Benim kızım ölmez!

2450 Kelimeler

İSTANBUL, KADIKÖY Yağmur durmuştu, ama gökyüzü hâlâ kurşun gibi griydi. Sokaktan geçen arabaların farları camdan içeri vuruyor, duvarlarda bir an görünüp kaybolan gölgeler bırakıyordu. Evde ise öyle derin bir sessizlik vardı ki, insan kendi kalp atışını bile duyardı. Oysa bu ev bir zamanlar sesle doluydu. Gülüşlerin, mutfaktan gelen çay kaşığı tıngırtısının, radyodan taşan şarkıların evi… Her köşesi bir hatırayla, bir sesle dolu olan o ev, şimdi sessizliğin en koyusunu giyinmişti. Koltuklarda dört kişi oturuyordu. Kimse konuşmuyordu. Televizyon açıktı ama sesi kapalıydı — ekranda dönen görüntüler, duvarda titreşen bir ışık olmaktan öteye geçmiyordu. Her biri, belki bir mucizeyle Eylül’ün yüzünü o ekranda görürüm diye, gözlerini ondan ayıramıyordu. Aradan dört buçuk hafta geçmişti.

Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE