Cem, şimdi Elif’in karşısında güçlü ve hâkim bir figür gibi duruyordu. Onun o derin, keskin bakışları Elif’in ruhunu bir korku ve merak arasındaki ince ipte dengede tutuyordu.
Elif istemiyordu, ama olanlar, planların ötesine geçmeye yönelmişti.
Bunun ardından Cem'in gülümsemesi, Elif’in ruhunu sarıp sarmalarken özünde bitmek bilmeyen tutkuya doğru giden bir yol açmış oldu.
Cem, Elif’in himayesi altında hissettiği bu güç ile daha da cesurlaşmıştı. Yavaşça Elif’in yanına yaklaşıp, “Birlikte geçirdiğimiz her an bu bağlılığın daha da derinleşmesini sağlıyor,” dedi. Ancak Elif, Cem’in yaklaştığını görünce içindeki düğümleri çözmeye çalışırken gözlerini kaçırdı. Kalbinin derinliklerinde Ali’nin gülüşünü hatırlarken yüzü kızardı.
Aniden Elif'in içinde patlayan bir duygusal volkan, gereken hiyerarşiyi yerle bir etti. “Beni böyle baskı altında tutuyorsan, bu yanlış,” dedi sert bir sesle. Cem, Elif’in yanındaki bu cesareti görünce gözleri parladı ama içindeki kontrol güdüsü, onu ferahlatıcı bir zafer değil, kendine düşman bir çağrı olarak hissettirdi.
“Yanıldın Elif,” dedi Cem, bir adım daha yaklaşıp kontrol edici tutumunu iyice belirginleştirdi. “Buna ihtiyaç duyuyorsun; sahiplenmem bunu sağlıyor.”
Bu sıra Cem’in söyledikleri Elif’e ağır gelmeye başlamıştı. İçindeki iyimserlik son gazda çökmeye geçti. “Hayır,” dedi Elif, sesindeki kararlılığı hissederek. “Ali’de bulduğum gerçek sevgiyi sana kabullendirmeyeceğim. O benim için her şey.”
Bu kelimeler, odanın havasında aniden bir keskinlik yarattı. Cem, kendini bir anda bozulan bir denge içinde buldu. Gözlerini devirirken, Elif’in cesareti onu tedirgin etmişti. İkisi arasında süregelen tehlikeli çekişim, her cümlede gerilimi artırıyordu.
Cem sinirli bir şekilde yanıtladı, onun kontrol edici tonuyla dalgalar yaratmaya çalışarak. “Beni böyle bir duruma düşürme, Elif. İkimizin arasında tek bir aşk var. Şimdi o aşkı hisset!” diye bağırdı.
Bu sözler, Elif’in damarlarında bir gazabın ateşine dönüşmüştü. İçinde bir soluk, Cem’in üzerindeki zulmü hatırlatırken, gözlerinden gelen iradesinin sence ulaştığının bilincindeydi. “Zorla beni öpemezsin,” dedi Elif, sesinin tonu daha da sertleşerek.
Cem’in davranışlarının doğasına alışkanlığına kapılarak, kendisine sıkıştırılmış bir jenerasyon içinde hissetti. Geleneğin ve oyunların kaybedeni olmaktansa, kendiyle yüzleşmeye karar vermişti. “Zorla beni öptüğün an, benim için her şey bitecek. Çünkü ben Ali’ye aşığım!” dedi.
Cem’in duruşu, bir anlık hareketsizlik, içindeki yoğun zekâyla Elif’e karşı sınırların zorlandığını algılayarak parlıyor gibiydi. Ama Elif, bu pes etmese de eylemlerinize kararlı durarak, içinde duyduğu cesareti beslemeye çalıştı.
İkisi arasında akan bu enerji, kurulan her cümlede çatlaklar oluşturarak insanların içindeki duyguların göğsünü delercesine açığa çıkmasıyla sonuçlandı. Cem, Elif'in bu çırpınışlarından ikna edilmeyecek kadar duygusuz görünse de derinlerde bir yerde, Elif’in duyduğu doğal içe dönüklüğün onu sarmalayabileceğini biliyordu.
Bu gerilim anı, Elif’in kendi iç dünyasında yine bir seçim yapmasına sebep oldu: Ya Cem’in sahiplenici parmakları arasında hapsolmuş kalacak ya da Ali’ye olan aşkıyla kendini bu kargaşadan kurtarıp, özgürlüğünü kovalayacaktı. Elif, Ali’nin gözlerindeki sıcaklıkta bulduğu sevgiyi asla geri çeviremeyeceğini anladı.
“Cem, seni sevmem gerekmiyor. Oysa Ali’ye hissediyorum. Benim kalbim Ali’de, beni asla zorla elde edemezsin!” dedi Elif, ve bu cümle, odanın sessizliğinde yankılanarak tüm duygusal arbedeyi içinde yerle bir etti.
Cem, Elif’in onurlu ve cesur duruşunun karşısında öylece donakalmıştı; ne yaparsa yapsın, Elif’in içindeki aşkın kim olduğunu bilemeyecek kadar özünden kopmuştu.
Gerilim dolu ortam, Cem ve Elif arasında asılı kalan yoğun bir sessizlikle daha da derinleşti. Her cümle, her bakış, odanın dört bir yanını saran bir duvar gibi hissediliyor, kalpleri ezip geçiyordu. Elif, içinden bir şeylerin kopmakta olduğunu anlamıştı. Cem’in yanında durmanın başlangıçta gelen yükseklikten, aniden bedensel ve ruhsal bir tehdit haline dönüşmesine sebep olduğunu anlaması zor olmadı.
Cem, Elif’in öfkesini küçümseyerek gülümsedi. Gözleri, ona ait olmayı talep eden bir ateşle parlıyordu. Cem bu anın, Elif’in direnişini kırmak için doğru bir fırsat olduğunu düşünüyordu. Duygu ve düşüncelerin ötesinde, onu bulunduklarına özgü olan yaşam alanını ele geçirmeye çalışıyordu.
“Seninle olmak için izin istiyorum Elif,” dedi Cem, sesi garip bir alçak tonla düşünülesi bir sarhoşluk hissiyle doluydu.
“Görmek istemeyeceksin ama bu durumun sonunda beni seçmek zorundasın.” Elif, Cem’in gözlerindeki azapla karışık gücü gördüğünde tüyleri ürperdi. İçinde bir boşluğun varlığı şimdi her zamankinden daha belirgin hissediliyordu.
Cem, Elif’in kendisine hayır diyemeyeceğinden emindi ve bu ona güçlü bir cesaret verdi. Yaklaşarak Elif’in yanına eğildi, onun tahammül edebileceğinden daha fazla zorlama ile kollarını etrafında açarak ona yaklaşmayı denedi. Elif, gördüğü an korktu; güvenli hissetmediği bu kapalı alanın içinde yıldızsız gece gibi görünüyordu. "Beni bırak!" diye fısıldadı.
Cem cevap vermeden önce biraz duraksadı, Elif'in başkaldırışlarının eksikliğini düşündü. Sonra, ne yaptığını çok iyi biliyordu. Elif’in direnişine rağmen yaklaşmaya devam etti. İki genç ruhun ayrılmaz ikisi arasındaki bağın yeniden belirlendiği bu an, aynı zamanda Elif’in içindeki bir patlamanın da cebirsel ifadesi gibiydi. Cem, Elif’in vücudunu böylesine sahiplendiğinde, ne kadar zarif ve güçlü olduğunu açıkça görebiliyordu. İçindeki mücadele belirsizleşebildiği için, ruhunun derinlerinde bir korku ve çaresizlik duyuyordu.
“Beni istiyorsan, böyle olmayacak,” dedi Elif, kaygısına karşı koymaya çalışarak sesini sertleştirerek. Ama bu ses, Cem üzerinde bir etkisi olduğuna inanamazdı. Cem, hırsının doruklarında bir anlık bile olsa paniğe kapılarak tekrar alnıyla ona yaklaşmaya çalışma niyetindeydi. “Bu kadar üzülmene gerek yok Elif. Ben sana her zaman sahip olacağım,” diyerek daha cüretkâr bir tavır seri üslupta ileriye doğru bir adım attı.
Bir anda vücutları nadiren birlikte dolanan acımasız düşüncelerle karşı karşıya kaldı. Elif, duyguları karşısında haşin arasında cesaretini kaybetmemek için kendini zorladı. Cem’in içsel kaygıları, sevgiyi daha karmaşık bir bağın etrafına sarmalayarak zamanla insanın ruhunda derin yaralar açtı.
“Onunla bir araya gelmeye çalıştığın her an, Ali'yi kaybettiğin anlamına gelir,” dedi Cem, sesini yükselttikçe havada oluşturduğu tehlikeli yeni gerilimle başa çıkmak zorunda kaldı. Elif, aralarındaki bu belirsizlik hislerinin her biri, Cem’in yanınca nasıl keskinleştiğini hissedebiliyordu; içindeki öfke ve aşk dualizmini duygularının çelmesiyle harmanlanarak yaşadığı bir düş gibiydi.
Cem, Elif’in tepki vermeden donduğunu görünce onun hiç yanına gelmeden ince bir iple vücudunu sıkıca kavramaya çalıştı ve “Seni özgür bırakamam. Gidemezsin,” diye haykırdı. Ama Elif içinde çoğalan hislerden doğan öfkesiyle bu aşılmaz engeli geçmeye karar verdi. Cesareti, kendisinin Samuray’daki baş ucu kitabı haline gelmişti.
Şimdi, bu uçurumda, Elif Cem’e karşı durarak artık ona ait olmayı göze almaktan vazgeçti. “Benim seçimim değil, benim kararım! Ali kalbimde, ve Senin karanlığınla kendi uçurumuma gelmek istemiyorum!” dedi. Sonrasında yanından yavaşça çekip gitti ama Cem onu durdurma niyetindeydi.
O an, bünyesinde aslında kendi kaybolduğunu hissederek
“Ne olursa olsun, bırakmam,” dedi Cem, sesindeki gurur birleşim etkileyici bir incitici ardındaydı.