ALIŞVERİŞ

1390 Kelimeler
YAZARDAN Osman Ağa ve Turgut Ağa, oturdukları koltuklarda arkaya yaslandı. Yılların iki çınarı. Osman Ağa, başını kaldırıp kardeşine bakarak, "O iş hal oldu mu, Turgut?" dedi. Çayına uzanıp bir yudum aldı ve, "Şu meretin tadı da bir başka, kardeşim," diyerek bardağı yerine koydu ve konuşmaya başladı. İçerde ağır bir atmosfer oluştuğunda, Turgut rahat, Osman gergin olmaya başladı Arazi Süleyman'ın üzerine yapıldı Osman ağa İki kardeşin amacı da memlekete gelmelerinin sebebi belli olmuştu. İçeride ağır bir atmosfer oluştuğunda, Turgut rahat, Osman gergin olmaya başladı. Arazi, Süleyman'ın üzerine yapıldı. Osman Ağa, iki kardeşin amacı da memlekete gelmelerinin sebebi belli olmuştu. Turgut Ağa, değil bin dönüm, on bin dönüm de olsa kızı için verirdi. Yine de bilirdi ki ağabeyi hiçbir zaman arazi istememişti. Osman Ağa, Behice'yi çok severdi; merhametli bir kızdı. Behice, Süleyman'ı adam edecek, hanemize yakışacak bir kızdı. Nişanından bile önce hep geçmişti aklında. "Turgut," dedi otoriter sesiyle Osman Ağa, "Severim ben Behice'yi, hem de Ayşe'den ayırt etmeden. Bilirsin, bütün yeğenlerim benim canım ciğerim ama Behice bambaşka, gardaşım," diyerek sesli bir nefes bıraktı. “Bilirsin, bütün yeğenlerim benim canım ciğerim ama Behice bambaşka, gardaşım," diyerek Turgut'un gözlerine baktı. İki yılların çınarı karşılıklı otururken, atmosfer daha da ağırlaştı. Turgut ağa "düğünü ne zaman edeceğiz ağabey?" Osman ağa kısa zamanda, gardaşım, en kısa zamanda," dedi ve çaylarını içtiler. Nargile eşliğinde kahveler geldi. Bu iki adamın bir de abileri vardı: Mehmet, Osman ve Turgut Ağa. Üç kardeştiler, bir de bacıları vardı: Ayşe kadın. Osman Ağa'nın kır bıyıkları altından dudakları kıvrıldı. Turgut Ağa, torun sahibi de olsa, ağabeylerinden çekinirdi. Osman, "Buyur kardeşim," diye eliyle nargileyi işaret etti. Turgut elini öyle uzatmıştı ki kır bıyıkları altından dudakları kıvrılan Osman Ağa, "Ben hala Mehmet ağabeyimden çekinirim," deyince nargilesinden bir nefes çekip dumanını üflediler. Hanımlarını da çarşıya altın işi için gönderdiler. Yüzlerine yayılan tebessümle nargile keyfi yaptı iki yılların çınarı.. Bu otel, Mehmet Ağa'nın en büyük oğlunun, yani Turgut'un oteliydi. Mehmet Ağa, oğluna kardeşinin ismini vermişti. Osman Ağa, adamlarından Çınar’ı el işaretiyle çağırdı. "Buyur, ağam," diyen genç adam, önünde ellerini birleştirip ağasının yanına gelip, "Ağam, emrin nedir?" dediğinde, Osman Ağa otoriter sesiyle "Turgut nerede?" dedi. Genç adam, "Toplantısı varmış, ağam," deyip çekildi. Osman Ağa başını sallayıp Turgut'un beyliğini beğenirdi. Kardeşi Turgut'a dönüp, "Turgut, biliyor musun? Bu yeğenin aynı ada sahip gibi hem yiğit hem de hak hukuk sahibi," dedi. Turgut, Mehmet Ağa'nın büyük oğluydu ve okumuş biriydi. Turgut Ağa göğsünü gererek, "Eee, ben büyüttüm Mehmet ağabeyimi, bilirsin, ağabey o biraz evlatlarına karşı pek merhametli değil," dedi. Osman Ağa yine kardeşine ters bir şekilde bakıp, "Tamam, konuyu kapa, biliyoruz," deyip Turgut Ağa hiçbir şey söylemeden göğsü daha da kabardı. Yüzündeki tebessümle kapıdan girenlere görünce, Zöhre İbrahim yeğeni Güneş kapıda görünce yüzündeki tebessüm daha da büyüdü. ZÖHREDEN; Otele geldiğimizde şöyle bir baktığımda, Turgut abinin yaptığı iş, babasına ve gardaşına nazaran zıttı Hem iş adamı hemde adalet adamıydı. Eh, babamın da öğrencisi olduğu için güzel yerlere gelmişti. Başımı kaldırıp oteline bakınca, "Helal olsun emmim oğluna," dedim. İbrahim Ağabeyin sesiyle başımı ona çevirip baktım. Aklıma eskiler gelince yüzüm düştü, hüzünle ağabeyime baktım Turgut abim kapımıza geldiğinde 16 yaşındaydı Babam elinden tuttu aldı, şehre gönderdi, okuttu, bugünlere getirdi. Güneş "Ay İbrahim abi, ne alem adamsın! Adamın kız kardeşine göz koydun, dayak yediğin günleri unuttun mu?" deyince küçük bir kahkaha attık. İbrahim "Kızım, artık emmimin kızı değil nişanlım, unuttunuz mu?" Kaşları çatılan ağabeyimin yüzünü görünce, Güneş ile birbirimize bakıp yürümeye başladık. Abim homurdanarak arkamızdan gelirken, Güneş gülümseyerek, "Yediği yumruklar geldi aklına herhalde," dedi. Abim gülüşlerimizi duydu ."Orada bekleyecek misiniz?" deyip içeri girdi. Biz hala yüzümüzde tebessümle içeri girdiğimizde, babamı görünce hızlı adımlarla yanına gittim. Emmimin elini öpüp başıma koydum. Yüzünde tebessümle gözleri ışıldayan emmim, "Berhudar ol kızım," deyip elimin üzerine elini koyup hafifçe vurdu. Ben de yüzümdeki tebessümle babamın yanına geçip oturdum. Babama sokulup kollarının arasında yerimi aldım. Babam, başımın üzerinden öpünce içimde kelebekler uçuşuyordu. Babama olan aşkım bambaşkaydı; kokusu bana yetiyordu. Kapıdan girenleri görünce hepimiz aynı tarafa baktık. Behice ablam ve yüzünü görmek istemediğim Süleyman ağabeyi görünce biraz gerildim, biraz daha sokuldum babama; beni saklasın istedim. Bir an göz göze geldik Süleyman ağabeyle. Hemen gözlerimi kaçırdım. Babama dahada sıkı sarıldım. Kim derdi ki babalar kızlarını sevmez diye? Benim babam bizleri çok severdi. Evlatları onun bütün servetiydi. Behice ablam bana göre hep biraz daha kırılgan ve narindi. Sadece içeride tırnaklarını bana gösterirdi. Ben de onu az sinir etmezdim. Yüzümde bir hınzır gülüşle, "Baba, beni ablamdan daha çok seviyorsun değil mi?" diye şakıdım. Güneşle İbrahim ağabeyim bana bakıp göz devirdi, ablam da "Baba, şu kızına bir şey desene," deyip babamın sol yanına geçti. Herkes yüzünde tebessümle bize gülerken, korumalar da dahil gülmeye başlamıştı. Bir kişinin burda olmamasını dilerdim. "Ablam ayağa kalkıp ağabeyime baktığında, ağabeyim de babamın bakışlarıyla onay alıp ayağa kalktı. Ben önden yürüyüp başımı kaldırdığımda Turgut abinin geldiğini gördüm. Bize doğru yüzünde tebessümle yaklaşıp karşımızda durdu. 'Turgut ağabey,' deyip önüne gelip elinden tuttum, tokalaştık. Gerçi abilerim gibi, Turgut ağabeyimdi. 'Gel kız buraya,' deyip bana sarıldı, ben de ona sarıldım; abi demek başka bir şeydi. Köyümüze okulu yapan da oydu. Bir arkadaşıyla hem adalet adamı hem de inşaat sektöründe baya iyiydi. Karısı da ailemize ilk okuyup gelen gelin olarak hayatımıza dahil olmuştu. Turgut ağabeyimden uzaklaşıp, 'Yeğenim ve yengem nasıl?' diye sordum. Hemen kara gözleri ışıldadı, 'İyiler abisi,' diyerek babam ve emmimin elini öpüp, 'Hoş geldin,' dedi. Tuğrul abime hayran hayran bakınca, Güneş bana yaklaşıp, 'Kız, ne bakıyorsun âşık âşık!' deyince ters bir şekilde Güneş'e baktım. 'Ağabeyim o benim canım, ona bakmayacak da başkasına mı bakacak? Çok yakışıklıydı. Hani derler ya, kara yağız, heh, onun şekil bulmuş hâli. Baksana!' deyince Güneş kulağıma eğilip, 'Sana da böyle birini nasip etsin, emminin kızı!' deyip babasının yanına gidip oturdu. Hoş geldin sohbeti muhabbeti derken, Süleyman ağabey derin bir nefes alıp, 'Kalkın artık, gitmeyecek miyiz?' derken yerinden kalkıp Turgut abimle göz göze gelince, Turgut abimin gözlerinde gördüğüm şey, Süleyman ağabeyden haz etmemesiydi. Tırsmadım da değil yani bu durumdan; yoksa onun da mı şüphelendiği nokta düşündüğüm şey miydi, yoksa... Gözlerimi ikiliden kaçırıp, 'Güneş, Behice, baba hadi ama!' deyip ablam da kalkalım gidip alışveriş yapalım. Bütün gözler bana dönüp, babamın sesiyle, 'Hadi gidin!' deyip bizi yönlendirmesiyle babam, 'Biz de kalkalım mı, Osman ağabey?' deyince emmime. O da, 'Kalkalım, Turgut, hanımları alıp köye geçelim. Siz de gelirsiniz sonra.' deyip gittiler. Babamlar köyden bizden önce gelip geride gitmişlerdi. Biz kızlarla çarşı boyunca gezip, alınması gereken bütün çeyizlik eşyaları aldık. Çınar ağabeyin bizle gelmesiyle bütün eşyaları arabaya yerleştirdi. Ağabeyim ve Süleyman ağabeyin gelmemesi iyi olmuştu. 'Acep ne işleri var çeyiz alışverişinde?' Onların başka işleri vardı. Aklımdaki düşünceleri iteleyip, 'Fıstıklar çeyizi aldık, alınması gereken bütün eşyalar alındı, biraz Gaziantep sokaklarını gezelim,' Güneş de, başıyla onaylayıp Güneş kolundaki saatine baktı, 'Eh, iki saatimiz var,' Güneş Çınar ağabeye dönüp, 'Biz biraz gezeceğiz, bizle gelmesen olur mu?' dediğinde, Çınar abi başını eğip, 'Tamam, Güneş hanım,' dedi. Ablam kolumu dürtüp başıyla ikiliyi gözleriyle tarif edince, 'Ben yine bir şey mi kaçırdım?' dediğimde Çınar ve Güneş'te bakışlarımı gezdirdim. 'Hadi canım,' Vallahi, aklıma gelmezdi, emmim ne derdi acaba bu işe, Güneş okuyordu, sadece onu biliyordum. Gaziantep sokaklarında özgürce gezdik durduk. Ayşe ablanın gelmemesi iyi olmuştu. Ablama dönüp sorduğumda, 'Abla, sahi Ayşe abla neden gelmedi?' dediğimde, 'Süleyman onu anamların yanına götürdü. Kadına altın deyince gözleri ışıldıyor,' deyince güldü. Ablam gülünce ben de onunla güldüm. 'Güneş, hey, kıskanıyorum ama,' dediğinde koluma girdi. Ablamın bana omuz atmasıyla gözleri ile soru sormamı ister gibi sesimi kısıp, 'Güneş hiç mi yok kız, konuştuğun?' deyince, 'Nasıl yani, emmim kızı?' 'Anla işte kızım, yok mu gönlünde biri?' dedim. Gözlerini benden kaçırıp, 'Zöhre, ben okuyacağım, aklımdaki de kalbimdeki de bende kalsın,' sesli bir nefes bıraktı. Sonra arkasına dönüp baktığında birinin bizi izlediğini hissettim. Arkama baktığımda Çınar abi bize ne yakın ne uzaktı. O an anladım, yüzümde tebessümle, 'Kader, Güneş,' diyerek konuyu kapattım. 'Zöhre, bana diyorsun da, yok mu senin gönlünde biri?' deyince önce bir gerildim. Aklıma rüyalarım geldi, 'Aman, boş verin bu konuyu,' deyip kaleye baktım. 'Hadi kızlar, kaleye çıkıyoruz!' deyip ikiliye omuz attım, onlardan ayrıldım. Hızlı adımlarla kaleye doğru yürüyordum. Yanımdan üç tane izbandut gibi adam geçti; sarsılıp yere düştüm. Ablamla Güneş benden geri kalınca sendeleyip düştüm. 'Ah!' diye bir inilti döküldü dudaklarımdan. 'Hayvan bunlar!' Canım yanmıştı, yüzümü buruşturup yerden kalkacakken arkadan adamın birinin sesini duydum. Oturduğum yerden kalkıp adama dönüp baktığımda kara yağız birini gördüm. Yüzüne bakınca gözünde gözlükle karşımda duruyordu. Nasıl bakmışım ki dalıp gittiğimden habersizdim. 'Zöhre!' diye ablamın Güneş'in sesiyle onlara baktım. Sonra adama ters bakış atıp oradan uzaklaştım. Ablam, 'Elin adamını bir dövmediğin kaldı!' Zöhre ...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE