27

1340 Kelimeler
Medya: Umut * "Lan ben bir şey yapmadım diyorum!" Yakamdaki ellerini sıklaştırdı. "Kız bayılmış lan ne demek bir şey yapmadım?!" "Bayılası tutmuş demek ki," derken göz devirip ellerini yakamdan uzaklaştırmaya çalıştım. Ama sadece çalıştım yani. Kendi istemeden bıraktırabileceğimi sanmıyordum. Gücüm herkese yetiyordu, ona işlemiyordu. Puşt. Dik dik yüzüne baktım. "Yakamı bırakacak mısın kardeşim?" Yalın sinirle soluyup yakamı bıraktığında derin bir nefes alarak yerime oturdum. Elimdeki alkollü kokteylden bir yudum alırken bugün olanları düşündüm. Bağrışları duyduktan sonra koridora çıkmıştım ama sesin hangi sınıftan geldiğini anlamamıştım. Anlamama fırsat kalmadan bizim hoca gelmiş, ders başlamıştı. Günün geri kalanı sakindi. En azından benim açımdan. Park yerimi kapan andavalı bulamamıştım, bu yüzden biraz canım sıkılmıştı. Bu yüzden okuldan çıkar çıkmaz bizim mekana -bara- gelmiştim. Bağırışların sebebini sorgulamak aklıma gelmemişti çünkü bayılan kişinin Umut olacağına ihtimal dahi vermemiştim. Ta ki Yalın yakama yapışıp hesap soruncaya kadar. "Anlat, noldu?" Sakinleşerek sorduğu soru üstüne anlatmaya başladım. "Biz konuşuyorduk işte. Konu bir yere geldi, ben öylesine canım yazdım buna. Bu da 'bana bir şeyler oluyor' demeye falan başladı. Sonra koridorda bağırışlar duydum, biri bayılmış. Benim bildiğim bu kadar." "Gidip kim olduğuna bakmadın mı?" diye sordu şüpheyle. Kaşlarımı çattım. "Oradan bakınca Meraklı Melahat'a mı benziyorum anasını satayım? Bakmadım herhalde." Sevgilime böyle açıklama yapmazdım soktuğumun Yalın'ı beni ne durumlara düşürüyordu. "Umut'muş," dedi her an yeniden boğazıma sarılacakmış gibi bakarken. "Revirde uyanmayınca ambulans çağırıp hastaneye götürmüşler. Oradan aradılar beni. Yanına gittiğimde tek söylediği senin adın oldu. Ben de senin bir mallık yaparak," Oturduğumuz siyah L şeklindeki loca koltuğunda bana doğru kaydı ve elini omzuma attı, hiç de dostça olmayan bir tavırla. "Onu üzdüğünü düşündüm. Umarım doğru düşünmemişimdir Esat." "Lan bırak," deyip elini omzumdan attım. "Biraz mantıklı düşün, hangi insan bir laftan bayılır? Sen benim yakama yapışacağına adam akıllı sorup kıza ne olduğunu öğrenseydin." "Öğreneceğim zaten. Sen bana cevap ver. Üzdün mü onu?" "La yok yok!" Bağırdım yakalarımı silkelerken. Sinirleniyordum artık. "Bir şey yapsam söylerim zaten sokuk, senden mi saklayacağım?" Ona bağırdığım için enseme bir tokat atmıştı ama umursamadan konuştum. "Ne Umut'muş arkadaş. Kaç yıllık kardeşini bir kız için harcıyorsun farkında mısın?" Geldiğinden beri alttan alıyordum ama o da bir yere kadardı. Hem kızın kim olduğundan bahsetmiyordu, hem de kızın ayağına taş değse gelip bana çatıyordu. Benden uzaklaşıp koltukta geriye yasladı. Yüzünde öfkeden çok çaresizlik ifadesi vardı. "Üstüne geldiğimin farkındayım ama anla lan işte. Umut farklı. O benim göz bebeğim. Kanım, canım. Onunla aramızdaki bağı o isterse uzun uzun anlatır sana ama ben anlatamam. Bendeki yerini sığdıramam cümlelerime. O sandığından daha fazla kırılgan Esat. Ben onu herkesten, her şeyden korurum. Birinin gözü değse, yakarım dünyayı. Anlıyor musun?" Başımı salladım sadece. Anlamıyordum. Onun için bu kadar önemli olan kız gerçekte kimdi? "Seni severim, bilirsin. Kardeşim gibi görürüm, yanlışlarını yüzüne vururum, toparlarım, yanında olurum ama işin içine Umut girerse..." Sıkıntılı bir nefes verdi, bana baktı başını iki yana sallayarak. "Ne olur ben bile kestiremiyorum." Onu ilk defa bu kadar arada kalmış görüyordum. Sanki benimle Umut arasında kalmış gibiydi. Bir yandan da açıkça tarafını belli ediyor gibiydi. Tuhaftı. Şu an sevgilisi olmasa farklı düşüneceğim şekilde konuşuyordu. İlk defa Umut'un ondaki yerinden üstü kapalı böylesine derin bahsediyordu. Şaşırmıştım. Daha önce aramıza ne bir kız, ne de bir başkası böylesine girmemişti. Başkaları yüzünden sözlü tartışmaya bile girmezdik. Altı yıldır tanışıyorduk ve tanıştığımız andan beri yakındık, ilginç bir şekilde. Tüm kötü anlarımda yanımda o vardı. Benim için dostluğu paha biçilemezdi. O bana hep benim yaptıklarım yüzünden kızardı. İlk defa bir başkası için kızdığına şahit oluyordum. Seviyordu, sevdiğini koruyordu bir şey diyemezdim. Yine de gocunmadan edemedim. Benim bu hayatta abimden sonra güvendiğim tek kişi oydu. Abim yerine koyduğum tek kişi oydu. Şu an açıkça söylemese de o güvendiğim kişinin söz konusu Umut olduğunda beni ardında bırakacağını öğreniyordum. Koymuştu be. Alayla güldüm. "Madem bu kadar düşünüyordun kızı bana yazmasına neden izin verdin? Beni sevdiğini söylüyor. Uyarsaydın, sevmeseydi beni." Alaylı tavrım onu sinirlendirmiş gibi çenesi kasıldı. "Sevme eylemini o kalp dediğimiz zımbırtı yapıyor. Onu nasıl uyaracaktım? Sevme dediğimde kalbi beni dinler miydi? Dinlemezdi." Dişlerini sıktı. "Dinlemedi de. En olmayacak kişiyi sevdi, seni sevdi. O saatten sonra kalbini değiştiremezdim, onu senden uzak tutmalıydım. Bu zamana kadar onu senden kim uzak tuttu sanıyorsun?" Kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırdığımda devam etti. "Karşına çıkmak istedi, bahaneler ürettim. Saçma bahanelerimi haklı bularak bundan vazgeçti. Bir süre sonra senin üzgün olmana dayanamadığını, bir şekilde sana ulaşmak istediğini söyledi. Numaranı istedi, vermedim. İstemedim senin dünyana bulaşmasını ama gördüğün gibi ne yaparsam yapayım engel olamadım ona. Aşıktı sana nereye kadar engel olabilirdim ki?" Aşık-tı? Takıldığım yeri seveyim. "Aşık olmak aptallıktır," dedi bilmiş bilmiş. Ardından yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. "Ve benim küçüğüm aptalın önde gideni." "Benim bildiğim Yalın," diye mırıldandım. "Ne yapar eder bir şekilde engel olurdu. Bence engel olmaman gereken bir şey oldu. Ya da Umut'un ikna kabiliyeti oldukça yüksek." Tereddütle güldü. "Kesinlikle o küçük farenin ikna kabiliyeti fazlasıyla yüksek." İnanmasam da üstelemedim. "Öyle olsun." "E nasıl gidiyor? Ne konuşuyorsunuz?" Omuz silktim. "Havadan sudan." Bir anda, "Aşık oldun mu lan kıza?" diye sorunca kahkaha atmadan duramadım. "Saçmalama oğlum ne aşkı? Sadece onu üzmemek için terslemiyorum, konuşuyorum. Kendi söyledi, benden bir beklentisi yok. Sadece benden istediği saygıyı gösteriyorum, bu ona yetiyor." Yalın kısık sesle duymadığımı düşünerek, "Şimdilik," dediyse de ben duymuştum. Sonrasında ortamda oluşan boğucu havayı dağıtmak adına önümüzdeki masada bulunan içkilerden birini alıp içti. "Bizimkiler nerede?" Saate baktım. Akşam altıya geliyordu. "Erken daha. Baksana, mekan bile boş. Erdinç gevşeği birazdan damlar." Başıyla onaylandıktan sonra aklına bir şey takılmış gibi döndü bana. "Ahu?" Yalın, son iki haftadır aramızda olan soğukluktan haberdar değildi. Sürekli çalıştığı için bizden ayrı kalmıştı. Şu an bizimle takılacak olmasının sebebi bir nevi Umut'tu. Sahi ona ne olmuştu? Çaktırmadan Yalın'a sormalıydım. "Şu sıralar limoniyiz," diyerek geçiştirdim. "Konuşmuyor benimle." "Yine ne hayvanlık yaptın?" Göz devirdim. "Kıyamet kopsa benden bileceksin lan sen de. Atıştık biraz, uzatan kendisi." "Hadi lan oradan. Ahu kolay kolay alınmaz sana." Ses etmedim. "En kısa zamanda barışın. Küslük istemiyorum." He he diyerek onu geçiştirdikten sonra elimdeki bardakla oyalanmaya başladım. Mekan Erdinç'in babasına aitti. Bu yüzden dilediğimiz gibi kullanabiliyorduk. Az önce konuştuğumuz için kapattırdığım müziği tekrardan açtırdım tek bir el hareketimle. Ortam yavaş yavaş hareketlenirken insanlar da gelmeye başlamıştı. Güzel, temiz bir mekandı. İçki dışında bir şey girmezdi içeri. Sigaralar bile dışarıda içilirdi. Bu yüzden seviyordum burayı. Koltuklar ve sandalyeler lacivert, masalar ve kapılar ise siyahtı. Parlayan, göz yoran tek şey ışıklandırmalardı. Onun dışında her şey koyu renklerle dizayn edilmişti. Düzgün, tanınmış kişiler uğrardı bu mekana. Bazen gelen bir kaç şerefsiz oluyordu. Onlar da genelde dayağımın tadına bakıp gidiyorlardı. Çok geçmeden Erdinç'le Ahu da yanımıza gelmişlerdi. Normalde dibimden ayrılmayan Ahu koltukta en ücra köşeye geçmişti. Sanırım bu sefer barışmama konusunda ciddiydi. Benim için hava hoştu. Tepemde sürekli dırdır eden biri yoktu. Yanımıza birkaç kişi daha geldiğinde muhabbete dalmıştık. O sırada masanın üzerinde ışığı yanıp sönen telefon çekti dikkatimi. Yalın'ın telefonuydu. Arayan kişi Doktor diye kayıtlıydı. Omzunu dürtüp telefonunun işaret ettim. Hızla telefonu kapıp mekanın dışına çıktı. Gürültüden duyamayacağı için bu halini normal karşılaşmıştım. Yalın'ın dışarıya çıkışının üstünden yarım saat kadar geçmişti, hâlâ gelmemişti. Telefonda bu kadar konuşmazdı. Telefonla konuşma süresi maksimum 3 dakikaydı onun. O yüzden bu seçeneği eledim. Telefonu kapattıktan sonra eve gitti desem, haber vermeden gitmezdi. Neredeydi bu? Merak ederek ayaklandım oturduğum yerden. Ben çıkışa ilerlerken o kapıda göründü. Yüzü kireç gibiydi. Ağır adımlarla yanıma yaklaştı. Tam ne olduğunu sormak için ağzımı açmıştım ki bana bakıp gülümsedi ve elini bu kez dostça omzuma atıp sıktı. "Esat, ikimize de hayırlı uğurlu olsun kardeşim." Kaşlarımı kaldırarak ona anlamadığımı belli eden bir bakış attım. Bakışımı söylediği cümleyle yanıtlamıştı. "Karşı komşun oluyorum." * Bu sefer ters köşe yapmadım, Umut gerçekten bayıldı shshhshshhshhs Yalın tarafını açıkça belli etti ama ederken Esat'ı üzdü. Buna ne diyorsunuz? Bir de bölümlerde çok değinmeyeceğim birkaç bilgi söyleyeyim. Umut, Erdinç, Ahu ve Asude 21 yaşında. Esat 22 yaşında. Yalın 26 yaşında. Erdinç ve Ahu üniversite 3. sınıf. Umut, Esat ve Asude üniversite 2.sınıf. Esat, Asude için bir senesini harcadığından bahsetmişti. Aynı şekilde Umut da Esat için bir senesini harcadı, yani bir sene mezuna kaldılar. Bu yüzden normalde 3.sınıf olmaları gerekirken 2.sınıflar. Yine de Esat'ın onlardan bir yaş büyük olmasının sebebi ilkokula geç başlamış olması. Yalın zaten hepsinden büyük, kendisi lise terk. Şu an çalışıyor. Seviliyorsunuz ♥
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE