyordu. Üzerindeki siyah manto, omuzlarına ağır bir yük gibi binmişti. Göz pınarları kurumuştu dün gece attığı feryatlar ruhunu öylesine boşaltmıştı ki, şimdi sadece donuk bir bakışla önündeki çukurun dolmasını izliyordu. Babası, o tekerlekli sandalyeye mahkum, sessiz adam şimdi bu daracık toprağın altında son uykusuna yatıyordu. Akın, mezarın birkaç metre uzağında, bir heykel gibi dikiliyordu. Siyah bir takım

