Bölüm – “Öfkenin izleri”

398 Kelimeler
(Deniz’in gözünden – Klinik) Kapıyı biraz sert açmış olabilirim. Hayır. Kesinlikle açtım. Zaten Mert de anlamış olacak ki masanın üstünden kafasını uzattı, bir kaşını kaldırarak: “Ne oldu bacım? Dağda ayıyla mı dövüştün yoksa yine yanlışlıkla kurt sürüsüne mi selam verdin?” Cevap vermedim. Çantamı masaya fırlattım, montumu çıkarırken neredeyse askıyı devirdim. Çay bardağını eline almış bana bakıyordu şimdi. Sakin. Sinsice eğleniyordu. “Deniz… Bir şey mi oldu?” “O kadar uzak dağa yürüdüm diye yeminle devlete ihanetle suçlandım Mert!” Sesim biraz yüksek çıkmıştı. Umrumda değil. Ayakta kalmıştım, nefes alırken bile hâlâ içimde o kamuflajlı adamın sesi çınlıyordu. Soğuk gözleri, emir cümleleri, yüzü… o yüz… Mert kaşlarını kaldırdı. “Ne diyorsun sen ya? Ne oldu anlat hele bi.” Ofisin küçük koltuğuna oturdum. İçimden biraz sakinleşmeye çalıştım ama anlatmadan olmayacaktı. “Bugün sabah çıktım ya. Kafamı boşaltmak için. O dağlık alanda fotoğraf çekiyordum. Karın içinden birden beş tane kamuflajlı adam fırladı resmen! Silahlar, emirler, soru sormalar… Biri var… Komutanmış sanırım. Kamuflajında Ateş yazıyordu” o an öfkem okadar yoğundu ki , hiç aklıma gelmeyen şey Mert’in soyadının Ateş olduğu ve abisininde asker olduğuydu. Mert’in elindeki bardak bir an için durdu. Ama çok hafif. Sadece göz kenarları kıpırdadı. Yüzüne poker surat geçirmişti resmen. “Ateş mi?” “Evet. Sert bakışlı, kısa saçlı, bir buçuk metre boyutunda egosuyla dolaşan biri.” Mert arkasını dönüp çayından bir yudum aldı. “Şey… Yani… Askerler doğal olarak hassas davranır bazı bölgelerde. Belki yanlış anlaşılma olmuştur.” “Yanlış mı? Adam beni resmen sorguya aldı Mert! Sanki fotoğraf makinemle gizli bilgi topluyorum! Suçsuzum diyorum, kimliğimi veriyorum, ama yok. Hâlâ sorular… hâlâ o bakışlar…” Mert içten içe bastırmaya çalıştığı kahkahayı gizlemek için dudağını ısırdı. “Soyadı sadece Ateş’ti değil mi?” “Evet… Ateş.” Mert başını salladı, sonra koltuğa oturdu. “Vay be. Demek Ateş…” “Tanıyor musun?” Gözlerimi kısmıştım. “Yok canım… Ateş ne? Çok yaygın soyad… Belki de… benzetmişimdir… Kim bilir?” Ve sonra cümlesini bitirmeden ağzına kek tıkıştırdı. Bir şey saklıyordu ama şu an onu çözmek için enerjim yoktu. Zaten hâlâ ellerim titriyordu. “Neyse. Bu şehirde özgürce dolaşmak bile lüksmüş anlaşılan.” Mert başını salladı ama gözlerinde bir kıvılcım vardı. Sessizce kendi kendine güldü. “Sana bir şey diyeyim mi Denizz… Bu hikâyenin devamı var gibi. Hissediyorum.” “Umarım yoktur,” dedim sertçe. Ama içimde bir yer… O gözlerin tekrar karşıma çıkacağını… Biliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE