Mina, merdivenlerden indiğinde parmağındaki yüzüğün soğukluğunu iliklerinde hissediyordu. Aşağıdaki oda loştu, sadece şömineden sızan cılız bir ışık ve Cem'in masasının üzerindeki dizüstü bilgisayarın mavi ekranı odayı aydınlatıyordu. Cem, sinirle telefonla konuşuyordu. Sesi sertti, kontrolü kaybetme korkusuyla titreşiyordu. "Hayır, Ayvalık'taki o iş bitti! Herkes izini kaybettiriyor. Yeni düzenlemeyi bekleyin. Türkiye'den çıkışımız yakında olacak." Telefonu kapattıktan sonra bilgisayarını hızla kapattı ve başını Mina'ya çevirdi. Gözleri, içinde volkan patlamış gibi bir öfke taşıyordu. "Gel buraya," diye emretti. Mina, yürüdü. Her adımı, ölüme giden bir mahkumun adımıydı. Cem’in yanına geldiğinde durdu. Cem, masanın üzerinden uzanıp Mina'nın yüzüğünün takılı olduğu elini sertçe

