Medya: Umut
*
Sessizlik.
O geldiğinden beri aramızda yaşanan tek şey buydu. Ne o konuşuyordu, ne ben. Arada bir burnunu çektiğinde çıkan ses vardı. Geldiğinden beri ağladığının farkındaydım. Üzüldüğü için değil, ben üzgün olduğum için ağlıyordu. Benim gözlerimdeki ıslaklık gideli çok olmuştu ama anlaşılan o hala ağlıyordu. Ağlama demek, gözyaşlarını silmek istiyordum. Fakat bunu yapacak gücü kendimde bulamıyordum. İçimdeki öfkeyi tek bir hareketiyle dindirmişti. Şu an sakinlikten mayışmış gibiydim. Ardımda o olmasa düşeceğimden emindim.
Bank mevta olduğundan çimenlere oturmuştuk. Ben ayaklarımı uzatmış bir şekilde oturuyordum, o da ardımda aynı şekilde oturuyordu. Tek farkımız onun benim bedenime sarılı duran kollarıydı. Yüzünü sırtıma yaslamış, elleriyle karnımı sarmış öylece ağlıyordu. Ağlarken bile benden güçlüydü. O tutmasa şüphesiz buraya 2.80 uzanıyor olurdum. Bakışlarım karnımın üstünde birleşen ellerindeydi. Zarif elleri vardı. İncecik, kırılgan. Kollarını ve bacaklarını gördüğüm kadarıyla zayıftı. Kemiklerini sayacağım kadar zayıftı. Bu beni ilgilendirmezdi. İnsanlar istediği kiloya sahip olabilirlerdi. Buna kimse karışamazdı.
Fakat söz konusu o olduğunda sinirlenmeden edemedim.
Kaşlarım çatıldı. "O pezevenk Yalın bana ahkam keserken sana bakmıyor mu? Neden bu kadar zayıfsın?"
Önce kıkırtısını duydum. Sonra hafifçe sarsılan bedenini hissettim. Geldiğinden beri ilk defa gülüyordu. Hoş, geldiğinden beri konuşmamıştık ya neyse. Uzun zaman sonra sessizliğimizi bölen ben olmuştum. Bundan memnumdum, kafam dağılırdı belki.
"Bakıyor ama ben çok iştahlı biri değilim."
"Yemek ye."
"Olur, yerim."
Ve konuşma bitti.
Biz yine sessizliği soluduk.
"Esat..." diye konuşmaya başladı kısık sesiyle. "Anlatabilirsin. Rahatlarsın."
Başımı iki yana salladım. "Rahatlamam. Bu konu beni rahatlatmaz, yeis."
Bedenime sarılı olan kollarından birini çözdü önce. Sol avucunu açarak bana uzattı sonrasında. "Dene."
Dene.
Pekala, deneyeyim.
"Abim," diye başladım konuşmaya eline bakarken. "O benim tek ailemdi. Bizim anne babamız hayatlarımızda hep sembolik olarak var oldular, hala da öyleler. Hiçbir zaman onlardan sevgi görmedik. Hep işlerinde olurlar, bizi bakıcılara bırakırlardı. İlgilenmezlerdi, görmezden gelirlerdi. Sanki biz onların çocukları değilmişiz gibi davranırlardı. Aynı evin içinde yabancıydık birbirimize. Neden diye sorma çünkü sebebini ben bile 22 senedir öğrenemedim." Başımı iki yana salladım. "Abim küçüklüğümden beri sevgisiz hissetmemem için benimle ilgilenen tek kişiydi. Bana hem anne, hem baba oldu. 18'ine basar basmaz ayrı eve çıktı, beni de yanına aldı. 15 yaşındaydım o zaman. Abim benim gibi değildi. Bizimkilerin parasını yemekten hoşlanmazdı. Bu yüzden liseyi bitirir bitirmez işe başlamıştı. Ben de sırf onun için tuttuğu evin yakınlarındaki bir devlet lisesine kaydımı yaptırmıştım. O çalışıyor, ben okuyordum. Akşam aynı evde buluşuyorduk. Evli karı kocalar gibiydik." Güldüm, güldü. "Arada tartışırdık ama yine de iyi anlaşırdık."
Biz hep iyiydik. Ta ki...
"Sonra küçük dünyamıza biri dahil oldu." Yüzümdeki gülümseme silindi. "Asude. Onu hayatımıza ben soktum. Belki de bunu hiç yapmamalıydım. Her neyse. O dönem onunla sevgili olduk. Sevdim, onu gerçekten sevdim Umut. Duygularım yalan değildi. Tamam belki o benim gibi hissetmedi ama ben hissettim. İlk defa bir kıza karşı böyle hissediyordum. Mutluydum. Bok gibi bir hayatım vardı ama ben mutluydum. Ona çok fazla değer verdim. Her şeyim o oldu. Her anımda, her hareketimde onu düşünür oldum." 'Hah' diye bir ses çıktı ağzımdan istemsizce. "Ne kadar da zavallıymışım."
"Tek sevdiği abisi olan çocuğun artık başka bir sevdiği vardı. Bu sevgim abim tarafından olumlu karşılanmadı. Haklıydı da. Kim kardeşine zarar veren bir kızı onaylardı ki? O gece gündüz çalışırken ben gece gündüz barlardaydım. Başta çok itiraz etti ama vazgeçmeyeceğimi anladığında pes etti. Kapattı kendini bana. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Birbirimizi göremez olduk aynı evin içerisinde. Sonu kötüydü bu işin, biliyordum. Hayatımda en son isteyeceğim şey ikisi arasında kalmaktı." Yutkundum. "Oldu."
"Yine çok içtiğimiz bir gün abim bara geldi. Berbat haldeydi. Benimle konuşmak istediği önemli bir şey olduğunu söyledi. Uzun zaman sonra benimle bir şeyler konuşacak olması mutlu etmişti. Kabul ettim hemen. O sırada yanımıza geldi Asude. Ağlıyordu. Tacize uğradığını, çok korktuğunu söyledi. Bu konularda ne kadar hassas olduğumu biliyordu. O an kan beynime sıçradı. Unuttum bir saniye önce abime verdiğim sözü. Mantıklı düşünemez oldum. Hızla içeri girmek, sevdiğim kıza dokunan adamı parçalamak istedim. O an tek odaklandığım şey buydu. Abim bana engel oldu. Asude'nin yalan söylediğini, onunla gitmem gerektiğini söyledi. İnanmadım. Asude'yi sevmediği için iftira atıyor sandım. Sinirle ağzıma gelen her şeyi söyledim ona. Öyle saçma bir konuşmaydı ki sonu 'nefret ediyorum senden' ile bitti. Ondan nefret ettiğimi söyledim Umut. Düşünebiliyor musun? Ben, kendimden çok sevdiğim abime o cümleyi kurdum. Kırdım onu, fazlasıyla. O dakikadan sonra hiçbir şey söylemedi bana. Bakışı yetti zaten, konuşmasına gerek yoktu. Bana öyle kırgın baktı ki... Unutamıyorum. Bana attığı kırgın bakışı unutamıyorum. Çünkü aklımda kalan son görüntüsü o."
Başımı kaldırıp soluklandım. Hani anlatmak rahatlatırdı?
Öyleyse ben neden hala içimin söküldüğünü hissediyordum?
Ani bir kararla bana açık davet sunan elini tuttum sıkıca. Anında parmakları dolandı, parmaklarıma.
Görüş açım bulanıklaşırken susmadım. "Arabasına atlayıp yanımızdan uzaklaştı. Çok geçmeden haberini aldık. Trafik kazası geçirmiş. Polislerin dediğine göre çok hızlı sürüyormuş. Girdiği virajı alamamış ve şarampolden aşağı yuvarlanmış. Kurtaramadılar. 9 saat boyunca ameliyathane kapısının önünde onun sağ çıkacağını umarak bekledim ama doktorlar çıktığında tek söyledikleri kurtaramadıkları oldu. Ölmüştü. Onun ölümüyle birlikte içimde insaniyet namına olan her şey öldü. İkisini beraber gömdüler." Ellerimizi ayırıp avuç içini okşamaya başladım. "Bu durumun tek suçlusu be..."
Konuşmamı kesen şey; ondan duyduğum gülümseme sesi oldu.
Hemen toparlanıp açıklamaya koyuldu. "Şey affedersin, gıdıklandım da."
Tebessüm ettim. Tek hareketiyle soyutlamıştı beni içinde olduğum durumdan. Yine.
Avucunda gezdirdiğim parmaklarımı, parmaklarına çıkardım. Orada oyalanırken konuşmamı sürdürdüm. "Bu durumun tek suçlusu benim. O gün abimi dinlemeliydim. Çünkü o her zamanki gibi haklıydı. Asude yalan söylemişti bana. İş attığı çocuk ona yüz vermedi diye sinirlenmiş ve beni onun üstüne salmak istemiş. Bunu o yurt dışına gittikten sonra Ahu'dan öğrendim. O andan sonra pişmanlığım arttı. O gün abimle gitmeliydim. Sıkıntısını dinlemeliydim. Yanında olmalıydım." Sinirle çimleri yoldum. "Kahretsin ki olmadım!"
Umut yüzünü kaldırıp sırtıma hafif bir öpücük kondurdu. "Şş sakin ol."
Sesi titriyordu. Ağlamasını bastırmaya çalıştığının farkındaydım. Keşke ben de onun gibi rahatça ağlayabilseydim. Belki o zaman rahatlardım. Ağlayamıyordum. Gözlerim doluyor ama yaşlar akmıyordu. Kilitleniyordum.
"Abim benim yüzümden öldü," dedim buz gibi bir sesle. "O gün onunla gitseydim, bunların hiçbiri başımıza gelmeyecekti. O ölmeyecekti, yaşıyor olacaktı. Abim benimle olacaktı Umut. Olamamasının tek sebebi benim. Katilim ben."
"Değilsin," diye yeniledi. "Sen katil değilsin Esat, bunu sen de biliyorsun. Senin tek amacın kendine acı çektirmek. O gün onunla gitmediğin için pişmansın, hepsi bu. Abinin ölümü yüzünden kendini suçlamaktan vazgeç artık. Kadere karşı gelemezsin. O gün o kazanın yaşanacağı yazılmışsa eğer, ne olursa olsun yaşanacak demektir."
"Nihat?"
Söylediğim şey üzerine duraksadı. "Ne?"
Güldüm. "Bakıyorum yine Nihat Hatipoğlu olmaya başladın."
"Bakıyorum espri yeteneğin yine yerli yerinde."
Sitemini sezmiştim. Dağılan konuyu toparlamak adına derin bir nefes aldım. "Sana inanmak isterdim ama öyle olmadığını biliyorum. Kazadan sonra utancımdan cenazesine gidemedim. Emniyete gittim bende. Trafik kamerası görüntülerini izledim. Ve sana yemin ederim, Emir o viraja bilerek o hızla girmiş, Umut."
Elini sertçe göğsüme vurdu. "Boş yere yemin etme, çarpılacaksın."
Gülerek ona döndüm. "Sen sahi misin?"
Küçük bir düzeltme; ona dönmeye çalıştım.
Başımı ona doğru çevireceğimi anladığında hızla diğer elini karnımdan çözüp yanağıma bastırmış, önüme dönmemi sağlamıştı tekrardan. "Sahiyim. Bakmak yok."
"Seni görmek istiyorum."
"Olmaz."
Kaşlarımı çattım. "Sebep?"
"Çünkü," diye geveledi ağzının içinde. "Çünkü aceleyle evden çıktığım için saçımı yıkamayı unutmuşum."
Bahanesine göz devirdim.
"Kötü bir yalancısın. Saçların temiz. Rüzgar her estiğinde saçını savuruyor ve koku burnuma doluyor." Duraksadım. "Bebek popusu gibi kokuyorsun."
"Sağ ol ya."
Çoktandır ertelediğim şeyi yapmak adına elimi pantolonumun cebine attım fakat aradığım şey yoktu orada. "Siktir ya! Evde mi unuttum acaba?"
"Hayır," diye yanıtladı kendi kendime sorduğum soruyu. Kolunu kendine çekti ve geri geldiğinde elinin arasında aradığım şeyi tutuyordu. "Ben aldım. İçmemen için."
"Eski kafa açan kız olma." Uzandım eline doğru. "Hadi ver onu bana güzelim."
Sigara paketini almak için uzandığımda hızla kaçırdı elini benden. Eliyle birlikte de sigaramı...
Sustuğumda oluşan sessizliği dinledim. Bir tuhaflık vardı. Bedeni titriyordu. Üşüdüğünü düşünmüyordum çünkü yaklaşık yarım saattir buradaydık ve üşüdüğünü hissetmemiştim. Hava da aşırı soğuk değildi. Esiyordu sadece. Öyleyse neden titriyordu?
Gözlerim kısıldı. "Sen titriyor musun?"
"H-hayır." Kekelemesinden belliydi. Yalan söylüyordu. Heyecanlandığını düşündüm. Daha sonrasında ise onu heyecanlandıracak ne yaptığımı... Cevabı bulamadan konuyu değiştirdi. "Hem sen neden sigara içiyorsun ki? Sebebini mantıklı bulursam içmene izin vereceğim."
Ve yine başladığımız konuya döndük.
"Sebep ha?" Gülmeye zorladım kendimi. "Pekala şuna ne dersin? Abimin ölmeden önce benden duyduğu son şey ondan nefret ettiğimdi?" Çenem kasıldı, gülemedim. "Yeterince mantıklı oldu mu?"
"Evet..." Birkaç hışırtı sesi geldi. Sanırım sigarayı paketinden çıkarıyordu. Tam da tahmin ettiği gibi. Sesler kesildiğinde iki parmağının arasında duran sigarayı dudaklarımın arasına bıraktı usulca. "Sadece bir tane."
Diğer elinde tuttuğu çakmağı ateşlediğinde sigara yandı. Tıpkı benim gibi. Tıpkı yanı başımda duran onun gibi.
Ani bir kararla içtiğim sigarayı çektim dudaklarımın arasından. "Vazgeçtim." Sigarayı söndürdüm elimle. Buruşturup etrafta çöp kovası olmadığından daha sonra atmak üzere şimdilik cebime sıkıştırdım. "İçmek istemiyorum."
Kollarının arasından çıktım aşağı kayarak. Bedenimi çimlerin üstüne, başımı dizlerinin üstüne gelecek şekilde konumlandırdım. "Uyumak istiyorum," derken gözlerimi kapattım sıkı sıkı. "Uyumak ve onu rüyamda görmek istiyorum. Çünkü sadece rüyalarımda ondan özür dileyebiliyorum."
Ses etmedi.
Sadece daha rahat uyumam için saçlarımı okşamaya başladı. Sevdi onları usulca. Kimsenin sevmediği kadar güzel sevdi. He an kırılacakmış gibi tuttu her bir tutamını. Görmedim belki ama hissettim. Uzun zamandır bana uğramayan hislerimi gömüldüğü yerden çıkardı teker teker. Belki bilinçli yaptı bunu, belki de istemeden... Bilmiyordum.
Tek bildiğim çıkardığı hislerimin üstünde çok fazla toprak olduğuydu.
Saçlarımın arasında dolaşan elleri huzurdu. Sakinleştiriyordu. Öyle ki uyuyor gibiydim. Fakat uyumadan önce kendimde soru soracak gücü buldum. "Ondan nefret etmediğimi biliyordur değil mi Umut?"
Titreyen sesine inat cevabı netti. "Biliyordur, gök gözlüm."
"Bilsin," diye mırıldandım uykuyla uyanıklık arasındayken. "Bilsin çünkü kardeşi onu çok seviyor."
Ve ben orada uyuduğum zaman diliminde abimi değil, onun silüetini gördüm rüyamda.
Umut'un siluetini.

*
Eveet, Emir'e ne olduğunu öğrendiniz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Umut ve Esat cephesinde işler değişti ha?
Esat'ın tüm kalkanlarının indiği bir bölümdü. Hep böyle olsa iyi çocuk aslında sajfhskdfsd
Seviliyorsunuz♥