Emeviler

420 Kelimeler
Altın Otağı Han'ın geleni gideni çoktu. Her gün neredeyse yüze yakın kişi ziyarete gelirdi. Hayliyle bu kişilerin içinde düşman olma tehlikesi bulunduğundan dolayı otağın çevresi de sıkı güvenlik altındaydı. Etrafta Han'dan habersiz kuş dahi uçurtmuyorlardı. İçeri gelen muhafız otağı dışında bekleyenleri söyler, Han da uygun görürse huzuruna kabul ederdi. Bu sefer içeriye bir kumandan girdi. Yere diz vurup sağ elini göğsüne bastırarak Han'ı selamladı. Tüm perde ve yaygıların ipekten olduğu yerde Han taht üstünde kendine yaraşır bir duruş içerisinde oturuyordu. Sağında en güvendiği kişi Ünen, solunda da mali işlerden sorumlu Argun ve Mehmet adında bir Türk beyi vardı. Han, önünde diz çöken kumandan'a döndü. "Önemli bir mevzuat var mı?" diye sordu. Kumandan sıkkınlıkla iç çekerken bu kara haberi kellesi gitmeden nasıl söyleyeceği üstünde iyice düşündü. "Han'ım... Bağdat'a bıraktığınız dört bin kadar işçilikle uğraşan nöker Birliği..." öksürür gibi yaptı bir süre. "Emevilerin büyük orduyla saldırısı sonucu katledildiler..." Hülagü Han bir süre cevap dahi vermeden ifadesiz bir şekilde durdu ama içten içe öfkeyle dolmaya başlamıştı. Bunu hissedebiliyordu. "Nasıl?.." diyebildi sadece şayet biraz daha fazla konuşmak için ağzını açsa öfkesine yenik düşüp olmayacak bir karar almaktan korkardı. "Emevi askerleri ve yanında binlerce halk, bir gece savunmasız şekilde yatan nökerlere pusu atmıştır." Lafını bitiren kumandan elini bağrından çekmeden başını tekrardan eğdi. Han ise oturduğu tahttan kalkarak kumandanın yanına doğru ağır adımlarla ilerledi. Kumandan,"Ardından tüm ölen nökerlerimizi meydana çıkarıp sokaklarda gezdirdiler. Han'ım... O kadar felaketti ki anlatamam!" Hülagü Han işittikleriyle olduğu yerde öylece durdu bir süre. İçine düşen o kor ateş ise onu yakmaya başlamıştı. Bakışını, otağı içinde dahi olsa göğü görebilecek gibi, yukarıya doğru çevirdi. "Ebedi Ulu Gök! Kıyısında doğup büyüdüğüm Onon Irmağı, bana gücümü veren Burhan Haldun Dağı! Hepiniz tanığım olun." Sinirle sıktığı avuçlarını aldırmadan konuştu. "Emeviler, beni ve nökerlerimin onurunu küçük düşürdü. Cenk meydanında karşıma çıkmak yerine uykusunda savunmasız nökerlerimi öldürüp şehirlerde teşhir ettiler." Bir elini bağrına koydu. Han ile beraber herkes de aynı şekilde elini bağrına yerleştirdi. Hepsi büyük bir yas içindeydi. "Bu içimdeki kederi ve öfkeye gem vurmama imkan yok. Ebedi Gök! Bizlere bunun intikamını almak için güç ver!" Otağı içindeki herkes, intikam ateşiyle bağırmaya ve kınından çıkardıkları kılıcı sallamaya başladı. Hep bir ağızdan "İntikam!" diye seslerini Han'larına duyuruyorlardı. Hülagü Han ise eliyle intikam arzusu için bağıran çeber (yiğit) nökerlerini susturdu. "İntikam elbet alınacak sadık nökerlerim. Fakat şimdi değil. " dedi Han. Diğerleri, Han'ın bir bildiği vardır fikriyle itiraz etmemiş ona biat ederek boyun eğmişlerdi. Lakin intikam için fitil ateşlenmişti bir kere. Artık tek sıkıntı intikamın nasıl alınacağını çözmek olacaktı. Bu da Han'ın kendisine ve kumandanlara, mühendislere düşen bir görevdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE