(Yiğit’in gözünden)
Soğuk keskin, kar bıçak gibi… ama biz alışkınız.
İki haftalık görevden döneli daha birkaç saat olmuştu ki, istihbarat geldi.
“Komutanım, sabah saatlerinde sivil biri yasaklı bölgeye giriş yapmış. İhbar var. Fotoğraf çekiyor olabilir.”
Emre homurdandı:
“Fotoğraf çekiyormuşmuş… Gelsin de bir de beni çeksin. Donuma kadar titriyorum burada.”
Sustum. Zaman kaybedemezdik.Yol boyunca içimde tuhaf bir his vardı. O bölge, genelde kuş uçmaz. Ama içgüdülerim hiç yanılmazdı.
Timin tamamı tam kamuflajdaydı. Ben dahil yüzümüzün sadece göz kısmı açıktaydı.
Sessizce ilerledik.
Karın ortasında biri vardı. Kırmızı bir mont… Omzunda asılı profesyonel bir fotoğraf makinesi… Ve dünyadan bihaber, en tehlikeli yamacın ucunda objektifini göğe kaldırmıştı.
İşaret verdim, daire olduk. Ben öne çıktım.
“Ellerini kaldır ve yavaşça dön. Burda ne işin var burası sivil geçişe kapalı bölge!”
Kafasını çevirdi. Yavaşça bana döndü.
Ve göz göze geldik.
Mavi… Hayır, tam değil… Dış hatları mavi, içe doğru yeşile çalan. Gözleri ilk defa içimi soğukla değil, garip bir sıcaklıkla yaktı.
Sonra dudakları oynadı:
“Ben veterinerim. Fotoğraf çekiyorum. Sivil geçişe kapalı olduğunu bilmiyordum, tabela da yoktu.”
“Bilmediğiniz yere girmezsiniz,” dedim.
“Burası askeri bölge.”
Bir adım yaklaştı.
“Üslubunuza dikkat edin. Bağırmayı bırakın. Suçlu değilim.”
Tam o an Efe kaskının altından fısıldadı:
“Oha… Komutan tartışıyor. Cidden konuşuyor hem de cümle kurarak…”
Ali ise belli belirsiz bir tebessümle mırıldandı:
“Bu kadında bir şey var. Komutan normalde üç kelime eder, bu beş oldu.”
Emre içinden küfretti. Mehmet sessizce olanı izliyordu.
Kadının elini cebine atmaya çalıştığını görünce otomatik refleksle bir adım yaklaştım:
“Ne yapıyorsunuz! Eller yukarı!”
“Kimliğimi çıkarıyorum,” dedi gözlerimin içine baka baka. Korkmuyordu. Bir anlık sessizlikte sadece kalp atışlarımız duyuluyordu.
Kimliği uzattı. Gözüm sadece ismine takıldı: Deniz Aslan.
“Veterinerim dedim ya, bir de yalan mı söyleyecem ? ”
Kendine güveni, içindeki öfke… garip bir şekilde saygımı kazandı. Ama bunu belli etmemeliydim.
Fotoğraf makinesini aldık. İnceleme yapılacaktı.
Onu da sorgu için karakola götürmek zorundaydık. Kural kuraldı.
“Ali. Kadını al. Gözlerini açık tut.”
Arkamı döndüm. Ama bir parçam hâlâ o gözlerdeydi.
⸻
(Timin iç konuşmaları – dağdan dönerken)
Efe:
“Abi ne diyeyim… Komutan bildiğin flörtöz gerginlik yaşadı. Hayırlısı…”
Emre:
“Flört değil lan, tartıştı! Ama kadın da sağlam çıktı. ‘Üslubunuza dikkat edin’ deyince komutan bir durdu, hissettim.”
Ali:
“Komutan sinirlendi ama… alışılmadık bir şey vardı. Sadece işini yapan biri gibiydi sanki. Fazla savunmaya geçmişti. Fazla… ilgilenmişti.”
Mehmet:
“…”
Efe:
“Mehmet yine dilsiz modda. Ama biliyoruz içinden ‘Komutan gönlünü kaptırdı’ diyor.”
Ali:
“Durun bakalım. Daha tanışmadılar bile…”
Efe:
“Tanışmasalar da göz göze geldiler. Ve o göz teması, kardeşim… savaş başlattı.”