GİRİŞ

4358 Kelimeler
                                                                           Ayris Bölgesi / Maranos                                                                                   Sarus Dönencesi Işık gökyüzünde daima kalmaz lakin gece, güneş tepeye ulaştığında bile görülmeyen diyarların ebediyeti olur... ⨈ Sessizlik... Naria en son ne zaman sessizliği dinlediğini bilmiyordu ama odayı -daha doğrusu bütün malikaneyi- dolduran çığlık her ne kadar kulak zarını patlatacak derecede yüksek olsada o kadar rahatsız görünmüyordu. Naria kahverengi saçlarını geriye atıyor, ela gözleriyle kucağındaki ondan aldığı aynı renk gözlere sahip kızına yarı yorgunluk yarı mutlulukla bakıyordu. Küçük Jessiyera'yı(cesiyera)susturmak kesinlikle mümkün değildi. Henüz iki aylık olmasına rağmen hırçınlığı geleceğe bir uyarı gönderiyordu. Naria, Jessiyera'yı susturmak için yeşil ve mavi tonlarla süslenmiş renkteki odada tur atıyor, annesinin bir zamanlar ona söylediği ilahileri küçük kızına anlatarak susturmaya çalışıyordu ama nafile... "Bu ilkinden daha asabi gibi, ha?" Naria, sıçrayarak sesin geldiği yöne döndüğünde gördüğü kişiyle kalp ritimleri zayıflatmaya çalıştı. Ah, kim inanırdı ki her şeyi hisseden temkinli savaşçı kadının şimdi en ufak seste yerinden fırlayacağına? "Nariames Çara... evlendikten sonra bunadın iyice." dedi sesin sahibi eğlenen bir tonda. Naria öfkeyle sesin sahibine dik dik baktı. Bir yandan da kucağındaki kızını avutmaya çalışıyordu. "Bir kere ben bunamadım Amarian!(Emeryın) " Ama az önceki kararlılığı yavaş yavaş sönüyordu, hüzünlü bir sesle devam etti, "Sadece çocuklu bir anneye döndüm ve şuan kucağımdaki kızımı göze alırsak temkinli davranıyorum. " Amarian ateş kırmızısı kukuletasının altından Naria'nın kucağındaki bebeğe dikkatle baktı. "Söylesene, acaba o da bir Çara özelliğine sahip olabilir mi?" diye sordu ilgili bir sesle. Naria, cevabı bilmesine rağmen şüpheyle küçük kızına baktı ve başını sağa sola sallayarak devam etti, "Hiç sanmıyorum eski dostum. Kuşaklar sonra bu soyun gücü bende beden buldu ama bu kadar az bir sürede kızıma geçeceği bir muamma doğrusu." "En azından Arice'in bu güce sahip olmasını isterdim Nariames. Senden sonra tekrar ruhlar alemine dönmek can sıkıcı olacak." Naria'nın yüzünde hem eğlenen hem de hüzünlü bir ifade belirdi. "Merak etme dostum benim ölmeme daha çok var." Soyadını kurutmak isteyen bir soy ile aynı gezegende yaşıyorsun Naria ömrünün ne kadar uzamasını bekliyorsun ki? diye içinden geçirmeden edemedi Naria. Her ne kadar Amarian'a güven vermeye çalışsa da karşısındaki adamın gerçekleri görecek kadar kör olmadığını biliyordu. Bir kapı açılıp, kapanma sesi duyulduğunda Naria, heyecanla kapıya yöneldi ve ellerinin izin verdiği kadarıyla kapıyı açtı. Son bir kez arkasına dönmüştü ama hayal kırıklığına uğradı Amarian'ın ateş kırmızısı kukuletasının içindeki bedeninin ardında yalnızca kızıl bir sis kalmıştı. Naria odadan çıkıp merdivenlere yönelirken kulağının alışmasından gerek kızının çığlıkları onu artık yeterince rahatsız etmiyordu. White malikanesinin büyük salonundan geçerek tekrar zile basılan kapıya yetişti ve tokmağı çevirerek açtı kapıyı. Karşısında siyah uzun saçlı, Naria'nın gözlerinden biraz daha açık bir ela göze sahip, uzun, kaslı fakat ince yapılı, kemikli beyaz yüzüyle yakışıklı bir adam ve ellerinden tuttuğu neredeyse adamın bel hizasına geldiği tıplı adamın bir kopyası olan siyah saçlı, beyaz tenli ve aynı açık göz rengine sahip bir kız vardı. Küçük kız babasının neredeyse bir kopyasıydı. Hem fiziksel hem de ruhsal olarak tıpkı Darantin White'a benziyordu. Naria gülümseyerek kapıdan ayrıldı ve onlara geçmeleri için yol verdi, "Geç kaldınız?" Darantin, karısının yanından geçerken dudaklarına ufak bir buse kondurdu ve gülümseyerek ondan ayrıldı, "Küçük kızımızı henüz tanıyamadın sanırım Erulim." Naria'nın yüzü İlkim ve sonum anlamına gelen "Erulim" kelimesini her duyduğunda olduğu gibi tüm yüzünü kaplayan gülümsemesiyle eşine baktı. Küçük Arice (Aris) kaşlarını çatarak ellerini beline yerleştirdi, "Ben küçük filan değilim!" Arice babasına kötü bir bakış attıktan sonra sinsi bir ifadeyle annesine baktı, "Ayrıca geç kalmamızın nedeni ben değil babamın yolda çok güzel sarışın bir kız görmesi." Aynı anda hem Darantin'in hem de Naria'nın gözleri kocaman açıldı. Arice babasına hadi bakalım bakışlarını atarken Darantin içinden kardeşi Sebastian'a küfürler yağdırıyordu. Sebastian White, abisinin formuna bürünmeyi çok severdi çünkü onun ünü sayesinde bir çok şeyden faydalanmış ve ilgi odağı olmayı seven biriydi. Her ne kadar yakışıklı bir yüzü olsa da abisinin ertesi günleri kadınlardan tokat yemesini ve Naria'nın onu evden attığı günleri keyifle seyrederdi bu yüzden onun bedenini kopyalamayı kendine huy bellemişti. Her ne kadar Sebastian bir Archesli olsa da kendisi aynı zamanda annesi nedeniyle dünyalı bir melezdi ve bu yüzden Arches'lilerin sahip olduğu tabiat gücü malesef kendisinde beden bulmamıştı. Bir soy'un asıl gücüne sahip olmak için safkan olmanız gerekirdi. Fakat melezliğinin bir getirisi olarak ona kendisiyle en çok benimsenmiş bir güçle doğmuştu. İstediği bedeni, kendi bedenine kopyalayabiliyordu. Naria'nın şüpheleri ise yetersizdi çünkü kocası ona sonsuz bir aşkla bağlıydı ama kıskançlık elinde değildi. Ona güvenmediğinden değil çünkü ona canını bile emanet edebilirdi, sadece hiç bir zaman sahip olduğu şeyleri paylaşan bir kadın olamamıştı. Naria tam patlayacakken birden Jessiyera'nın çığlığı arttı ve bütün White malikanesini inletti. Naria gözlerini kapatırken, Darantin yüzünü buruşturmuştu. "Anne bu velet neden sürekli ağlıyor? Hayır yani neden ablası gibi sevimli hanım hanımcık olamıyor anlamıyorum?" diyerek uzun saçlarını arkaya savurdu Arice. Darantin ve Naria bu sözlere karşı 5 saniye birbirleriyle bakıştılar ve aynı anılar ikisinin de gözlerinin önlerinden geçti. Arice'in daha bir kaç sene önce nasıl çığlıklarla evi inlettiğini, evdeki cam-porselen tarzı şeyleri parçalamamak için nasıl babasını at olarak kullanmakla şantaj yaptığını, güçleriyle avizeye bir kırbaç dolayarak nasıl onun üzerinden sallandığı ve bir çok anı ikisinin de gözlerinden aynı anda geçti. "Ya ne demezsin?" dedi Darantin yutkunarak. Ama içten içe yeni bebeklerinin de ablasına benzemesinden korkuyorlardı çünkü Arice başlı başına bir kıyamet makinesiydi! Daha 3-4 yaşlarında olmasına rağmen Archeslilerin en güçlü iki adamını dize sokmuş ve bundan gayet de hoşnut duyardı. Darantin karısının ellerinden küçük kızlarını alarak yaşlı gözlerini sildi. Jessiyera gözyaşları yüzünden parlayan gözlerini açarak babasına baktı ve içini çekerek çığlıklarını indirdi. Darantin ve Naria aynı anda gülümserlerken Arice kaşlarını çattı, "Anne! Bu veleti artık istemiyorum bütün hevesimi aldı götürdü bunu bir yetimhaneye falan verelim... " Arice'in birden gözleri parladı ve ellerini kaldırarak şeytani bir sırıtışla parmaklarını oynattı, "Ya da satalım gitsin! Elimize para geçer servetimize servet katarız." Naria bıkkın bir nefes alırken, Darantin tek kaşını kaldırmıştı, "Servetimize servet katmak ha?" Dudak büzerek kafasını düşünceli bir şekilde salladı, "Naria sence kızımıza ne kadar verir- ah!" Darantin kolunu sıvazlarken, Naria ona kötü bakışlar atarken kızını kocasının elinden almıştı. "Baba-kız ne gareziniz var benim bebeğimle?" Arice omuz silkti, "Sümüklü, sulugöz, ölüleri küllerinden yeniden diriltecek bir çığlığı var ve..." Aniden Arice yüzünü buruşturarak burnunu tuttu, "Ve çok kötü kokuyor." Naria bir odaya geçmeden önce kocasına Arice'i göstererek gözleriyle durumu anlattı ve merdivenlerden çıkarak Jessiyera'nın odasına doğru yöneldi. Darantin karısının gidişinin ardından bir dizini kırarak Arice'in önünde diz çöktü. "Ah yine o sıkıcı ebeveyn konuşmalarından yapacağız değil mi?" dedi Aric offlayarak bir eliyle alnına vururken. Darantin gülümsedi, "Aynen öyle küçük hanım." Arice gözlerine kapanmış elini yüzünden çekmeden parmaklarını gözlerinin önünden ayırarak babasına baktı, "yine ne yaptım?" Darantin şefkatli bir gülümsemeyle kızının saçlarını okşadı, "Arice hep küçük bir kardeş istediğini sanıyordum?" Arice omuzlarını çökerterek elini yüzünden çekti, "İstiyor-dum. Ama nereden bilebilirdim ki o velet-" Arice babasının sert bakışları yüzünden son kelimesini tamamlayamadan düzeltti hemen, "Yani kardeşimin..." babasının yüzü eski haline döndüğünde devam etti, "Benden daha çok sevileceğini. O küçük böcek evdeki bütün konumumu aldı resmen sizi parmağında çeviriyor." Darantin tek kaşını kaldırdığında küçük kız sırıttı, "Kime çektiği belli oldu" Arice karşılığında omuz silkmekle yetindi. "Ben sadece yalnız kaldığım zamanlarda benimle olmasını istediğim bir kardeş istedim." Darantin kızının bu sözleri karşılığında Arice'in yüzünü elleri arasına aldı, "Arice, Jessiyera henüz küçük ama eminim ki biraz daha büyüdüğünde onunla harika anılarınız olacak prensesim. " "Jessiyera'ya da prensesim diyecek misin?" Darantin dudaklarını büzdü, "Bir prensesin kardeşi de prenses olmaz mı?" İşaret parmağıyla küçük kızın burnuna bir kez vurdu ve güldü. Arice de güldü, "Evet olur." "Dua et de Jessiyera, Sebastian amcana benzemesin yoksa ondan çok çekersin." İşte şimdi Arice'in yüzünde gerçek bir korku belirmişti. Sebastian amcasını severdi ama onun ağabeyine neler yaptığını daha 3-4 yaşlarında olmasına rağmen çok iyi biliyordu ve içten içe Jessiyera'nın amcasına çekmemesi için dua ediyordu. Naria, Jessiyera'yı sonunda uyutabilmişti. Rahat bir nefes alarak kendisini beşiğin yanındaki koltuğa attı. "Hiç susmayacak sanmıştım." Naria hem sert ama bir o kadar da yumuşak ve tok bir ses duyduğunda bu sefer korkmadı ve gayet normal bir tavırla karşısındaki sarı bukle bukle uzun saçlarının ardındaki, mavi pelerinli Nira'ya baktı. "Ne zamandır oradasın?" Nira mavi gözlerini Naria'nın ela gözlerine sabitleyerek gülümsedi, "Oldu biraz" Nira arkada bıraktığı mavi tozlarla bir kaç adımda beşiğin önüme geldi ve küçük kıza gülümsedi. "Arice her ne kadar babasının kopyasıysa, Jessiyera da bir o kadar senin kopyan Nariames. " "Daha iki aylık Nira." Nira gülümsedi, "demedi deme, kızın tıpkı sana benzeyecek." Nira bir kaç adım uzaklaşarak odaya göz gezdirdi. Odanın yavanı mavi gökyüzü ve beyaz bulutlarla renklendirilmişti, duvarlar ise bir orman görüntüsü verilmiş ağaca benzetilmişti. Naria tıpkı Arice'in odasında olduğu gibi Jessiyera'nın da odasını kendi elleriyle boyamıştı. Naria, Arice'in odasını kızının da tıpkı kendiai gibi bir sanatçı olmasını isteyerek özellikle boyamış yaratıcılığını o duvarlara adamıştı -tabii bunda ilk çocuğu olmasının da payı vardı- ama gel gör ki Arice tamamen babasının kızı olmuş ve tek bir düz çizgi bile çizemezdi. Naria buna üzülmemişti fakat belki büyüyünce yeteneğini bulabilmesini umuyordu. Arice'in odası tamamen gökyüzüyle döşenmişti. Kuşlar, bulutlar, rüzgar figürleri. Jessiyera'nın odası ise bir orman görüntüsü verilmişti. Yeşillikler, ağaçlar ve beşiğinin hemen arkasındaki duvarda da bir şelale vardı. "Şu sanatçılara gerçekten hayranım." Naria gülümsedi. Ailesinde resime en az kendisi kadar düşkün yalnızca büyükannesi vardı. Resim yapmayı da onun sayesinde sevmişti zaten. "Anne!" Nira gülümsedi, "ilk göz ağrın geliyor" "Evet" iç çekti, "İlk canavarım geliyor." Nira ona el salladı ve gülümseyerek ortada mavi toz zerrecikleri bırakarak kayboldu. Arice kapıyı açarak içeri girdi. Mavi toz zerrecikleri hâlâ duruyordu ama küçük kızın gözlerindeki perde onları görmesini engelliyordu. Tozlar yalnızca Naria'ya görünüyordu. Arice tam bir şey diyecekken annesi ellerini kızının dudaklarına bastırdı ve sessiz olmasını söyledi. Ama çok geçti çünkü Jessiyera uyanmıştı bile. Ama ağlamıyordu, sanki dikkatini dağıtan bir şey varmış gibi hiç olmadığı kadar gülüyor elleriyle havada bir şeyler yakalamaya çalıyor gibiydi. Naria bebeğinin kahkahalarını duyunca şaşırdı ve aniden gözleri ona kaydı. Arice de kardeşine tuhaf bakıyordu, uzun siyah saçlarını sağ kulağının arkasına atarak kulağının arkasındaki doğuştan gelen White ailesine ait işaretini gözler önüne serdi, "Gören de gözlerinin önünden ateş böceği uçuyor sanır." Kafasını sağa sola oynatarak mırıldandı, "Bana anca deli bir kardeş bahşedilirdi zaten." Naria daha bir şey diyemeden aniden dışarıda bir gürültü koptu. Arice ağzından küçük bir çığlık kaçırarak annesine sarıldı. Naria da sıçrayarak kızına sarıldı. Jessiyera sesle birlikte kahkahalarına son verdi içini çekerek etrafa boş gözlerle bakındı. Bu sefer küçük kız ağlamamıştı onun yerine susmuştu yalnızca. Dışarıdan gelen güçlü bir ses daha duyuldu ve çığlıklar. Naria kızına daha sıkı sarıldı. Jessiyera ise sanki ağlamamasının sırası değilmiş gibi susmuştu yalnızca. Küçük bebekte ses yoktu. Kapının ardından hızlı adım sesleri duyuldu ve Darantin endişeli gözlerle odaya baktı. Ailesinin güvende olduğunu görerek yüzündeki endişe biraz daha dinmişti. "Neler oluyor Darantin?" "Bilmiyorum. Ama iyi bir şey olmadığı kesin..." Darantin içeri girerek camdan dışarı baktı ve Naria'ya döndü. "Naria kızlar ile burada kal." Kadın aralanan gözleriyle kocasına baktı, "Sen nereye gideceksin?" "Dışarda neler olduğunu bilm-" "Hayır!" Naria bir kaç adımda kocasının tam karşısına geçti, "Sen dışardayken benim burada beklememi söyleyemezsin!" Kadın ne kadar sakin olmaya çalışsada sesinde kocasına ufak da olsa öfke barındıran bir ton vardı. Darantin, elini karısının yanağına koydu, "Geleceğim..." Kuru dudaklarını kadının alnına bastırdı, "Söz veriyorum." Ve anında kadın, kocasının dudaklarının baskısını hissedemedi. Ne zaman kapattığını bilmediği gözlerini araladı ama kocası yoktu. Sırf ortadan aniden kaybolmaları yüzünden kadın, Darantin'in gücünden hep nefret etti. Darantin rüzgara hükmedebiliyordu. Ve onun yıllardır kendini geliştirmesi sonucunda rüzgara verdiği hüküm ile kendisini ışınlanma gibi rüzgarın sürüklediği farklı yerlere de gidebiliyordu. Tek bir yeteneğin içinde bir çok güç vardır, yapılması gereken tek şey bilincini açıp gücünü keşfetmendir. Naria içeriye dolan soğuk ile birlikte açılmış olan pencereye gitti ve kapattı. "Anne neler oluyor?" Kadın, kızının yüzündeki korkuyu görünce içi gitti. Ve eğilip güvence vermek istercesini Arice'in alnını öptü. "Hiçbir şey canım." "Babam nereye gitti?" "Gelecek." dedi kadın. Ama bunu sanki kızına verdiği bir cevap değil de kendisini avutmaya çalışıyor gibi söylemişti. "Geleceğini bir kez söylerse daima..." "Gelir" dedi Arice annesinin sözünü tamamlayarak. Naria doğruldu. Tam diğer kızının yanına gelecekti ki pencerenin dışından gelen büyük kızıl hareleri görünce gözleri kocaman açıldı. Ama malesef çok geç görmüştü ve büyük ateş topu eve çarparak tam bulundukları odanın yakınına çarptı. Ateş parçaları tam duvarı aşarak içeriye girmiştiki Naria refleks olarak gözlerini yumdu. Ve aynı saniyeler içimde görünmez iki kalkan odanın içinde belirdi. Ateş parçaları, tuğla kırıntıları, demir parçaları, taş parçaları görünmez bariyerler sayesinde zaman durmuş gibi bir saniyeliğine durdu ve hemen geldiği yöne doğru geri dönüp savruldu. Oda hâlâ yıkılmış duruyordu. Naria gözlerini açtı ve endişeyle etrafına bakındı ve içinden kendine lanetlerini iletti. Lanet olsun, lanet olsun. Hemen kızlarına baktı. Endişelenmemesi gerektiğini biliyordu aslında ama buna engel olamıyordu. Arice eğilerek gözlerini kapatmıştı ve kulağının arkasındaki White işareti beyaz bir ışıkla parlıyordu ama sönmek üzereydi. Naria, diğer kızına baktı. Küçük kız sanki etrafta kelebekler uçuyormuş gibi sadece gülüyordu ve onunda sağ kulağının arkasındaki doğuştan olan White işareti parlıyordu ve sönmek üzereydi. White soyu diye düşündü Naria etrafına bakarak. O ateş topundan kurtulmalarının tek yolu zaten bu olabilirdi ve iki kızının da bir White olması onu içten içe mutlu ediyordu. Güvende olacaklar daima. Diye düşündü. White, Marançe de savunma anlamına gelirdi. Maranos gezegeninde beş soy vardı ve bu beş soydan her birinde -Mauntes, Seza, Arches, Darkus, Marino- ayriyetten özel güçlere sahip bir aile vardı. Arches soyunun ailesi de Whitelardı. Nariames Çara'nın soyu ise hangi diyardan doğduğu bilinmeyen, Arches olmayan fakat Arches bölgesinde yaşayan bir soydu. Geriye neredeyse yok denilecek kadar az Çara kalmıştı. Ve bu soy'un sahip olduğu güç ise ger ailede beden bulmazdı. Yüzyıllar sonra ilk defa Naria da beden bulmuştu ve yüzyıllar sonra ruhlar ailemi Naria'nın bu güce sahip olmasıyla kapılarını aralamıştı. Bu güce sahip çara öldüğünde ruhlar alemi bir dahaki gözleri perdesiz Çara doğana kadar kapalı kalırdı. Zaten Çaraları bu yüzden istemiyorlardı. Çoğu soy ya da diğer gezegenler onların doğaya aykırı, nereden geldiği belirsiz Marin -insan- olduklarını düşündükleri ve bu güce sahip bir soy istemedikleri için öldürüyorlardı. Fakat bazıları da sırf böyle doğdukları için onları öldürmenin yanlış olduğunu düşünüyordu, bu yüzden Naria Maranos da kalıyordu. Beş soyun konseyi dört oy ile Çaraları kabul etmişti. Reddeden oy ise gayet açıktı. Savaşçı soyu, Darkus. Naria, beşiğe yaklaşarak hâlâ yaşlı gözlerle gülen kızını kucağına aldı ve Naria o kahkahalarının arasından kızını çoktan çözmüştü. Gülmek, kızı daima hayata gülecekti. Daha yarım saat önce ağlayıp susmayan kız şimdi yaşanacak bir savaşın öncesinde gülüyordu. Kadın yıkılmış duvarın ardından dışarıya baktı. Ağaçlıkların ardında karanlık siluetler görüyordu ama o siluetlerin arasında tek bir kişiyi görmesi yetmişti. Sira... Lanet Darkuslular diye içinden geçirdi Naria. Kadın kucağında Jessiyera ile Arice'in yanına gitti ve kızının elini kavradı. Kapıdan çıkarak merdivenlere yöneldiler. Kadın, bebeğinden dolayı yavaş iniyordu merdivenleri. Sonunda ayakları zemine bastığında Naria çocuklarıyla birlikte malikanenin mutfak tarafındaki arka kapısına vardı ve sürgüsünü çekerek dışarı çıktılar. "Arice çabuk ol!" dedi kadın kızının elini sıkı sıkıya kavrarken. Gece yarısıydı. Naria, çocuklarını önlerindeki tek çıkışa, ormana doğru yönlendirdi. Arkalarında bıraktıkları evde bir gürültü daha koptu ve önlerine yansıyan kızıl ışıktan kadın anlamıştı artık anılarının yaşamını sürdüğü evin kül olmaya başladığını. İstemeden de olsa sol gözünden bir yaş indi. O bunu ne hak etmişti ne de istemişti. Arkada bağırışan bir topluluğun sesleri geldi. Naria'nın o seslerden seçebildiği yalnızca gitmişler sözü olmuştu. Arkalarından adım sesleri hafif hafif duyulmaya başlamıştı. Naria daha da hızlanmaya başlamıştı ama bu yine mümkün olamadı. Arice zaten yeterince yorulmuştu ve küçük kız zaten kendi yaşıtında bir gence göre gayet hızlı koşuyordu. Arkalarındaki insanların grup grup ayrıldıklarını hissetti Naria. Şimdiye kadar Darkuslular, Naria ve çocuklarını çoktan bulması gerekiyordu ama kızlarının soylarının getirisi olarak bedenlerine işlenmiş kalkanları onlar ile birlikte Naria'yı da korkuyordu. Naria aniden elinin boşluğa düştüğünü hissetti ve durur durmaz ufak bir çığlık duyuldu. Arice yerde acıyla oturuyor kanayan dizine sarılıyordu. Hayır diye geçirdi Naria. İçten içe dua ediyordu Arice'in ufak çığlığını duymamış olmaları için ama yakınlardaki adım sesleri bunun aksini kanıtlıyordu. "Bu taraftan!" diye yabancı, sert bir ses duyuldu. Naria kucağındaki bebeğini koluyla kelepçe gibi kavrayıp diğer kızının önüne çöktü ve alel acele onu kaldırmaya çalıştı. Arice dizi ne kadar acısa da yine de ayağa kalktı. Başlarda biraz topallasada yine de elinden geldiğince koşmaya başladı. Her yere gece siyahı çökmüştü. Rüzgar ılık ama sert bir şekilde esiyordu, geceyi aydınlatan tek şey mavi büyük gezegen idi.  "Nariames Çara!" Naria başının üstünden geçip bir ağaca çarpan buz kütlesi ise olduğu yerde durdu. Daha ileri gidemezdi. Zaten yakalanmışlardı. Ona evini açan Archeslilerden bazıları bile ona isyan ediyordu bu akşam. İlk ateş, ardından buz. Tabiatın güçleriyle saldırıyorlardı. Arkasına baktığında iki silüetin ağaçların arkasından onlara koştuğunu gördü. Naria hemen kucağındaki kızını bir ağacın arkasına bıraktı ama diğer kızını saklayamadan Darkuslular çoktan karşılarına çıkmıştı. Sira ve Kartin yüzlerine yerleştirdikleri sinsi gülümsemeleriyle Naria'ya yaklaşıyorlardı. "Nariames..." dedi Kartin sert ve erkeksi sesiyle, "Kaçman sana yorgunluktan başka bir şey katmaz neden çabalıyorsun?" Naria, şimdi yerinde doğrulmuş, sert ve asi bakışlarıyla bakıyordu. "Beni hâlâ çözemedin mi Kartinyus? Benim en aciz hareketlerim bile içinde saklanmış bir sır barındırır." Naria'nın kendinden emin duruşu onu herkesin tanıdığı Naria Çara'ya çevirmişti. Şimdi çocukları için endişelen Naria değil, herkesin asaletine hayran kaldığı Naria duruyordu. Kartin zorla da olsa gülümsedi. Biliyordu. Nariames Çara'nın hiç bir hareketi başka bir hareketine benzemezdi. Bazen ona saklı yüz diye seslenenler olurdu. Kimse onun asıl kimliğini bilmez bu nedenle hangi hareketi orijinal Nariames Çara anlayamazlardı. "Yalnızsın özel soy." Kartin etrafına bakındı, "Arice bir ihtimal yanında değil belki ama..." Bir adım atarak Naria'ya yaklaştı, "Hiçbir anne daha yeni doğmuş kızını başkasına emanet etmez." Naria gözlerini kıstı, "Hiçbir kimse olmadığımı sana söylemem gerek Kartin!" Gülümsedi, "belki de kızlarımı dostlarıma bırakmışımdır..." Kartin güldü, "Ah, o hayalet dostların... kim bilir?" Etrafına bir göz attı, "Belki de şuan yanındadırlar?" Naria sırıtmaya başladı, "kıskanç Darkuslu..." gülerek başını iki yanına salladı, "Kıskançlıklan için içini yiyiyor değil mi?" Kartin'in bir çenesi seyirdi. Arkada duran Sira ise gözlerini kısarak Naria'ya bakıyordu. "Kıskanılacak bir değerin yok!" diye tısladı Sira. Naria, ona döndü, "Ah öyle mi dersin?" Gözlerini ikisi arasında dolaştırdı, "Her soyun tek bir özel ailesi olur..." Gözleri Kartin'de sabitlendi, "Ama o kadar kıskançsınız ki Archeslilerin iki özel soylu ailesi olmasını, hele ki Çara soyunun var olmayan, yaşamış ama ölen ve insan gözüne çekilmiş perdenin ardını gören özelliğini içten içe kıskanıyorsunuz." Naria'nın sırıtması arttı, "Hatta o kadar aç gözlüsünüz ki Çara özelliği her aile bireyinde olmamasına rağmen, olanları katledecek kadar iğrençsiniz..." Naria'nın suratındaki ifade yavaş yavaş söndü, "Bu açtığınız savaş, bu kadar uğraş hepsi kızım için mi!" Kartin çenesi seyirirken başını dikleştirdi, "Hikayenizi biliyorum Çara! O güce sahip olarak gözündeki perdeyi bir kenara çektin sen! Bu savaş senin için! Arice bu güce sahip değil belki ama onun torunlarından birinde elbet bu güç açığa çıkar. Peki ya diğer kızın? Onun bu güçle donanmış olması bir muamma değil mi? Gözlerinde perde olup olmadığını öğrenmek için yıl sayamayız biz. Bugün o arkadaşlarının yanına bir de sen geçeceksin..." Şimdi Kartin açık açık gülüyordu, "Ve hazır bir işe başlamışken neden kızlarınıda ortadan kaldırıp nadir olan soyunu tüketmiyoruz?" Bulundukları bölgenin dört bir yanından siyah kıyafetler içinde Darkuslular ortaya çıktı ve Naria'nın etrafını sardılar. Tam Naria'ya yaklaşacaklarken yer birden sallanmaya başladı, taşlar yerde sallanmaya, kuris'ler(kuşlar) ağaçların ardından uçuşmaya başladı. Karanlıı dev hayaletler ağaçların ardından çıkarken Darkusluların yüzünde gizlemeye çalıştıkları bir korku oluşmuştu. Karanlık hayaletler Darkuslular'ın etrafında dolaşarak onlara korkularını yaşatırken Naria kızlarının bulunduğu taraftaki Darkuslulardan birinin göğüs kafesine dirseğini geçirdi, sağ ayağıyla da karşısındaki adamın sol ayağına güçlü bir tekme geçirerek bacağının kırılmasını sağladı. Darkuslular, Naria'nın ataklarına başlamasıyla harekete geçeceklerdi ki kara hayaletler sürekli önlerine geçiyordu. Naria, kızlarının olduğu bölgedeki insanları tek tek alt ederken onlar siyah hayaletler yüzünden Naria'ya vuramıyorlardı bile. En sonunda Sira bir şeyi kavramış olacakki bağırdı, "aptallar bunlar gerçek hayaletler değil! Bu bir illüzyon!" Darkuslular bu sefer Sira'nın sözlerini dikkate aldı ama içten içe hayaketlerin korkutucu kahkahaları onları huzursuz ediyordu. İçlerinden biri önüne geçen hayaleti dikkate almadan Naria'ya ilerlemeye başladığında hayalet bir şey yapmadı. Yalnızca içinden geçti. O adamın adımıyla bütün Darkuslular harekete geçti ve hayaletler onlara hiçbir şey yapmadı. Naria bir küfür savurarak karşısındaki kıza güçlü bir yumruk indirdi ve geriye doğru adımlamaya başladı. İllüzyonlarını herkes kavramıştı. Arkadan iki adam Naria'nın kollarını tutarak hareket etmelerini engelledi. Kartin çirkin kahkahasıyla kadına doğru ilerlemeye başladı, "illüzyonlar... gücünün hep bu olduğunu unutuyorum" dudaklarını büzdü, "Eh Çara özelliğini de dikkate alırsak neyşn gerçek neyin sahte olduğunu anlayamıyoruz Nariames." Kadın ona yalnızca öfkeli bir bakış atıp suratına tükürmekle yetindi. Kartin öfkeyle suratındaki sıvıyı koluyla sildi ve Naria'nın saçlarını sol eliyle kavradı. "Bu son iğrençliğin olacak Archesli!" "Canın cehenneme Kartinyus!" Kartinyus suratını Naria'ya biraz daha yaklaştırdı ve kulağına son sözlerini fısıldadı, "Merak etme Nariames, aileni çok çabuk yanında bulacaksın. " Aniden ormanda bir sessizlik oldu. Rüzgar, kurisler, yaprak uçuşmalarının ardındaki tek yabancı ses acı bir inilti oldu. Naria gözlerini yavaş yavaş aşağı indirdi ve tam göğüsünün altına saplanmış hançer ile akan kırmızı kanına baktı. "Merhaba ve elveda Nariames Çara." Kartin kadının bedenini sertçe yere attı ve elinin bir hareketiyle adamlarına gelmelerini işaret etti, "Buradaki işimiz bitti! Sırada hazır vakit varken sinirlerimi bozab Archeslileri katliam partime davet edeceğim." "Kadın'ın ölmesini beklemeyecek misin? " diye sordu Sira. Kartin karşılık olarak sırıttı, "hançer ve zehir Sira... hançer ve zehir." Darkuslulular uzaklaşırken sonunda Naria'nın illüzyonu kalktı ve Arice'in çığlık çığlığa ağlayışları, Jessiyera'nın solmuş gülen suratı ve yerine tekrar çığlık çığlığa ağladığı suratı gelmişti. Arice koşarak annesine yaklaştı, "Anne! Anne beni bırakma, anne lütfen!" Naria sol gözünden bir yaş akarken kızına son kez gülümsedi, "Şşhh, sakın ağlama. Ben sana ne öğretmiştim?" Arice, annesinin üstünde olan dolu gözlerini silmeden burnunu çekti. Ve titreyerek de olsa annesinin duymasını istediği sözleri söyledi. "Asla ağlama! Asla acizliğini sunma! Birinin sana acıdığını görmektense kalbine bir ok sapla-" Naria zorlada olsa gülüp kızının sözlerini kesti, "Hayır hayır. Sen o sözün devamını nereden biliyorsun?" Arice koluyla gözündeki yaşları sildi," Seni dinledim." "Bana bir söz ver Arice. O sözün gerçekleşmesine izin vermeyeceksin." Arice başını sağa sola salladı, "Asla." Naria, başını toprak zemine yasladı ve elleriyle güçlükle karnındaki hançeri çıkardı. Karnındaki soğukluğu hissediyordu ve acıyı. Bıçaklanma olaylarına alışıktı ama bu sefer hissetmişti kaybettiğini. "Nira!" Naria zorla bir nefes aldı ve tekrar bağırdı, "Nira!" Naria, rüzgarın sertçe estiğini hissetdi, yüzüne vurup geçen yaprakları ve mavi toz zerreciklerini gördü. Nira yaşlı gözlerle Naria'nın yanına diz çöktü. "Nariames!" "Nira-" kadın zorla öksürerek derin bir nefes aldı. "Senden bir şey istiyorum." Nira sarı saçları'nın arasından ona baktı, "Ne.. ne istersen." "Kızım... Arice... götür... götür onu buradan!" Arice, annesinin her ne kadar kiminle konuştuğunu bilmese de yaşlı gözlerini silip kafasını olumsuz anlamda salladı, "Hayır! Hiçbir yere gitmeyeceğim." "Arice! Gitmek zorundasın." "Hayır!" "Nira, götür onu!" Nira mavi pelerinini başına geçirdi ve ayaklandı, "İsteğin buysa..." "İsteğim bu!" Naria yaşlarla dolu gözünü Arice'e dikti, "Her zaman ve sonsuza dek. Varsın ölmüşüm varsın yaşıyorum, sizi daima seveceğim canım." Arice, kıpkırmızı olmuş gözlerinin arasından yaşlı gözlerle annesine baktı, "Anne hayır! Hayır! Hayır!" Nira, mavi pelerinini açtı ve Arice'i içine alarak ortadan kayboldular. Küçük kızın son sözleri ise annesine olan itiraz çığlıkarıydı. Kadın kızının gitmesiyle bedenini zorlayarak süründü, süründü ve küçük kızının yanına kadar gitti. Jessiyera, tıpkı Arice gibi kıpkırmızı olmuş suratıyla ağlarken Naria kızının alnından öptü, "Şşhh, tamam birtanem tamam her şey bitti." Naria acıyla kıvranan ellerini kaldırdı ve boynundaki kolyeyi çıkarıp kızının boynuna elinden geldiğince yerleştirdi. Bu ona annesinden küçük bir hatıraydı. "Beni asla unutma bir tanem." diye fısıldadı küçük kızının kulağına. Naria'nın gözünde birden kızının gelecek günleri parladı. Gerçek annesini tanımayacaktı ve Naria, kızını büyütemeyecekti. Belki de Jessiyera, annesini hiç tanımadığı için ondan nefret edecek ve onun adını dahi anmayacaktı... belki de onu bilmediği için onun hakkında hiç bir düşünceye sahip olmayacaktı, bütüm hayatı sahte bir anne-babayla geçecek gerçek ailesini dahi bilmeyecekti... Bu durum Naria'yı, Jessiyera'nın ondan nefret etme olasılığından daha büyük bir kayba düşürdü. Hiç bir anne unutulmayı hak etmezdi... Kadın artık iyice tükendiğini hissediyordu. Ama yine de pes etmedi, bir kez daha çığlık attı, "Amarian!" Naria öksürmeye başladığında ağzından kanlar süzülmeye başladı ama pes etmedi, "Amarian!" Bu sefer etrafı sıcak bir esinti esir aldı ve kızıl dumanların ardından kırmızı kukuletası ile yüzü gizlenmiş Amarian ortaya çıkmıştı. Kadın'ın halini görüyordu, içten içe üzülsede soğukkanlılığını koruyordu. Naria başını arkaya attı, "lütfen..." "İsteğini söyle Nariames." dedi Amarian soğuk ve sert ama içinde şefkat belirten sesiyle. "Jessiyera -öksürmeye başladı- götür onu... uzaklara, burada güvende değil!" "Nereye?" "Güven... güvende olsun yeter! Onu bulamayacakları bir yere götür. Neresi olursa!" Amarian ona bir kaç adım yaklaştı, "Ölüyorsun Nariames. Ben onu buradan götüremeden yaşamın biter ve ruhlar alemine geri dönerim." Naria gülümseyerek kızına baktı, "Dönmeyeceksin... güven bana." Amarian eğilerek ağlamaktan gözleri ıpıslak ve yüzü kıpkırmızı olmuş, havanın soğuğundan üşümüş iki aylık bebeği kucağına aldı. Jessiyera normal bir kız olsaydı muhtemelen çoktan can vermişti. "Seni tanımak güzeldi Nariames Çara. Son dileğin gerçekleşecek. Kızın güvende olacak." Bunlar Amarian'ın son sözleri olmuştu. Kızıl kukuletalı adam sıcak bir esintiyle ortadan kaybolmuş Naria'yı tek başına bırakmıştı. Naria yarı açık gözleriyle ruhunu edebiyete teslim etmeden önce son sözlerini söyledi. "Asla ağlama! Asla acizliğini sunma! Birinin sana acıdığını görmektense kalbine bir ok sapla ve gücünün doruğunu yaşamınla kanıtla. Bu söz benim kızlarıma mirasımdır..." Hiç bir söz yazıldığı gibi değildir, kelimeler bazen seçilen harflerin içinde asıl anlamları taşırdı. Naria, bir gün kızları'nın bu sözlerin okunduğu gibi değil de içlerinde belirttiği anlamı bulup işin sırrını çözmelerini umut ediyordu. Yoksa onlara verebileceği tek miras yalan sözlerin emaneti olurdu. Ve o da biliyordu ki, ağlamak hiç bir zaman utanılacak bir şey olmamıştı... Amarian adeta bir hayalet misali her sokağın önünde bir belirip bir kayboluyordu. Gökyüzü karanlığa gömülmüş, ayın son dördün hali sokak lambalarına yardımcı oluyor, ışıklarıyla gözle görülecek yerleri aydınlatıyorlardı. Amarian aniden durdu ve ortadan kayboldu. Tekrar belirdiği yerde krem renkli, kahverengi tuğla şekilleriyle döşenmiş, üç katlı bir evin önünde idi. Kafasını biraz oynatarak pencereden ileriye baktı. Kumral saçlı, beyaz tenli bir kadın amerikan mutfağında yemek yapıyordu. Salonda ise sarı saçlı, buğdaya yakın beyaz tenli bir adam ise elindeki dosyaları inceliyordu. Uzaktan mutlu bir çift gibi görünebilirlerdi ama Amarian bunu hissedememişti. Eksik diye düşündü Amarian. İndila Swen, hazırladığı domates sosunu tam makarnanın üzerine dökecekken zilin çaldığını duydu. Kaşlarını çatarak kapıya baktığında yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. Saat'in on iki'yi geçtiğini ele alırlarsa aslında şaşırması normaldi. İçinde domates sosu olan tavayı tekrar ocağa bıraktı ve ellerini kurulayarak kapıya yürüdü. Salondan kocası, karısına şaşkın gözlerle baktı, "Birini mi bekliyordun?" İndila kafasını olumsuz anlamda salladı, "Hayır." İndila, kapıyı açtığında Daniel da yanında belirmişti. İkiside etraflarına bakındılar ama görünürde hiç kimse yoktu. Derken İndila şokla aralanmış gözlerinin ardından zeminde bir sepet ve içinde yeşil battaniyeye sarılmış, yaşlı gözlerini yumarak uyuyan bir bebek gördü. "Daniel!" dedi kadın şokla. Kocası onun baktığı yöne baktığında onun da gözleri kocaman açıldı. Küçük bebek sonunda gözlerini kırparak açtığında İndila o gözlerde adeta kayboldu sanki. Ve anlamıştı ki bu bir çift ela gözün sahibini bir daha bırakamayacaktı. Sepetin üstünde yalnızca bir kağıt parçası ve yalnızca tek bir kelime vardı. Bir isim. Jessiyera...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE