İLK KIVILCIM 🔥

1521 Kelimeler
İLK KIVILCIM 🔥 ENDER Masada önümde raporlar açık, gözlerim rakamlara kilitlenmişti. İhalenin kazanılması bana yeni bir nefes olmuştu. Tam işime odaklanmışken telefon titredi. Arayan Damla' ydı. Beni özlediğini söyleyip durdu. Gökhan' dan ihaleyi kazandığımı öğrenmiş olmalı. Kısa kesip kapattım telefonu. Gökhan kesinlikle cevaplar için Damla' yı kucağıma atıyordu. Nasıl bir mide var? İnsan sevdiği kadını başka birinin koynuna nasıl gönderir ki? Aklım almıyor. Düşünüyorum da Arin' in başka biri ile olduğu düşüncesi bile deli olma... Bir dakika neden durduk dururken, Arin' i düşünüyorum ki? Aramızda birşey yok. Ama nişanlım değil mi? Sonuçta ona evlenme teklif ettim. O da kabul etti. Evet, evet. Arin' i sahiplenmem normal birşey. Yine de Damla' yı değil de Arin' i düşünmek canımı sıktı. Ben düşüncelerimde boğulurken, ekranda bir mesaj bildirimi… Damla. Bir an gözlerimi devirdim. Açmaya bile gerek yoktu aslında. Ama istemsizce kaydırdım. Fotoğraf açıldığında gözlerim istem dışı büyüdü. Damla… yatağın üzerinde, yarı çıplak. Dudaklarını ısırmış, gözlerinde ucuz bir şehvet parlıyordu. Mideye oturan ağır bir görüntüydü. Daha iki gün önce görseydim, koşarak yanına gideceğim görüntülerdi. Şimdiyse sadece tiksinmeme sebep oluyordu. Bunun gibi 5 resim daha vardı. Tam ilk resmi silmiştim ki, birşey fark ettim. Diğer resimlere de hızlıca baktım. İkisinde de aynı şey vardı. Resimde küçük bir ayna vardı. İçimden bir küfür savurdum. Yansıyan görüntü ise... Melahat yengemdi. Gökhan' ın annesi. Demek o da bu işin içindeydi. Ailecek benim kuyumu kazıyorlar demek ki. Amcam da işin içinden çıkarsa şaşırmam. Zaten her zaman oğlunun en büyük koruyucusuydu. Mideme kramplar girdi. Parmağımı ekrana bastım, hepsini sildim. Bir an daha bakamadım. Hem Arin' in bu görüntüleri telefonumda görmesi doğru olmazdı. Aklıma gelmişken, Damla ile ilgili her şeyi sildim. Resimlerimiz, videolarım vardı. Onun bana attığı sexi videolar. Tek bir zerresi kalmayana kadar temizledim. Yine de içime sinmedi. Damla' nın elinin değdiği bir şeye dokunmak midemi bulandırıyordu artık. Hemen sekreterimi çağırdım. Telefonu verip, içindekilerin başka bir cihaza aktarımını istedim. Sonra da telefonu parçalayacaktım. Tıpkı Arin' le yaptığım gibi telefonuma da yeni bir sayfa açmaya karar verdim. Bir saat sonra yeni telefonum geldiğinde eskisini parçaladım dediğim gibi. Açmamla Damla' dan mesaj yağmuru vardı. Wh.....ap' ta ondan 47 mesaj vardı. Telefonu değiştirmek yeterli değil. Ben sildikçe yenisi geliyordu. “Beni özlemedin mi aşkım?” “Şu an yanına gelsem dayanabilir miydin bana?” “Fotoğrafları sadece fragman. Bu sefer uzun metraj çekemek istiyorum.” “Bak, göğsüm senin için kabarıyor. Beni deli ediyorsun.” “Gel bana. Şimdi, hemen.” Ekrandan akan kelimeler, ucuz bir ateşin çığlıkları gibiydi. Bir an bile düşünmedim. Telefonu sessize aldım, yüzüstü masaya bıraktım. O kadar. Artık tek bir kelimesi bile beynime işlemesin diye. Başımı iki elime aldım. Nasıl olmuştu da ben böyle birini sevmiştim? Nasıl olmuştu da gözüm kör olmuştu? Damla’ nın o kirli kahkahaları aklımda yankılandı. Normalde bunları gördüğüm anda erkekliğimin ayağa dikilmesi gerekiyordu. Damla' nın içine girmeden sönmem mümkün olmazdı. Eskiden bu görüntüler damarlarımdaki kanı yakardı. Şimdi ise bedenim bile tiksinmeyi öğrenmişti. Sonra zihnim birden başka bir sahneye kaydı. Bir anda aklıma gelen düşüncelere engel olamadım. Bahçe… ıslak çimenler… Arin’ in kahkahaları. Defalarca düştüğümüz an, yanaklarının kıpkırmızı olduğu an. Çamurun içinde kollarını göğsüme yaslamış, kahkahadan nefes alamaz haldeydi. O anı düşündüm, farkında bile olmadan dudaklarımda bir tebessüm belirdi. Birden kendime geldim. Ellerimi yüzüme kapatıp fısıldadım. “Ne yapıyorsun Ender? Kendine gel.” Fark ettiğim şey ile başımı aşağıya çevirdim. Penisim baş kaldırmıştı. Ama neden? Sadece Arin' i düşünmüştüm. Bahçe de yağmur altında dans edişi. Yine oldu. Penisim pantolonumu delicek gibi sertleşmişti. Ne yani şimdi Arin için mi şahlandım ben. Offff, Arin aklıma geldikçe eziyet edercesine büyüyordu. Küfür ede ede odamdaki banyoya gittim. Kendimi boşaltmadan güne devam edemezdim. Banyoya girdiğimde aynadaki yansımama bakamadım. Kravatımı çözüp gömleğimin düğmelerini açarken parmaklarım titriyordu. Bu titreme öfke değildi. İçimde artan bir arzu vardı. Sanki damarlarımda kan yerine şehvet geziyordu. Suyu açtım. Sıcak damlalar tenime çarptıkça nefesim kesildi. Gözlerimi kapadım ama görüntü yok olmak yerine daha da canlandı. Arin’ in kahkahası… yağmurun altında yüzüme çarpan o sesi. Islak saçlarının alnına düşüşü, bana bakarken yanaklarının kızarışı… Yağmurun altında başlayan o titreşim, şimdi suyun sıcaklığıyla damarlarımda yeniden doğuyordu. Her damla su, o görüntüyü daha net çizdi zihnimde. Elleri, dokunuşu, o masum ama delirtici hali. “Kendine gel.” dedim dişlerimin arasından, ama sesim bile titredi. Su sırtımdan kayarken içimdeki kıvılcım yangına dönüştü. Onu düşünmemem gerekiyordu. Ama her nefesimde o vardı. Arin’in adı zihnimde yankılanıyordu, dudaklarımda, nefesimde, damarlarımda. Şu anda yanımda olmalıydı. Hayır, hayır. Onu düşünemezsin. Arin' i arzulayamazsın. Yine de burada olsaydı. Tıpkı yağmur damlalarının teninde aktığı gibi ıslak olurdu karşımda. O tombul vücudu tenime yapışırdı. Ellerimi bedeninin her santiminde gezdirirdim. Her yerini keşfederdim. Dolgun göğüsleri, yuvarlak kalçaları elimin altında olurdu. Belki de içine gömülürdüm. Ve bir anda her şey sustu. Sadece kalbimin deli gibi atan sesi kaldı. Gözlerimi açtığımda aynadaki buğuda kendi yansımamın yanında bir siluet gördüm. Arin’ in gülümseyişi. Suyun altında dizlerimin bağı çözüldü. Sertçe kendimi boşaltırken derin bir nefes alıp fısıldadım. “Ne yaptın bana, Arin?” Gözlerimi açtığımda rahatlamıştım. Hızlıca duş alıp üstümü giyindim. Bu yaptığım doğru değildi. Arin' i sevmiyordum. O... Arin’ in adını düşünmek bile beni farklı bir yere çekiyordu. Onu Damla’ nın kirli oyunlarının yanında düşünmek… gökyüzüyle bataklığı kıyaslamak gibiydi. Masama döndüğümde telefon hâlâ masada titriyordu, yeni mesajlarla. Ama ben tek birine bile dönüp bakmadım. Bir daha böyle birşey olmayacak. Bir anlık boşluk... Evet, duygusal bir boşluktan Arin' i arzuladım sadece. Bir daha olmayacak... dedim kendi kendime. Ama içimdeki sessizlik, beni yalanlıyordu. ●●●●●●●●●● DAMLA İki saat. Tam iki saat geçti. Ne bir mesaj, ne bir arama. Telefonu elime aldım, ekranı kontrol ettim. Sessizlik. Mesajlarım bile görülmemişti. Benim yazdıklarım yok sayılmış gibi, çöpe atılmış gibiydi. Oysa ben Damla Yücesoy’ um. Bir erkek bana nasıl sırtını dönebilir? Bir erkek benim fotoğraflarıma nasıl kayıtsız kalabilir? Hele ki Ender… bana hep yenilmişti. Her seferinde. Sinirimden odanın içinde volta atarken Melahat annenin sesi buz gibi çarptı kulağıma. "Bu böyle olmayacak kızım. Hemen hazırlan. Şöyle mini bir şeyler giy. İçine de… adamı çıldırtacak bir şey." Ona dönüp bakmama bile gerek kalmadı. Ne demek istediğini anında anladım. Dudaklarımda sinsice bir tebessüm belirdi. “Haklısın.” dedim. “Eğer o gelmiyorsa ben giderim.” Hemen yan yalıya geçtim. Odama girdiğim gibi dolabın kapaklarını açtım. En parlak, en kısa elbiseler parmaklarımın arasında sıralandı. Derin kırmızı bir mini elbiseyi seçtim. Bacaklarımı olduğundan daha uzun gösteriyordu. Ama esas mesele altına giydiğim siyah dantelli takımdaydı. Adamı ilk bakışta yakıp kavuracak türden. Ender' in sevdiği cinsten. Makyajımı titizlikle yaptım. Dudaklarım koyu kırmızıya boyandığında aynada kendime baktım. Bu yüz, bu beden… Ender bana nasıl karşı koyabilirdi ki? Daha önce ofisinde sevişmiştik, o masanın üzerinde. O anın tadını biliyordum. Tekrar yaşamak için delireceğini de. Ayağa kalktım, saçlarımı geriye savurdum. Kalçalarımı oynatarak odadan çıktım. Her adımda içimdeki öfke daha çok alevleniyordu. “Hem.” dedim kendi kendime, “O anın etkisiyle fiyatı neden değiştirdiğini de öğreneceğim. Sırlarını saklayamaz benden.” Evden çıkarken annemle karşılaştım. Baştan aşağı bir süzdü önce. "Nereye gidiyorsun Damla?" dedi. "Arkadaşlar buluşacağım anne. Akşama parti yapacağız." Ender' i etkilemek için fazladan performans gerekebilir. Gece geç geleceğimi şimdiden söylemek lazım. "Yine mi parti? Mezun olalı 2 ay oldu kızım. Baban ne zaman holdinge gideceğini merak ediyor." "Kendin söyledin anne. Daha 2 oldu mezun olalı. Biraz eğleneyim, sonra başlarım. İş kaçmıyor ya?" Hem neden çalışacak mışım ki? Nasıl olsa yakında Damla Demirkan olacağım. Benim bir oda da kapalı kalmam değil, sosyete de kendimi göstermem lazım. Tıpkı Melahat anne gibi. Tabii kendi annem bunun farkında bile değil. "Tamam, ama arayı fazla açma olur mu? Bak abilerine, Arin' e. Hepsi de mezun olmadan işlerinin başına geçtiler." "Tamam annecim." diye yanağına bir öpücük kondurdum. Ne Arin aşkıymış be arkadaş. Birinin bu kadına acilen üvey evladın ne demek olduğunu açıklamalı. Yani babam başka kadından peydahladığı piçi eve getirdi. Benim annem de sanki öz kızı gibi bağrına basıyor. Delirmek işten değil bu evde. Neyse fazla kalmadı Demirkan olmama. Ender' in ipini bir çekelim. Sıra Arin denen orospuya da gelecek. Bak o zaman saçlarında sürükleyip nasılda göndereceğim evimden. Arabama atladığım gibi müziği açtım. Yol boyunca dudaklarımı ısırıp kendi hayallerime daldım. Ender’ in o buz gibi bakışlarını çözecek tek kişi bendim. Benim ellerim, benim dudaklarım… Holding binasına vardığımda koridorda topuklarım yankılandı. Sekreter konuşmadan elimle durdurdum. Yoluma devam ettim. Arkamdan "Ender Bey yalnız değil." diye sesi geldi. İçeride kim olursa olsun benden önemli değil. Ender anında postalayacaktı nasıl olsa. Bir de onları mı bekleyeceğim yani. Kapının önünde durdum, elim tokmağın üzerindeydi. İçeriden gelen ses beni durdurdu. Tok bir erkek sesi, ardından tanıdık bir kahkaha… Babaannesi ve dedesi yanındaydı. Donakaldım. Odaya girmeye niyetlenmişken, birden mideme yumruk yemiş gibi oldum. İçimden bir küfür savurdum. Bu hâlimle, bu elbiseyle, onların karşısına mı çıkacaktım? Derin bir nefes aldım, gülümsememi yüzüme yerleştirdim. O bunaklar zaten benden pek hoşlanmaz. Özellikle de babaannesi. Eskiden beri onu Arin ile evlendirmek istiyordu. O süprüntüyü benden üstün görüyordu. Şimdi yine elbiseme laf edecekti. Sessizce yana eğildim, kulaklarımı kapı aralığına dayadım. İhtiyacım olan şey tam da buradaydı. Kalbim göğsümde bir küçük bomba gibi çarpıyordu. Deli gibi öfkeydim ve biraz da meraklı. Ben Damla Yücesoy kapı dinlemek zorunda kalıyordu. Gözlerimi kapadım, dudaklarımı ısırdım. İçerideki her kahkaha, içimde yeni bir yara açıyordu. Ama her yara aynı zamanda bana bir silah kazandırıyordu. “Tamam.” dedim kendi kendime. “Oyun başladı. Şimdi sıra bende.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE