Akar
Şu kadınlar gitti gideli pek mutluyduk artık, Allah bozmasın yeminle bana karşı tavrı bile daha samimiydi artık Hülagü'nün.
"Er'im." dedim biraz daha boynuna yaslarken başımı. Seviyordum işte ne yapayım, böyle yapışasım geliyor her daim. O da benim ilgi istediğimi anlamış olacak yaslandığım bedenine beni kollarıyla iyice çekip bedeniyle bir etmişti.
"Diyesin Hüreyre'm?"
Gözüm önündeki masada bulunan bayrak motifindeydi. Türk bayrağının sembolüydü açıkça. Elimle masadaki kağıtları işaret ettim. "Canını sıkan bir şey yoktur demi?" bundan emin olmak istiyordum çünkü Moğollar ve Türkler arasında olası bir savaş istemiyordum. En azından bundan sonra herhangi bir savaş görmek istemiyordum...
"Bunu sana beyan etsem mi bilmem lakin yine de danışmak isterim."
"Dinliyorum er'im."
"Asi birkaç oba vardır. En çok canımı sıkan da kayı obasıdır. Şayet direnişin başını çeken o'dur."
Başımı anlıyorum manasında salladım. Onunla böyle baş başayken üstüme sık ve kalın şeyler giymeye gerek duymuyordum. Böylece ona sokulduğumda beni daha rahat hissedebiliyordu.
Arsızca ama Han'ın sadece bana baktığından emin olmak için bu da gerekliliklerden biriydi. Yani utanmazca olsa da onun hoşuna gidiyordu bu tavrım. Şayet şu vakte kadar bir geri itmişliğini görmedim beni.
"Er'im bu direnişin sebebi bellidir. Sizin gibi özgürlük isterler."
Bu dediklerimi o da biliyor elbette ama bunu bir kez daha belirtmek gerek. Ardından lafıma devam ettim. "Bilirim ki gayeniz her yeri kontrol altına almaktır er'im lakin unutmayın eğer bir yerle fazla ilgilenirseniz başka bir yerden daha büyük bir tehlike vukuat bulabilir."
"Bu obanın direnişi ne kadar sürerse sürsün elbet o toprakları alacağım."
"Ya başbuğ(obanın başındaki önder)?"
"Başbuğ da kim ola? O bir Han bile değil, sadece küçük bir toprağın efendisidir."
"Öyleyse bırakın Han'ım." dedim kendimden emin bir tavırla. "Toprakları buyruğunuz altına almak yerine sınırlarınız için bekçi konumuna sokun. Bilirsiniz ki topraklarınız yeterince büyüktür. Daha da almaya kalkarsanız vahim bir şekilde elinizde bulunan toprak parçalarını kaybedebilirsiniz..."
"Bekçi edelim dersin de Hüreyre'm bu küçük oba benim geniş sınırlarıma nasıl kurganlık (gözcü) edecek?"
"Olası bir cenkte sizin nökerleriniz sınıra ulaşana kadar o küçük dediğiniz oba tutabilir emin olun. Kayı obası ve çevredekiler hafife alınacak kişi değiller."
Bir süre dediklerimin mantığını sorgularcasına yüzüme baktı. Ardından bana haklılığımı ima edecek şekilde başıyla onay verdi.
O vakit yüzümde güller açmıştı resmen. Oldu valla. Türk obalarını rahat bırakacaktı, en azından şimdilik.
Sadece bu bile iki ırkın sentezi için oldukça büyük bir adımdı.
Herşeyi geçtim artık bu iş konusundan sıkılmaya başlamıştım. Ne zaman benimle ilgilenecek?..
Doğrulduğum yerde ona doğru masumane bir bakış attım.
Niyetimi ve arzumu anlıyordu. O da bana doğru usulca uzandı. Kendinden emin ve oldukça çekici duruyordu. Sakalları haricinde gözleri öyle bir parlıyordu ki bana her böyle bakışında bedenimi alev alev yakıyordu sanki...
Lakin sesi görünüşünün aksine oldukça yumuşak çıkıyordu. En azından şuan için... "Seni ne çok istediğimi bilir misin Hüreyre'm?" diye fısıldadı usulca. Nefesim kesiliyordu o böyle yaptıkça. Hoşuma gidiyordu bu ilgisi...
Elini uzattı bana doğru ve parmaklarıyla önce yüzümü okşadı hafiften, ardından yavşak yavaş dudaklarımı buldu parmakları.
Ben onun bu arzusuyla hipnotize olmuşken o benim hiç beklemediğim bir vakitte dudaklarıma yapıştı. Oldukça talepkar ve sertti ama acelesi de yoktu.
Bir süre ardından dudaklarımdan ayrılıp usulca boynuma doğru indi ve tüy gibi öpücükler kondurmaya başladı. Bir eliyle de üstümdeki kıyafetten kurtulup onların bedenimden sıyrılıp yeri boylamasını sağladı.
Açıkta bıraktığı vücuduma hafifçe geri çekilip bir bakış attı. Bunu defalarca yapsak da hala ilk zamanki gibi utanç veriyordu... Normal mi bu durum bilmem.
"İnsanı öyle mest edersin ki..."
Arada dediği bu laflar da utancıma tuz biber oluyordu iyice kızarıyordum...
Benim utandığımı elbet er'im de fark ediyordu. Bu durumdan her ne kadar keyif alsa da üstüme daha fazla gelmeyip ellerini saçlarıma atmıştı bu sefer. Kendi dudaklarına doğru çekip öpüşü sıklaştırmıştı.
Bu hareketiyle boğuk bir inleme kaçtı ağzımdan.
Kollarını bana doladı ve kendi bedenine sıkıca çekti. Bir eli hala saçlarımda iken diğer eli belime oradan kalçalarıma kaymıştı.
İlk başta gevşek tuttuğu elini bu sefer sıkılaştırarak avucu içinde kavradı ve ağırlığıyla beni biraz geriye iterek yere uzanmamı sağladı. Karşılık olarak tırnaklarımı yerdeki dokuma halıya geçirirken o tepeden anlaşılmaz bir tavırla beni izliyordu. Daha sonra yavaşça boynuma oradan da usul usul göğsüme indi. Sıcak nefesini ve huylandıran sakallarını böylesine yakından hissetmek içimde garip bir heyecana sebebiyet veriyordu.
Başparmağıyla bir göğüs ucumu kendi keyfince okşuyor bazen sert bir şekilde kavrayıp acıyla karışık garip bir haz veriyordu. Bu hareketiyle hissettiğim bu tatlı duyguyla inledim.
Öyle güzel hissettiriyordu ki zevkten boşalmaya yaklaşmış, ufaktan ıslanmaya başlamıştım(boşalmadan önce erkeklerde bir zevk sıvısı olur ya..). Parmaklarım yerdeki halıyı daha sıkı kavrarken içimden, daha fazla diye yalvarmaktan kendimi alıkoyamamıştım.
Bu sefer dudağıyla diğer göğüs ucuma indi. Aynı şekilde bazen nazikçe ilgileniyor bazen de dişleri arasında yavaşça sıkıştırıyor, beni sarsıyordu.
"Er'im..." derken bile sesim titrek çıkıyordu.
Aldığım hazla başımı geriye attım. Kısa süre sonra da inleyerek altında daha fazla dayanamadan boşalmıştım. Bacaklarımı ise birleştirmeye çalışıyor kendimi kasıyordum.
Cidden ben... Sadece bundan mı boşaldım daha yeni!
Utançla ellerimle yüzümü kapattım bu sefer. Siktir... Böyle bir şeyden de gelmek... Herhalde eziklikte zirve diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım.
Ellerimi hafifçe er'imin ne yaptığını görmek için araladım. Yüzünde tatmin olmuş bir gülümseme ile bana bakıyordu.
Bilerek yapmıştı işte...
Elleriyle bu sefer yüzümü kapattığım ellerimi tuttu ve kenara kaydırdı. Ve bir kez daha dudaklarıma tatlı bir öpücük kondurdu. Yeni boşalmış olmanın verdiği heyecanla sakinleşmeye çalışırken, nefesim hala kesik çıkıyordu.
Han'ımınsa eli ilk göğsüme oradan aşağıya doğru sertliğime indi ve avuçları arasında benimkiyle ilgilenirken bulaştırmış olduğum ıslaklığı avuçları arasında hissetti.
"Biz bunu elbet kullanırız." dedi sesi oldukça keyifli çıkıyordu. İlk başta dediği şeyi idrak edememiştim.
Eliyle sertliğim üzerinde bulunan ıslaklıktan birazını kalçalarıma doğru sıvayarak taşıdı. Ardından parmağını hiç zorlanmadan içime kaydırdı. Demek bunu demek istemiş...
O tekrar tekrar içimde parmaklarıyla gidip gelirken ben altında sadece kıvranıyor ve inliyordum. Lakin aniden doğruldu ve altında kendisine engel olan pantolonu çıkartarak kendi sertliğine özgürlüğü ilan etti. İri olan vücuduna karşılık olarak orası da... Vay canına... O gerçekten koca bir adam.
Bu sefer kendisi de almaya başladığı zevkten ıslanmaya başlamış, onunla kendi aletini sıvazlayıp hem beni hem de kendini hazır etmişti. Fazla vakit kaybetmeden de aralamış olan bacaklarım arasına geçti, hatırı sayılır bir büyüklükte olan sertliğini bana hizaladı. Üzerime eğilip yanan gözlerle gözlerime baktı bir süre, eşi olmama rağmen onay istiyor gibiydi benden.
Tatlı bir şekilde gülümsedim ona karşılık olarak ve er'imin yüzünü ellerim arasına alıp dudaklarına baştan çıkarıcı ıslak bir öpücük kondurdum.
Bu hareketimle sertliğini hiç bekletmeden içime doğru hızla itti. Ağzımdan ufak bir inilti kaçtı. Nefesim boğuktu, canım yanıyordu biraz da. İçimin dolduğunu hissediyordum. Bu hissin bedenimde uyandırdığı zorlayıcı ve karşı konulamaz duygular ise acıyı ilk bir kaç dakika sonra unutturuyor yerini zevke teslim ediyordu.
Ve hareket etmeye başladı. Bunu durmadan her seferinde daha hızlı olacak şekilde yapıyordu. Ben bu alışık olduğum duygulara uyum sağlarken, kalçalarım onun bu hareketiyle bir olmak istercesine hareket ediyor, kendi kendine kıpırdanıyordu.
Bir yandan da er'im sert bir şekilde dudaklarıma öpücükler konduruyor, dişleriyle arada alt dudağımı ısırıyordu.
O kendini içime itmeyi sürdürürken kasılmaya başladım tekrardan. Vücudum altında yay gibi gerilirken gözlerim doluyor, ağzımdan boğuk iniltiler kaçıyordu. Düşüncelerim darmadağınıktı. Sadece hissediyordum... Sadece o... Sadece ben... O kadar mükemmeldi ki.
Nefes nefese altında ikinci kez doruğa ulaşırken o da benimle birlikte gelip içime son kez abandı ve hiç çıkmadan öylece boşaldı.
Hala nefes nefese bir şekilde, hiç durmadan hızla atan kalbimi sakinleştirmeye çalışıyordum. O da aynı şekilde başını benim boynuma gömmüş hareketsiz bir vaziyette durmuştu öylece.