CEHENNEMDE BİLE

1136 Kelimeler
CEHENNEMDE BİLE ARİN Telefon çaldığında saat daha 03.30 bile olmamıştı. Ekranda “Ender” yazısını görünce kalbim bir anlığına göğsüme çarptı. Sanki sesim uykudan değil de ondan kısılmış gibi açtım. “Uyanık mısın?” dedi. Sesi beklenmedik kadar sakindi. “Sayılır.” dedim. “Dörtte seni alayım. Sahile inelim. Balık tutalım.” Bir saniye sustum. “Şimdi mi?” “Şimdi.” dedi, “Sadece ikimiz.” Telefonu kapattığımda evdeki sessizlik bir anda genişledi. Aynaya bakıp saçlarımı hızlıca topladım. Yüzümde uykuyla karışık bir heyecan. Onu gördüğümde belli etmiyorum ama içimde hep aynı telaş var. İlk gün gibi. Montumu, spor ayakkabılarımı, ince bir atkıyı kaptım. Oltamı elime aldığımda bir an tereddüt ettim. Yani Ender' in balık tutması komedi şovu gibi geliyor. Hayal etmekte zorlanıyorum. Yine aldım oltamı. Bakalım neler olacak? 04.00’ te kapının önünde farların ışığı sokağı yıkadı. Arabadan indi, bagajı işaret etti. İki tabure, iki olta, bir termos, küçük bir radyo. Oltamı görünce ikinci oltayı kenara itti. Hem beni balık tutmaya çağırıyor. Hem de oltam olmayacağını düşünüyor. Komedi şovu başlamıştı bile. “Hazır mısın?” dedi. Başımı salladım. Fazla konuşmadık. O, sabahın karanlığını incitmekten çekiniyormuş gibi sürüyordu. Radyoda kısık bir şarkı, camdan içeri sızan denizin ilk kokusu. Kıyıya vardığımızda gökyüzü katran rengindeydi. Ufuk çizgisinde hafif bir grilik vardı. Kayalıkta iki tabureyi yan yana kurdu. “Rüzgâr sana vurmasın.” deyip benimkini içe, kendi taburesini daha dışa koydu. Termostan bana bir bardak kahve verdi. Dalgaların sesiyle birleşen eski bir türkü çalıyordu radyoda. Oltaları hazırlarken yan yana sustuk. Misina parmaklarımda kayarken çocukluğumun sabahlarını hatırladım. Babamın yokluğuna inat kendimi güçlü hissettiğim tek saatlerdi o sabahlar. Denizin karşısında kimseye benzemek zorunda değildim. Ender iğneye yemi takarken elini uzattı. “Böyle mi?” dedi. Yaklaştım, parmaklarım onun parmaklarına değdi. “Bir tık yukarıdan,” diye düzelttim. Sadece o kadar. Ama içimdeki nabız çoktan hızlanmıştı. Oltayı denize bırakırken eli beceriksizdi, düğümle uğraşırken yüzüne yayılan mahcubiyet… şaşırtıcıydı. İlk kez böylesine insani, kırılgan bir yanını gördüm. Yardım ettim. Parmağım parmağına değdiğinde içimden geçenleri saklamaya çalıştım. Arada ufak tefek konuştuk. Ben eski bir oyun projemdeki komik bug’ ı anlattım, o çocukken gece sahile kaçıp sabaha kadar beklediği bir anıyı. Sonra sustuk. İkimiz de bu suskunluğun bir tür anlaşma olduğunun farkındaydık. Denizin şıpırtısı, rüzgârın saçlarıma dolanışı, uzaktan bir martının kısa çığlığı. Sessizce sohbet ettik. Sonra ciddileşti. Bana dönüp hayatındaki acılardan bahsetti. Aldatılmış olmaktan, güven kaybından… Sözlerini dinlerken kalbim sıkıştı. Deniz kokusu boğazıma doldu. Söyledikleri ağırdı ama içten. Gözlerime baktı, geri çekilmedi. Sanki bir mahkeme salonundaydık. Yalan söylese anlar, içimdeki bir yer o an kapanırdı. Ama söylemedi. Eğrisiyle doğrusuyla anlattı. Canını kimin yaktığını söylemedi. Ben de sormadım. Ve sonunda söyledi. "Evlenelim." dedi. O an içimde fırtınalar koptu. Ona yıllardır aşıktım. Hep beni görmesini fark etmesini bekledim. Bana soğuk davransa da ondan asla vazgeçmedim. Sevmese de en azından yüzünü görebiliyorum, sesini duyabiliyorum diye mutlu oldum. Peki bununla yetinebilir miydim? Yara aldı diye yanında yara bandı olabilir miydim ona? Gözlerinde başka bir kadının varlığıns tahammül edebilir miydim? Bu yüzden sordum. “Beni sevebilir misin?” Bir an bile tereddüt etmedi. “Bilmiyorum,” dedi. Yalan söylemedi. Belki de söyledi. "Ama seni sevmek için her şeyi yapacağım. İhaneti yaşamış biri olarak sana asla ihanet etmem." dedi. Sonra da gülümseyip "Sanırım fazla uğraşmama gerek kalmayacak.” dedi. İşte bu kesinlikle bir yalandı. Gözlerindeki tereddütü görebiliyorum. Ona inanmak istemem çok mu aptalca? Evet, aptalca. Ama inanmak istiyorum. Gözlerindeki tereddütü heyecana yormak istiyorum. Bir kere de olsun işime geldiği gibi anlamak istiyorum. Oltamın boş olduğunu bilmeme rağmen yavaşça çektim. Oyalandım, sustum. Belki de vakit kazanmak istedim, bilmiyorum. Oltamı yeniden denize atıp düşünmeye başladım. Ender’ in dünyası sertti. Sadece işi değil, ailesi de zorluydu. Aslında hepsi sevdiğim, ailem gibi gördüğüm insanlardı. Yani birkaç kişi hariç. Amcasının ailesinden pek hoşlanmam. Özellikle de Gökhan denen o adamdan. Hacer babaanne, bana ideal gelin dediğinden beri peşimdeydi. İstediğinin ben değil de holding olduğunun farkındayım. Bense sadece hedefine ulaşmak için bastığı ya da basmak zorunda olduğu basamağım. Peki ne yapmalıyım? Bedeli ne olursa olsun sevdiğim adamın yanında mı durmalıyım? Yoksa ondan vazgeçmek anlamına gelse de kalbimi mi korumalıyım? Ender evlenme teklif etse de aslında bunun ortaklıktan farksız olduğunu bilecek kadar zekiyim. Yani yanında olsam da olmasam da yanacağım. O zaman cevabım belli sanırım. Güneş yükseldikçe sahil canlandı. Bir çift köpek koşturdu, martıların sesi arttı. Gidelim mi diye ayağa kalktım. Ender başıyla onayladı. Oltayı topladım, misinayı sardım. O da tabureleri kaldırdı, radyoyu kapattı. Termosu çantasına koyarken çantanın yanında küçük, mat bir kutu gördüm. Ama görmemiş gibi yaptım. Arabaya doğru yürürken denizden bir rüzgâr vurdu yüzüme. Durdum. İçimden yükselen, yıllardır sakladığım o cümle dilime gelmedi. Onun yerine elimin hafif, çok hafif bir hareketi oldu. Sol elimi kaldırdım. Parmaklarımı açtım. Bakışlarım hâlâ denizdeydi. Ender önce anlamadı. Sonra anladığında yüzündeki şaşkınlık, sabah ışığıyla birlikte üstüme düştü. “Arin…” dedi, sesinde sanki bir yerde yanlış duymuş gibi bir tereddüt. Kutunun o küçük klik sesi kalbimi olduğum yere mıhladı. Ender yanımda duruyordu, gözlerinde sabahın ilk ışığı yansıyordu. Kutuyu açtığında, o ışıltılı yüzüğün metal parıltısı sanki bütün denizi bastırdı. Bir an rüzgâr bile durdu, sadece dalgaların kıyıya vuruşu kaldı. Soğuk yüzüğü parmağıma taktığında içimden ince bir ürperti geçti. Ama bu ürperti korkudan değildi. Yıllardır beklediğim anın gerçeğe dönüştüğünü anlamaktan gelen bir ürpertiydi. Nefesim hızlandı. Parmağımdaki ağırlık yalnızca taşın değil, takanın Ender olması gerçeği. Başımı kaldırmadan, gözlerimi hâlâ denize çevirmiş halde kalmaya çalıştım. Ama bakışlarım istemsizce kaydı… onun gözlerine. Ve orada gördüğüm şey beni sarstı. Dudaklarında bir tebessüm vardı ama gözlerinde derin bir “keşke” parlıyordu. O bakış öyle tanıdıktı ki… "Keşke bu yüzüğü sevdiğim kadına takıyor olsaydım." diye bağıyordu mavileri. İçimden haykırmak geçti. “Ben seni onunla yarıştırmam Ender. Ben senin yanındayım. Keşke’ nin ağırlığını bile ben taşırım. Senin için gerekirse yanarım.” Ama bunların hiçbiri dudaklarımdan çıkmadı. Dudaklarımda sadece hafif bir tebessüm belirdi. “Oltanı unutma…” dedim. Sesim sanki sıradan bir uyarıymış gibi çıkmıştı ama kalbim titriyordu. “Yoksa... bir dahakine tek tutarsın.” Ender bir an sustu. Bakışlarını benden ayırmadı. Gözlerinde hâlâ o gölge vardı. Ama derinlerinde bir şey daha gördüm, kabulleniş. Belki beni hiçbir zaman sevmeyecek kadar kırık, ama yanımda kalacak kadar bağlıydı. Yüzük parmağımda ağırlaştıkça ben hafifliyordum. Çünkü en azından artık onun yanındaydım. Arabaya bindik. Motorun uğultusu sessizliği bastırmaya yetmedi. Radyoda kısık bir şarkı çalıyordu ama biz ikimiz de duymuyorduk. Yol boyunca kelimeler yerine bakışlarımız konuştu. Ben, parmağımdaki yüzüğe defalarca çaktırmadan baktım. Her seferinde gözlerim doldu ama gözyaşıma izin vermedim. Onun yanında ağlamak istemedim. Bu aşk, ne kadar kırık dökük olsa da bana yeterdi. Onunla nefes almak bile yeterdi bana. Ender ara sıra bana baktı. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı. Pişmanlıkla karışık huzur. Direksiyonu tutan parmakları sıkıydı, sanki bir daha bırakmamaya yemin eder gibiydi. Evime geldiğimizde kapıyı açıp indim. Elimi kapı koluna koyarken derin bir nefes aldım. Arkamı dönüp ona bakmadım. Ama içimden sessiz bir dua geçti. “Ben senin için yanmaya razıyım, Ender. Keşke’lerinle, yaralarınla, kırıklarınla… ne olursa olsun.” "Yanacaksam da senin cehennemin de yanayım." diye fısıldadım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE