Saat 07.28 , zaman hızla ilerliyor. Etrafta rengarenk masaların olduğu ufak bir kafeye geldik. Burası çok güzel, ferahlatıcı bir havası var. O önde ben arkada ilerleyerek köşedeki masaya oturduk. Ellerimi birbirine sürterek ısınmaya çalışıyordum neyse ki üzerimdeki giysiler kurumaya çoktan başlamıştı. Omzumdaki ceketi yavaşça çıkardım ve Kutay'a uzattım. "Teşekkür ederim, artık üşümüyorum." Diye mırıldandım. O da bir şey söylemeden ve gözünü gözümden çekmeden ceketi elimden aldı. Garson yanımıza geldiğinde ne almak istediğimizi sordu. "Tek kişilik kahvaltı sofrası getirin lütfen." Dediğinde yutkundum. Neden tuhaf geliyordu ki? Yemek yiyecek hali yoktu ya.. Gözlerimi gözlerinden çekemiyordum. Etrafta ki onca insan kaybolmuş yalnızca biz kalmıştık sanki, bu hissi sevmemiştim, kendimi zorla

