AĞIRBAŞ KONAĞI.

1993 Kelimeler
Günler geçiyor, zaman akıp gidiyordu. AĞIRBAŞ Konağının fertleri hummalı bir hazırlık aşamasındaydı. Misafir gelmeye yakın, büyük konağın kapısında duran Turgut ve Buse konağa bakıyorlardı. Buse, başını çevirip: "Kocam, keşke ben emminlere gitsem," diyerek yüzünü buruşturdu. Turgut, burnunu sıktı. Ailesinin Buse ile hiç yıldızı barışmamıştı. Oğlunun yüzüne bakıp: "Oğlum, benim yerime sen ananı ikna etsene," dedi. Oğlu, boncuk boncuk kendine bakan annesinden almış maviş gözleriyle annesine bakınca, "Oğlum beni tutuyor, seni değil. O da buraya gelmek istemiyor," deyince, Eymen bu defa annesine gülücükler saçıyordu. Babasının yüzüyle oynayıp duruyordu. O bile kararsız kalmıştı. Turgut, karısının bu haline âşık olmadı mı? Sevmediği insanlara, resmen söylemese bile, yüz ifadesiyle kimin ne olduğunu yüzlerine vuruyordu. Buse, sarı saçlarını arkaya savurup yürüyüp kapının tokmağına vurunca, Turgut’un bile yüzüne karısının saçları gelmişti. Buse, Turgut’a dönüp, "Gelmiyor musun, kocam?" deyip yüzünde muzip bir gülümsemeyle kocasına bakıyordu. Turgut, "Gazamız mübarek olsun," diyerek kapıya yaklaştı. Evin emektarı kapıyı açıp, "Turgut ağam geldi," deyip herkes konağın dört bir yanından aşağı bakmıştı. Asiye kadın, "Oğul," diyerek evladına bakıp yanına geldiğinde, yan tarafında bu mendebur gelinini görünce, "Bunu niye getirdin?" der gibi bakmıştı. Buse, kaynanasının kendine nasıl baktığını görünce içinden geçenleri anlamıştı. "Gel oğlum," deyip yine de Turgut’u anasına bırakmıştı. Ne olursa olsun, sonuçta o da bir anaydı. Bu evde Buse’nin bir sevdiği vardı, o da Seyda’ydı. "Halacım gelmiş, aşkım gelmiş," deyip yeğenini kucağına alıp sevmişti. Yengesine sarılıp: "Yengecim, kendini özlettin . Sen bana yeğenini ver," deyip Eymen’i kucağına aldı. Seyda, ailesinin Buse yengesini sevmediğini biliyordu. Neymiş efendim, oğlunun aklını çalmış. Kimse bilmiyor ki Turgut ağabeyim yengemi kaçırdı, bu memlekete getirdi. Seyda, 17 yaşında, bu ailenin en küçüğü olup, abisinin "Gel, okudum seni kızım," dediğinde, "Hayır, ben evleneceğim," deyip abisini başından savmıştı. Abisinin bu konuda ne kadar öfke saçtığını hissedince oradan tüymüştü. Abisine bunu hissettirmek zorundaydı. Babası Mehmet Ağa, onun için aslında bir yer hazırlamıştı. Gelin gitmesi için 17 yaşındaki bir kız çocuğunun aklını iyi çelmişti. Konağın kapısının tokmağı bir kez daha vuruldu. Kapı açıldığında, "Buyur ağam," diyerek evin emektarı bir ağasını daha kabul etmişti. Timur Ağa, babasının oğluydu; zalimlikte üstüne yoktu. Bütün Güneydoğu'nun yolları ondan sorulurdu. Her köşede adı geçen ama iş ailesine gelince dünyası çok farklı olan biri. Karısına "Geç," diyerek yol vermişti. Ardından çocukları ile içeri girdiler. Büyük avlunun ortasında durup, "Ana!" diye adeta kükredi. Asiye Kadın, oğlundan çekinse de kimse bilmezdi ki, Timur’a duyduğu sevgi korkusundan daha büyüktü. "Erkek de asil durur," der, oğluna hayranlıkla bakardı. Turgut, kardeşinin geldiğini anlayınca bıkkın bir ifadeyle içinden, "Hah, geldi," diye geçirdi. Mehmet Ağa ise Timur’a her baktığında kendisinden daha fazlasını görüyordu. Timur da kendinden çekinmiyordu zaten. Gözlerini konakta dolaştırıp çardağa kaydırdı. Babası ve abisini görünce kaşları çatıldı. Sert adımlarla yanlarına yürüdü, "Hoş gördük, baba," diyerek Mehmet Ağa’nın elini öptü, başına koydu. Mehmet Ağa, "Hoş geldin, evlat," dedi, eliyle işaret edip, "Oğul, geç otur." Timur başını çevirip karısına baktı. "Yukarı çıkın," dedi kararlı bir sesle. Mehmet Ağa, nargilesinden bir nefes çekip dumanı ağır ağır üfledi. "Oğul, anlat, seni dinliyorum." Timur, abisine alaycı bir bakış atıp, "Gardaşım anlat," dedi. Turgut derin bir nefes verip öne eğildi, ellerini bağladı. "Baba, bir ayağım devletle irtibatta. Oğlun dağları, bayırları yönetiyor. Biz de hem dağdakini hem şehirdekini idare ediyoruz." Timur’un yüzü gerildi. Turgut, göz ucuyla kardeşine bakınca, Timur’un dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı. Arkasına yaslanıp dik oturdu. Babasına olan saygısından kardeşi gibi ayak ayak üstüne atmadan konuşmasını sürdürdü. "Karakurt ailesini biliyorsunuz. Şirket olarak çevre şehirlerde en büyüğüdürler. İşlerinde en iyisidirler. Aile olarak mütevazı ve dışarıya karşı alçakgönüllüdürler. Saygı duyulan bir sülale. Ben de onlarla iş yapmaktan gayet memnunum," dedi ve konuyu kapattı. Mehmet Ağa, nargilesini tekrar dudaklarının arasına koyup derin bir nefes çekti. Önce Turgut’a, sonra Timur’a baktı. İçinden geçirdiği düşünceler ağırdı: Bir oğlum adaletli, diğeri eşkıya gibi… “Turgut, senin gibi ülkesine zarar verenlerin kökünü bulup, elinizden aldıklarımızı daha büyük güç dedikçe yine alıp, okul, tarım, adaletin terazisini dengede tutuyoruz. Görüyor musun kardeşim, okul yaptırıyoruz,” dedi. Dudağı yukarı kıvrılan Turgut, alaycı bir ifadeyle kardeşine baktı. Ardından hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı ve karısının, oğlunun yanına gitti. Timur, ağabeyinin arkasından öfkeyle bakarken, babalarının yanlarında olduğunu bile unutmuştu. --- BEHİCE Sabah erkenden kalkıp işlerimi hallettim. Mehmet emmimlere geçip Hilal ile yemeklere yardım ettim. Evleri her zamanki gibi tertemizdi, gerçi kim geliyordu ki misafir olarak? Asiye yengem pek misafir ağırlamazdı. Babamın evi ise her zaman dolup taşardı. Timur ağabeyim her zaman kibirliydi. Turgut ağabeyim ise bambaşka bir adamdı ama yine de ailesini yüzüstü bıraktı. Kapının tokmağı vuruldu. Misafirler gelmişti. İşimi bırakıp kapıya yönelmek istedim ama herkes pencereden bakıp iç çekti. “Ah ah...” nidaları döküldü dudaklarından. Tamam, kabul ediyorum. Ağabeylerim yakışıklı, emmilerimin oğulları da öyle. Ama bu yeni bir şey değil ki! Seyda, her zamanki patavatsızlığıyla: “Valla bak abla...” diye söze girdi. Diğer çalışan kızlar da dalıp gitmişti. Hilal, “Hiçbir erkek İbrahim’in eline su dökemez,” diyerek dalgın dalgın bakıyordu. Ama yine de elindeki işi aksatmadı. Timur ağabeyimin karısında bir sıkıntı var ama hâlâ çözemedim. Buse abla elinde bir erik tutuyordu. “Sulu sulu...” diye mırıldandı. Tam o sırada Hilal su içerken boğazına kaçırdı. Boğulacak gibi oldu. Buse ablaya döndüğünde gözleri yuvalarından çıkacak gibiydi. Aklına ne geldiyse artık... Ben de ister istemez Buse ablaya baktım. İzlenildiğini fark edince kaşlarını kaldırıp: “Ne?” dedi. Hilal ise hâlâ boğazını tutuyordu. “Dikkat et kızım, su içerken,” diye uyardı Buse abla. Sonra, eriğinden bir ısırık alıp memnuniyetle ekledi: “Bu köyün meyvelerini seviyorum, ne güzel organik.” Timur ağabeyimin karısı bir şey demeye çalışırken Asiye yengem lafa girdi: “Bu çırpı bacaklı anca Eymen’i büyütür!” Buse abla hiç istifini bozmadı, sadece gülümsedi. “Niye, ben damızlık mıyım? Her sene bir tane doğururum,” diyerek eriğin son parçasını ağzına attı. İçimden “eyvallahlar olsun” çektim. Kaynana-gelin tartışmasının tam ortasına düştük iyi mi? Buse abla zaten hamileydi. Meğer kimseye söyleme gereği duymamış. Asiye yengem gözlerini devirdi. “Bana bak, ben Derya’ya benzemem. Kız zaten yine hamile! Bu ne böyle? Kızı hastaneye götürün,” dedi. Derya abla gözlerini kaçırdı. Beşinci kez hamileydi. “Kızın sizin baskılarınız yüzünden böyle oldu,” dediğinde herkes ona döndü. Gerçekten de hali hal değildi. Hilal yengesinin elinden tutup onu götürdü. İçim cız etti. Zavallı kadın... Asiye yengem sinirden köpürmüştü, adeta Buse ablayı boğmamak için kendini zor tutuyordu. Gerilim giderek tırmandı. Ne oğlunu almadığı kaldı ne de laf sokmadığı... Ama Buse abla hiç oralı olmadı. Kollarını göğsünde bağlamış, yengemin sinirden delirmesini keyifle izliyordu. Tam o sırada Turgut abi içeri girdi. Bir anda herkes kendine çeki düzen verdi. Buse abla fırsatı kaçırmadı. Turgut abinin koluna girerek: “He kaynana hee, Turgut’u kendime bağladım, sana da muska yaptım! Evdeki herkesi de kendime bağladım ki sen böyle ortada kal diye,” dedi. Sonra, gülümseyerek ekledi: “Ha bu arada, yine hamile seksi bacaklı gelinin.” Şaşkınlık içinde Buse ablaya ve Asiye yengeme bakakaldık. Turgut abinin dudağı hafifçe yukarı kıvrıldı. Bu adam karısına gerçekten aşıktı. Turgut abi bize dönerek: “Kızım, şu sofrayı siz kurun, mahcup etmeyin beni,” dedi ve çıktı. Tabii ki hizmet edilecekti. Kahvesinden çayına, ikramlıklara kadar her şey hazırlandı. Bir yandan da dedikodular dönüyordu. Duvardaki saate göz attım. Öğle vaktini geçmişiz. Hilal ve ben yemekleri hazırladık. Tadına baktım, gayet güzel olmuştu. Amcalarım kurban kesmedi, çünkü bayram yeni geçmişti. O yüzden ağır yemekler yapmadık. Kemikli eti haşlayıp suyuna pilav yaptık. Bahçeden topladığımız sebzelerle yemekler hazırladık. Hepsi mis gibi kokuyordu. Baklava ise yaz kış fark etmeden yenilen bir lezzetti bizim şehirde. Onu da abim ve Süleyman üstlenmişti. 15 Haziran 1990 Bugün, bizim için, köyümüz için büyük bir gün. Okulumuz yapılıyor. Turgut Abi işlerini büyütecek, imkanlar çoğalacak. Sadece bizim için değil, herkes için. Heyecanlıydım. Okuma yazmayı çözmüştüm ama bunun yetmeyeceğini biliyordum. Daha ileri gitmeliydim, inanıyordum. Ve bugün sadece okul değil, benim hayatım da değişiyordu. Sevdiğim adamla evleniyordum. Tam o sırada, eski nişanlım aklıma düştü. O an bir ses işittim—Süleyman. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Ona bakmadan işlerle meşgul olmaya çalıştım. Kendimi nasıl ona kaptırdım? Beni sevmeyen bir adam… Belki de hayatımdaki tek bencillik buydu. Günler önce biri bana gelip "Süleyman seni istiyor," demişti. Ama onunla evleneceğimi hiç düşünmemiştim. Süleyman zamanla sever miydi beni? Eğer iyi bir eş olsam, her şeyi yapsam… Peki bir erkek tarafından sevilmek, aile sevgisinden farklı mıydı? Kafamdaki düşünceleri kovup sofrayı hazırlamaya devam ettim. Yemekler hazırdı. Dışarı adım attığımda, yabancı bir adamla göz göze geldim. Misafirlerden biri olmalıydı. Tam o anda Süleyman'ı gördüm. Dişlerini sıkıyor, bana sert bakışlar atıyordu. Adam bir şey söylemeden uzaklaştı. Süleyman'ın bakışları üzerimdeyken mutfağa kaçtım. Arkamdan ayak sesleri duyuldu. Ensemde nefesini hissettim. Kulağıma eğilip, "Emmim kızı, neden ortalıkta gezersin?" dedi. İçim ürperdi. Sesim içime kaçmıştı. "Süleyman, bilmiyordum. Adamı görünce birden…" Buse yengemin sesi onu durdurdu. "Hayırdır Süleyman? Kızı herkesin içinde mi sıkıştırıyorsun?" Süleyman, kaşları çatık bir şekilde yanımdan çekildi. Yengem, "Çık dışarı. Gören olacak. Herkes dedikodu malzemesi arıyor zaten konakta," dedi. Utançla başımı eğdim. Yemekler yendi, çaylar içildi. Gençler dağıldı. Konaktaki dört yaşlı çınar, Mehmet Ağa, Osman Ağa, Turgut Ağa ve Ertuğrul Bey, baş başa kaldı. "Ertuğrul Bey, sizleri bilirim," dedi Mehmet Ağa, gözlerini misafirin üzerinde gezdirerek. Ertuğrul Bey, bu aileleri oğlunun işi nedeniyle araştırmıştı. Mehmet Ağa'nın büyük oğlu dürüst bir adamdı, fakat diğeri usulsüz işlere bulaşmıştı. Osman Ağa’nın oğulları ise kaçakçıydı. Ertuğrul Bey gözlerini Turgut Ağa’ya dikti. "En temizi bu," diye düşündü. Turgut’un iki oğlu kendi topraklarını işliyor, ticaret yapıyordu. İki kızı vardı; biri nişanlı, diğeri bekardı. Aklına Tahir gelse de, Mahir evlenmeden Tahir olmazdı. Ertuğrul Bey beklenmedik bir çıkış yaptı: "Benim iki bekar oğlum var. Bildiğiniz bekar kız var mı? Oğluma kız bakıyorum." Turgut Ağa gerildi. Osman Ağa, "Bir kızım var ama daha küçük, okuyor," dedi. Mehmet Ağa gözlerini Turgut Ağa'ya çevirdi. "Turgut’un da kızı var," dedi. Zöhre'nin bakışları anında babasına kaydı. Turgut Ağa, soğukkanlılığını koruyarak, "Benim kız okuyacak," diye yanıtladı. Üç adam sustu. Ertuğrul Bey, Turgut’u bir yerlerden hatırlıyordu ama çıkaramıyordu. Başını sallayıp, "Neyse," dedi. Gece olmuş, artık dağılma vakti gelmişti. Ertuğrul Bey eli boş dönüyordu ama yine de memnundu. "İşinde gücünde adamlar," diye düşündü. Osman Ağa kapıya kadar eşlik etti. "Haftaya düğünümüz var beyim, baş konuğumuzsun," dedi. Üç kardeş selamlaşıp evlerine dağıldı. İki saat önce… Manas'a öldürücü bakışlar atan Süleyman, kendini zor tutuyordu. Nişanlısının karşısına dikildiği yetmezmiş gibi bir de aptal aptal bakıyordu. Sevse de sevmese de o kız kendisinindi, mesele buydu. Üstelik sadece Manas değil, kardeşini de sevmezdi. Fazla kusursuzdu. Bir de amcasının oğlu vardı, o da ayrı sinirini bozuyordu. Kıskanç değildi ama bu insanlar ona fena halde batıyordu. Bunu da İbrahim'e söylemişti. Turgut ve Tahir, okul projesinin çizimleriyle o kadar meşguldüler ki etraflarında olup biteni unutmuşlardı. Turgut, Tahir’i sevmişti. Onu izlerken, on beş yıl önceki hali gözünün önüne gelmişti. "Tamam aslanım, biraz dinlenelim, yorulduk. Ben senin gibi değilim," diyerek gülümsedi. Tahir de ona karşılık verdi. İbrahim, "Ben eve geçiyorum, amcaoğlu," diyerek tam çıkacakken Turgut onu durdurdu. "Bekle İbo, Buse'yi size bırakmam lazım," dedi. Gitmezse kaynana-gelin birbirine girecekti, bunu iyi biliyordu. Hafif bir acı gülümsemeyle arabasına binip büyük konağa doğru sürdü. Buse sıkılmıştı. Arabanın sesini duyunca hemen ayağa kalktı. "Hah, kocam geldi," dedi sevinçle. Hilal üzülerek, "Yenge, keşke burada kalsaydın," diye mırıldandı. Buse omzunu silkti. "Hilal güzelim, az kaldı. Yakında bu kasvetli konaktan kurtuluyorsun," diyerek ailesine bir gönderme yapmadan edemedi. Hilal ise ne olursa olsun ailesini seviyordu. Ama İbrahim’le kuracağı hayat düşüncesi içini ayrı bir heyecanla dolduruyordu. Turgut, "Güzelim, çıkalım," diyerek Buse’yi aldı ve amcasına bıraktı. Ardından misafirleri uğurlayacaktı. İbrahim, "Gel Tahir, bize geçelim. Turgut ağabey de bize gelecek," dedi ve küçük konaklarına doğru yürüdüler. Zöhre, ilk akşam olduğu için herkes amcasının konağındaydı. O yüzden kendine bir şeyler hazırlayıp yemeye başlamıştı. O sırada dışarıda bir arabanın durduğunu duyunca, "Geldiler," deyip hızla kapıya yöneldi. Ve tam o anda Tahir ile göz göze geldi. Tahir de ona baktı. İkisinin de bakışları birbirine mıhlanmıştı. İbrahim’in kaşları çatıldı. "Ne oluyor birader?" diye sordu. Tahir bakışlarını kaçırdı. "Bu da neydi şimdi?" diye içinden geçirdi. Kalacak mıydı, gidecek miydi? Kendi içinde boğulurken, Turgut geldi. "Hayırdır gençler?" diye etrafına bakındı. Buse’nin kucağından Eğmen’i alırken bir şey anlamamıştı. Ama Buse fark etmişti. Göz gezdirdi, düşündü. Yakışacaklardı. Bunu hissetmişti. Peki, kader onlara gülecek miydi? Bu sahneyi bir kişi daha izliyordu. Öfkesi bir gün başına bela olacaktı. Bunu biliyordu. Ama bile bile yanmak da buydu işte.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE