Yemin

475 Kelimeler
Akar Herkes keyfince yiyip eğleniyordu. Beraberinde de geleneksel çalgılar eşliğinde şarkılar söyleyip oyunlar oynanıyordu. Gerçeği söyleyeyim her şey bir film seti gibiydi resmen, çadırlar, çalgılar, kıyafetler... Ve yanımda da tarihte en hayran olduğum Han... O kadar mutluydum ki şuan garip garip etrafa gülücükler saçıyordum. Tabii bu eğlencenin buruk bir yanı vardı ki o da Hafza Ana'mın burada olmayışıydı. Bir sıkıntım olduğunu Hülagü Han da anlamış olacak ki başını kulağımın dibine kadar yaklaştırıp bir nefes üfledi. Beklemediğim bu hareketle yerimde irkilirken ne yapıyorsun dercesine ona bakmıştım. O ise bunu umursamayıp yarım ağız bir gülüş sunmuştu bana. "Benden ne söz istersin de hele Akar oğlan." dedi. O an anlamıştım ne demek istediğini. Bir süre tek kaşımı kaldırarak düşünür gibi yaptıktan sonra oturduğumuz yer sofrası altından er'imin elini tuttum. Hülagü Han da bu eyleme kendi elini tutan ellerimi avuçlarına alarak karşılık vermişti. "Senin bana olan sevginden şüphem yoktur er'im , lakin gelecekte de beni böyle sevmeni ve benim fikirlerimi de dinleyip bunlara kulak asmanı isterim." diye isteğimi beyan etmiştim. Avuçları içine aldığı ellerimi daha bir sıkı tutarken onaylar anlamında başını salladı ve önündeki and içeceğinden bir yudum aldı. *Yemin ederken and içmek deyimi buradan gelmektedir. "Ben karuwın kaytardım(cevabımı verdim), şimdi sıra sendedir. Benden ne istersin eri'm? Göğün rengindeki gözlerimi merak edercesine ona çevirdiğimde o da bana aynı tatlılıkta bakışlarını yöneltti. "Birlikte olduğum, Hüreyre'm (yavru kedi), nigur'u(yüzü) güzel sevgilim. Senden isterim ki bana ömrün boyunca yalan demeyesin, yanımdan ayrılmayı düşünmeyesin." elinin tersiyle nazikçe yanağımı okşadı. "Bana hep böyle sevgiyle bakasın Hüreyre'm." Ben utançla başımı öne eğdim. Alışık değildim ki böyle sevgi görmeye ne yapayım! Yine de Han'ıma kaçamak bakışlar atarken cevap verme gereği duymuştum. "Sen beni sevdiğin sürece benim sana olan sevgimden şüphe duymayasın er'im." Dediğim lafla kendim utanmış, aptal gibi sırıtmama engel olamamıştım. Ne yapayım utanç verici olsa da çok mutluydum. Er'im ise benim aksime çok utanmazdı öyle ki oturduğumuz yerde bana yanaşıp boynumun açıkta kalan kısmına yumuşak bir öpücük kondurmuştu. Ben ona yaptığı şeyle gözlerimi dikerek bakarken o umursamıyor öylece sırıtıyordu. "Kendine gelesin Aka'm. Biz hala buradayız." hemen ilerimizden Mengü Han'ın sesi duyulduğunda utancım bin kat artmış yüzümün kızarmasına engel olamamıştım. Bir sinirle Hülagü Han'a döndüm o an. "Sen benim geldiğim yerde olacaktın, basmıştım bol bol tuzu kahvene. O vakit böyle keyifli olabilecek miydin acep?" Han ise bana anlamaz bakışlar atarken ben aptallığıma şaşırmıştım. Bu dönemde bu coğrafyada kahve mi vardı allasen? Varsa bile tuzlu kahveyi nerden bilsin... Neyse bilmemesi daha iyi, arada sinirlenirsem böyle sayardım ne güzel. Bu düşünceyle üstümdeki sinir gitmiş yerine garip bir keyif gelmişti. Öyle ki, yüzüm tekrardan gülmeye başlamıştı. Hülagü Han, "Tadını çıkarasın. Bu senin için buradaki keredir (son yemek). Hem de şülendir şülen. İyi ye ki Karakurum'a otağımıza vardığımızda kur (dinç) kalasın." İlk başta anlamasam bile daha sonradan jeton düşmüş yine bir sinirle bu sefer yumruk yaptığım elimi onun göğsüne vurmuştum. O ise hala keyfinde, benim bu hallerimi umursamadan yemeğini yiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE