yazardan... Havsa, musluktan akan suyun sesini bir anlığına duymaz oldu. Kalbi, restoranın loş atmosferini yırtıp geçen o tanıdık silüetin peşinden gitmişti. Omuzlarının dikliği, adımlarının yere basışındaki o sarsılmaz eminlik... O gece morgun önünde, dünyanın sonu gelmiş gibi hissederken bir kaya gibi karşısında duran Üsteğmen Demir’in ta kendisiydi... "O..." diye fısıldadı Havsa, dudakları titreyerek. "Gerçekten oydu." Şefin seslenişini, mutfaktaki tabak tıkırtılarını, dışarıdaki korna seslerini bir kenara itti. Islak ellerini önlüğüne bile silmeden restoranın cam kapısına doğru koştu. Dışarı çıktığında, gece serinliği yüzüne sert bir tokat gibi çarptı. Siyah, heybetli bir arabanın egzoz dumanı sokağın pusuna karışırken, Havsa kaldırımda öylece kalakaldı... O askerler... O görüntüle

