1. Bölüm: Tanışma

1002 Kelimeler
Barda zaman ağır akardı. Neon ışıklarının soğuk yansımaları masaların üzerine dökülür, tütün ve alkol kokusu havada ağır bir perde gibi asılı dururdu. İnsanlar konuşurdu; sanki anlattıkları hikayeler onların ağırlığını hafifletecekmiş gibi. Ama Derya konuşmazdı. O, köşedeki masasında sessizce oturur, etrafına yabancı bir gölge gibi bakardı. O gece de farklı değildi. Onu ilk gördüğümde, zamanın bir anlığına durduğunu hissettim. Siyah saçları yüzüne düşmüş, gözleri kadehindeki kırmızı şarabın üzerine sabitlenmişti. Bir heykel kadar hareketsizdi, ama aynı zamanda o kadar canlıydı ki, insan istemsizce gözlerini ondan alamazdı. Ben de alamadım. Sahibine doğru döndüm. Ceketimin yakasını düzelttim ve alçak bir sesle sordum: “Masadaki kız. Fiyatı nedir?” Adam bana dikkatle baktı, sanki bu soruyu sormaya hakkım olmadığını düşünüyormuş gibi. Ama gözlerimdeki kararlılığı gördüğünde kaşlarını çatıp başını salladı. “O kolay biri değildir,” dedi. “Sana uyar mı, emin değilim.” “Fiyatını soruyorum,” dedim sabırla, kelimelerimi dikkatlice seçerek. Adamın yüzü ifadesizdi. Bir rakam söyledi. Ne bir pazarlık yaptım ne de bir şey sordum. Sadece cüzdanımı çıkarıp gereken miktarı uzattım. “Bu gece benimle,” dedim ve masaya yöneldim. Derya, beni yaklaşırken fark etti. Gözlerini kaldırdı; derin, ama bir o kadar da boş bir bakışla bana baktı. O bakış, bir yabancı içinçok şey anlatıyor gibiydi ama dudakları mühürlü gibiydi. “Gitmek için hazırsın,” dedim. Sesim düz ve ifadesizdi. Ne bir davet ne de bir emir. Sadece bir gerçeklik. Gözleri bir an irkildi, ama sonra başını eğdi. “Peki,” dedi. Sesi bir fısıltı gibiydi, ama o kadar nettim ki, bardaki tüm sesleri bastırdı. Onu arabamla küçük bir daireye getirdim. Dairede fazla bir şey yoktu; sade, minimalist bir yerdi. Bu, genelde insanlara güvensizliğimi yansıtırdı. Hiçbir şey fazlalık değildi ve her şey gerektiği kadar yer kaplıyordu. Derya içeriye girdiğinde etrafına kısa bir bakış attı. “Burası senin mi?” diye sordu, dikkatlice seçilmiş kelimelerle. “Evet,” dedim. “Ama sormaya hakkın var mı, emin değilim.” Bir an duraksadı. Bu cevabı beklemiyormuş gibi kaşlarını çattı ama sonra sessizce başını salladı. Kanepeye oturdu, ayaklarını birleştirerek üzerine çekti. Onu izledim. Hareketlerinde bir kedinin temkinliliği vardı; her adımı, her hareketi, bir planın sonucu gibiydi. “Benimle neden konuşuyorsun?” diye sordum, bir sigara yakarken. “Normalde sessiz kalmayı tercih ettiğinin farkındayım.” “Seninle konuşmuyorum,” dedi. Gözleri doğrudan gözlerimdeydi. “Sadece senin konuşmanı dinliyorum ve seni izliyorum.” Gülümsemeye çalıştım ama olmadı. Bu kız, daha ilk cümlesinden itibaren beni zorlamaya başlamıştı. “Eğer beni dinliyorsan,” dedim, “dinlediklerin hoşuna gitmeli. Yoksa neden buradasın?” Bir süre cevap vermedi. Etrafına bakınıp, bir şarap kadehi olup olmadığını arar gibi kanepeye eğildi. Sonra bir bardak suyu fark edip kendine aldı. “Bilmiyorum,” dedi sonunda. “Sanırım seni merak ettim.” “Merak tehlikelidir, Derya.” Göz kırptım ve arkamdaki masadan bir kadeh aldım ve bir şarap getirdim. İki kadehe de doldurduğumda gözlerini benden ayırmadığının farkındaydım. “Tehlikeli şeylere merak duyan yalnızca ben değilim,” dedi, kaşlarını hafifçe kaldırarak. Sözleri, içimdeki soğuk bir damar gibi yankılandı. Bu kız, göründüğünden çok daha zeki olabilir diye düşündüm. Ama yine de, yüzündeki o masum ifade, bir şeylerin içinde kaybolmuş olduğunu söylüyordu. “Sana bir soru sorabilir miyim?” dedi sonunda. “Zaten sordun.” Gözlerini devirdi. “Neden beni aldın? Barda otururken beni fark ettin, günlerdir de orda takılıyorsun. Ama ben o masada her gece oturuyorum. Bugün farklı olan neydi?” Bir an sustum. Bunu kendime bile açıklayamıyordum. Ama o gözlere bakıp bir cevap uyduramazdım. “Sanırım senin gibi birini hiç görmedim,” dedim. “Bir taraftan o kadar masumsun ki, dokunmaya korkarsın. Ama aynı zamanda da seni görmezden gelmek imkansız.” Bana bir süre baktı. Sonra yavaşça başını salladı. “O masada yalnız oturduğum her gece, birinin bunu fark etmesini bekledim,” dedi. “Ama senin gibi birinin bunu fark edeceğini düşünmemiştim.” “Benim gibi biri?” diye sordum. Gözleri tekrar üzerime dikildi. “Tehlikeli,” dedi. “Korkutucu. Ama bir şekilde, dürüst.” Bu kelimeler odada yankılandı, sessizlik bir anlığına yoğunlaştı. Sessizliği bozan o oldu. "Seks yapacak mıyız?" Bunu bıkar gibi söylemişti. Ona bakmadım. Gözlerim kadehteyken gülümsedim ve bir yudum aldım. "Bunu mu istiyorsun?" "Beni neden alabilirsin o zaman, öyle değil mi? Yoksa başka bir nedeni mi var?" "Çok acelecisin Derya." "Sen de fazla yavaşsın." Ona baktım sadece ve hiçbir şey söylemedim. Bir süre sadece baktım. O gözlerini kaçırmak zorunda kaldı. Uzun süre birinin gözlerine bakamazdı. Dudaklarımı ıslattım ve "Gel." Dedim. Elimdeki kadehi masaya bıraktım. Tekli koltukta oturuyordum o ise karşımda. Aramızda sadece masa vardı. Kaşlarını çattı ve bana baktı. Çok geçmeden oturduğu yerden kalktı ve yanıma yavaşça yaklaştı. Ona aşağıdan gözlerimi kaldırarak baktım. O da yukarıdan bana bakarken elimi dizimden çektim ve koltuğun kenarına koydum. "Kucağıma." Duraksadığını fark ettirmemeye çalışsa da bunu anlayabiliyordum. Ağır bir şekilde dizime oturduğunda elimi kaldırdım ve nazikçe beline koydum. "Yakınlaşmak mı istiyorsun?" Diyerek hafifçe kendime çektim. Yüzümüz arasında kısa bir mesafe kaldığında kucağımda küçücük kalıyordu. Bu hoşuma gitmişti. "Derya." "İsteyip istemediğim konusunda bir şey söylemedim." Gülümsedim. "Ben de sadece soru sordum." "Cevabın hayır." Kısa ve netti bu sefer. Küçük yırtıcı bir yavru kedi gibiydi. Bu haline gülmek istedim içten içe. "Biliyorum." "Biliyorsan neden soruyorsun?" "Senden cevap almak istiyorum. Merak etme yemeyeceğim." Dediğimde oturduğu yerde kıpırdandı. "Uzun zamandır bardasın, alışık değiş misin?" Bunu cidden merak etmiştim. Tekrar bana döndüğünde gözlerini bir boşluk kapladı. "Hiçbir zaman alışmadım." "O zaman neden ordasın?" Diye sorduğumda gözlerini benden kaçırdı." "Başka soru." Dedi tekrar kısa bir şekilde. "Kaç yaşındasın?" Bana döndü. "Bunları mı merak ediyorsun cidden?" "Evet tanımıyorum, normal değil mi?" "Tanımadığım biriyle yakınım şu an. Normali ve normal olmayanı ayırt etmeye çalışmayalım bence." "Tamam... Sadece merak ediyorum seni." "Yirmi üç yaşındayım." Dedi hızlıca cevap vererek. "Okul hayatı?" "Bitirdim. Moda bölümü." "Güzel. Açık konuşmak gerekirse ordan buraya büyük düşüş yaşamışsın. Nasıl olduğunu söylemeyeceğini biliyorum o yüzden bunu kendim bir şekilde öğrenmeyi tercih ediyorum." "Nazik biri gibi görünüyorsun ama çok sinsisin." Kahkaha attığımda bana bakakaldı. Beni tanıyor muydu tanıyamıyor muydu emin değildim. Ama beni güldürebiliyordu. O gecenin kalanında sadece konuştuk. Kelimeler, duvarlarımızı örerken aramızdaki mesafeyi hem koruyor hem de yakınlaştırıyordu. Ama ikimiz de biliyorduk: Bu gece sadece bir başlangıçtı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE