Patlama
Behram Ateş Ensaralan ...
20 Ekim ...
"Abi!"
Arkamı döndüğümde Bora'yı gördüm. "Ne oldu?"
"Abi, bir sorunumuz var maalesef."
"Oğlum söyle işte. İki saat dolandırma lafı." dedim dişlerimi sıkıp.
"Sevkiyatta bir sorun var. Tüm mahsüller zayi olmuş." dediğinde oturduğum yerden hızla ayağa kalktım.
"Ne demek zayi olmuş." Ellerim istemsizce yumruk olmuştu. "Lan, hani dün akşam tırlar varmıştı?!"
"Olmuş, abi." dedi Bora bana doğru gelirken. "Son on iki kilometre kala bir dinlenme tesisinde durmuşlar. Biz sorunca da vardık demişler. Nasıl olsa az kaldı demişler. Sabah dinlenme tesisinde ürünler yağmalanmış."
"Şerefsiz köpekler!" diye çıkıştım. "Sen burda kal. Ben gidiyorum." dedim ve adımladım.
"Seni tek başına göndereceğini düşündürten ne, Behram Ensaralan?" dedi keyifle.
"İyi, yürü."
Beraber terastan indiğimizde annem karşımda belirdi. "Nereye?"
"Irak'a. Mallarla ilgili işler anne. Gidip geleceğiz, endişelenme." dedi Bora. Ben anneme cevap vermedim. Zaten aramız o kadar da iyi değildi.
"İyi, dikkat edin." dediğinde Bora onaylayan bir mırıltı çıkardı. Beraber evden çıktığımızda arkamızda üç araç daha vardı.
"Abi Şehsuvar'ların işi bu bence."
"Kellesini aşiretin önüne bırakacağım, az kaldı."
"Olay büyümeye devam eder. Karşıdan birinin canı giderse kan hakkı-"
"Kimseye bir şey olmayacak." dedim lafını bölüp. Kimseye bir şey olmayacaktı. En azından bizim taraftan birine bir şey olmayacaktı. Ama Şehsuvaroğlu aşiretine bir şey olur muydu, onu bilemem.
Hep gidip geldiğimiz için evrak işlerimiz kolaylaştı. Mardin'den çıkıp Kızıltepe ve Nusaybin üzerinden Şırnak'a geçtik. Silopi'den sonra Habur sınır kapısını geçtiğimizde neredeyse dört saatten fazla olmuştu yolculuk yapalı.
Bu süreçte tır şöförleri ile iletişime geçmeye çalıştım ama hiç biri açmıyordu. İçimde geri dönüp Asır Şehsuvaroğlu'nu öldüresiye dövmek isteyen bir taraf vardı.
Ama önce zararı görmeliydim.
Irak'ın Duhok şehrine vardığımızda beş on dakikalık bir yoldan daha sonra karşımda sinirimi harlayan bir görüntüyle karşılaştık.
"Siktir kere siktir!" dedi Bora. Dişlerimi sıktım. Tüm tır kasaların ağzı sonuna kadar açıktı ve bomboştu. Yani bu yıl elimizde var sıfırdı.
"Senin zürriyetini sikeceğim!" Kapıyı sertçe açıp kapattığımda tırlara doğru yürüdüm. Tüm mahsüller yok edilmişti.
"Lan!" diye bağırdı Bora. Ortada ne mal vardı ne de tırların şöförleri.
"Etrafa bakın bir. Nerde bu şöförler? Başlarına bir şey gelmiş olabilir." dedim.
Her yıl buradaki bir şirket ile anlaşırdık. Biz onlara kaliteli mahsül sevkiyatı yapardık. Tamamen yasal yollarla yapardık. Onlarda karşılıklı olarak bize yine yasal yollardan petrol satışı yapardı çünkü Irak petrolü kaliteliydi.
Ama sikeyim ki bu yıl işler çöp olmuştu.
İlk tıra yaklaştım. Nohut tırıydı. Bomboştu. Hepsi alınmıştı. Diğerine yaklaştım. Mısır dolu bir tırdı ve bunu da almışlardı. Diğer tırları kontrol ettim. Hepsinde aynı sıkıntı vardı. Sinirle tırın tekerine tekme attım. Aldığımız zararla kaldık. Şirket karşılığında bize petrol de vermezdi.
Fena battık.
"Abi, ne yapacağız?"
"Tabiki de Asır'ın kafasını uçuracağız." dediğimde bir adam bize doğru geldi.
"Ağam, dinlenme tesisi bomboş. Kimse kalmamış. Etrafı da kontrol ettik. Kimse yok."
"Allah kahretsin!" diye bağırdıktan bir kaç saniye sonra cebimdeki telefonum titredi. Alıp çıkardığımda ekrandaki isimle beynime kan sıçradı resmen.
A. Şehsuvaroğlu arıyor...
Aramayı yanıtlayıp kulağıma götürdüm. Bu iş onun işiydi. Adım gibi eminim buna. Buralara kamera takıp beni izlediğimde de adım gibi eminim. Ama ona istediğini vermeyeceğim. Ne olursa olsun istediğini alamayacak.
"Naber, Behram Ensaralan?" diye sordu gevşek gevşek. Kimse bana Ateş demezdi. Resmi evraklar dışında Ateş ismimi kimse bilmezdi ve kullanmazdı.
"Ne için aradın yine?" dedim tekdüze bir sesle.
"Şöförler." dedi gevşek gevşek. Yumruğumu sıktım. "Adamların lavabonun arkasındaki bölüme bakmadılar. Git kurtar onları. Ama elini çabuk tut. Maazallah her an patlayabilirler."
"Canını ben alacağım!" diye bağırdım. "O silik kanın benim avuçlarımda akacak!" Telefonu kapatmadan fırlatıp attığımda koşar adımlarla ilerledim.
Tesiste lavabolar binaya bağlı değildi. Binaya yüz adım uzaktaydı lavabolar. "Abi, ne oldu?" diye bağırdı Bora peşimden gelirken.
"Uzaklaş!" diye bağırdım. "Herkesi al ve uzaklaş." O şöförler bizim için ailelerinden uzakta kalıp saatlerce araba kullanıyordu. Aramızdaki düşmanlık onların canına sebep olmamalıydı.
Bora peşimden geliyordu. "Lan uzaklaş. Dediğimi yap, Ensaralan." dedim. Kardeşimi o benim. Emir vermezdim asla ama eğer soyadımızı söylüyorsam bu bir emir demektir. Aramızda bir şeydi bu.
Bora peşimden gelmediğinde aceleyle lavabonun arkasındaki bölüme geçtim. Herkes sandalyelere bağlıydı. Aynı zamanda ağızlarını da başlamışlardı.
Beni gördükleri gibi sesler çıkarınca "Bomba var içeride. Herhangi birinizin altında bile olabilir. Kimi açtıysam dışarı çıksın." dedim sert bir sesle.
Tırların sevkiyatına her şey ile Muhsin abi ilgileniyordu. İlk onu açtım. O en sakin ve soğuk kanlı olanıydı. Bana yardımcı olabilirdi.
"Muhsin abi dikkatli ol."
"Sen çık Behram ağam. Ben hallederim."
"Olmaz öyle. Ya beraber çıkarız ya da beraber ölürüz." Fasulye, nohut, bezelye, yeşil mercimek, mercimek, mısır, tarhana, börülce ve pirinç tırları vardı. Yani toplamda 9 şöför vardı.
Muhsin abiyi açtıktan sonra hemen yanındaki şöföre geçtim. Eğilip üstüne oturduğu sandalyenin altını kontrol ettim. Temizdi. Hemen ellerini çözdüm. "Ayaklarını açıp çık."
Muhsin abi "Sen de ayaklarını açıp çık." dedi. Geriye altı kişi kalmıştı. Sıradakine geçtiğimde hızlıca onu da çözdüm. O da ayaklarını açıp çıktı.
"Behram ağam." dedi Muhsin abi. Başımı çevirip ona baktım.
"Bir şey mi oldu?" dedim korku içinde. Bu kadar insana bir şey olmamalıydı.
"Serhat'ın altında bomba var."
Siktir!
Panik şu an hiç bir işime yaramazdı. Sakin kalmalıydım. "Serhat'ı geç. Diğerlerini çöz." dedim. En az zararla atlatmalıydım.
Senin canını alacağım Asır Şehsuvaroğlu!
Hem de canının acısını meydana duyura duyura...
Kalan kişileri de tek tek çözdüğümüzde içeride sadece ben, Muhsin abi ve Serhat kaldık.
"Muhsin abi sen de çok." dedim.
"Asla olmaz öyle bir şey."
"Abi çok!" dedim kesin dille ama kime diyorum.
"Siz çıkın asıl." dedi Serhat. "Beni kurtarmak için canınızdan olmayın beyim. Çıkın."
"Olmaz öyle bir şey!" dedim. Eğilip bombaya baktım. Bir dakikadan az bir süre vardı.
"Tamam." dedim ayağa kalkıp. "Muhsin abi ben bombayı inceleyene kadar sen git arabalardan birinden kesici bir şey getir bana."
"Hemen." deyip gittiğinde nefes alıp verdim. Muhsin abiyi bu bahaneyle çıkarmasaydım asla çıkmazdı.
"Şimdi ben düzeneğe bakıp ne yapabileceğime bakacağım." derken yere çöküp sandalyenin altına baktım. Bir yandan panik olmasın diye konuşuyordum. "İkimiz de sağ çıkacağız buradan."
"Siz çıkın. Sizin canınız benim canımdan kıymetli." dedi Serhat. Sesinde tereddüt bile yoktu.
"Neden lan? Sen insan değil misin?" derken kabloları çıkarmıştım ve ekranda otuz saniye yazıyordu. Dudaklarımı ısırıp geri çekildim.
"Siz aşiretin başına geçeli bir yıl oldu. Yenisiniz ve herkesin sizin gibi bir adama ihtiyacı var." dedi.
"Çok konuşanları sevmediğimi bilirsin, Serhat." dedim. Elini çözmüştüm. "Şimdi ayaklarını da çöz."
Tekrar eğilip baktığımda son on saniye vardı. Derin bir nefes alıp verdim. İlk defa bomba görmüyordum ama ilk defa bir bomba bu kadar tehlike saçıyordu. Ben ölsem bile Serhat ölmemeliydi. Susuyordu, gidin diyordu ama onun daha iki yaşında bir kızı vardı. Her şeyden önce o kızı gözü yaşlı ve babasız bırakmazdım.
Tüm kabloları elime aldım. Son beş saniye kalmıştı. Sakinliğimi koruduğumda elimin içinde mor bir kablo belirdi.
Dört saniye...
Mor kablonun burada işi neydi? Böyle bombalarda mor renk kablo olmazdı ki?
Üç saniye...
"Sikeyim senin beynini." diye mırıldandım. Ya batacaktık ya çıkacaktık. Ya ölecektik ya yaşayacaktık.
İki saniye...
Başka bir şey düşünmeye şana vermeden mor kabloyu parmaklarımın arasına aldığım gibi asılıp çekiştirdim ve koptu.
Bir saniye...
"Ağam." diye mırıldandı Serhat. İlk defa ölüme bu kadar yakındım. İlk defa yaşama bu kadar uzaktım. Bir saniyenin önemli olduğunu ilk defa öğrendim.
00:01
Bir saniyede ekran yanıp sönmeye başladı. Rahatlayan bir nefes bırakırken geri çekildim ve kalçamın üstüne oturdum. Terlediğimi dizlerimin üzerine uzattığım ellerime damlalar düşünce anladım
Ecel teri bu muydu?
Değilse de bunu unutmayacaktım. "Çıkalım. Başka bir şey olabilir her an." diye mırıldandı yılda ayağa kalkıp oradan çıktık. Lavabonun kenarındaki bölümden çıkıp ilerlediğimizde aniden kocaman bir gürültü patladı.
Bomba düzeneği az önce çıktığımız yeri paramparça ederken ben ve Serhat patlamanın etkisiyle ileri doğru savrulduk.
Kulağımda bir uğultu başladı. Çınlamanın etkisiyle elimi kulağıma götürmek istedim ama elimin varlığını hissedemiyordum.
Büyük bir gürültü daha patladı. Ve ardından bir sürü gürültülü patlama daha oldu. Artık o bir saniyenin çok ama çok farkındayım.
"Ser-" dedim ama tamamlayamadım cümlemi. Bağırma sesleri geliyordu. His kokusu her yerimdeydi. Vücudumu tamamen hissetmemeye başladım. Ama sanki biri koluma dokundu.
Tekrar bir gürültü patladığında artık bilincim beni terk etti. Zifiri bir karanlığa gömüldü beynim. O karanlıkta çok uzun süre kaldım.
Bir saniye...
Anladım artık bir saniyenin önemini. Karanlıkta olsam bile Serhat'ı düşündüm. Ben evli bile değildim. Gönlümde de kimse yoktu. Ama Serhat evliydi ve kızı vardı. Serhat kurtulduysa ben ölsem bile sorun değildi.
Keskin bir sızı hissettim. Sesler boğuk gelmeye başladı. İnsan öldüğünü hisseder miydi? Ben hissettim. Ama tuhaf olan şeyler vardı sanki.
Ağrıyan ve inatla kapanmak isteyen göz kapaklarını kaldırdığımda önce silik görmeye başladım.
"Selamün aleyküm ya ekhi." diye bir ses duydum. Bakışlarımı sese çevirdim. Ölmüş müydüm cidden? Çünkü karşımda melek gibi bir kız vardı.
"Weyn yüwca'ak?" dedi bu seferde. Arapça konuşuyordu. Buranın yerli halkı gibi. Ama beynim bulanıktı. Elini boynuma dokundurdu sanki. Hissedemiyordum.
"Weyn?" dedi yine sabırsızca. Karşımdaki kız çok güzeldi. Nasıl bir güzellikti lan bu? Eğer ölüm bu güzel kızı görmemi sağladıysa varsın öleyim.
"Hna?" Sesini sonuna kadar duyabilirdim sanırım. Uğultulae arttığında gözlerim yeniden ağırlaştı.
"Ce," dedim soluklanıp. Nefes almalıydım. Göğsümde bir ağırlık vardı. Üstelik giderek ağırlaşıyordu. "Cennette... miyim?"
"Türk müsün?" dedi anında. Cevap veremedim. Gözlerim kaydı. Göz kapaklarım yeniden kapandığında bu sefer karanlığa çekildim.
Umarım herkes iyidir.
Umarım...