Devam...
“Efendim?”
Telefonun ucundan gelen çekici erkek sesi havaalanında yankılanan anonsa karışırken, o ses söyleyeceklerinde durakladı. Tekrar konuşmaya başladığında sesteki şaşkın ve hafif kızgınlık tınısı seçiliyordu.
“Sen havaalanında mısın Naz?!”dedi hayretle.
“Evet, Orkun havaalanındayım. Gideceğimi biliyordun. Neden bu kadar şaşırdın?”
Bunları söylerken gözleri dalgınca çaprazında oturan adamın gazetesine takılmıştı. Hareli yeşilleri görmeyen gözlerle manşet haberlerinde gezinirken farkında olmadan önüne dökülen bir tutam koyu kestane saçıyla oynamaya başladı.
“Gideceğini biliyordum; ama… Ama o günün bugün olduğundan haberim yoktu,”derken Orkun’un sesi yükselmiş olsa da sonrasında dudaklarından dökülen kelimelere yansıyan tını daha çok üzgün gibiydi. “Bana haber verebilirdin. En azından… Seni havaalanına bırakırdım.”
Saçıyla oyalanan eli bir an olsun asılı kalmış olan Naz, önce derin bir nefes verdi. Sonra aklına gelenlerle ufak bir kahkaha attı.
“Evet, haklısın. Taksiciye verdiğim paradan kurtulmuş üstüne üstlük de valizlerimi taşıması için bir kurtarıcı beklemek yerine bunların hepsini senin üzerine yıkabilirdim.”
“ Senin için yapabileceklerim bunlarla mı sınırlı yani? Sadece eşya taşıtmak ve taksi parasını bedavaya getirmek için mi seçenek dâhilindeydim. Aman ne güzel… Kullanılmaktan son anda kurtulmuşum,”derken Orkun’un sesinden gülümsediği anlaşılıyordu. “Ama yine de senin tarafından kurtarıcı olarak anılmak da gurumu okşar, hoşuma giderdi.”
Naz, bir kısım bakışların üzerinde olduğunu fark etmeden hafif bir kahkaha daha atmıştı.
“Üzgünüm; ama o unvanı başkasına kaptırdın.”
Karşısındaki ses önce cevap vermese de sonra derin bir nefes verme sesi duyulmuştu.
“Nedense… Hiç şaşırmadım,” diyen Orkun, sesini ifadesiz tutmaya çalışmıştı.
Naz’sa çoktan gizlenmeye çalışılan duyguların farkına varmıştı. “Babamı yüz yüze bıraktığım o sahneden sonra, tekrar seninle karşılaşmasına neden olmam pek hoş olmazdı,”derken sesi ciddiydi.
“Seni o durumda bıraktığım için… Gerçekten üzgünüm.”
Adamın sesinden kendisine yayılan üzüntü hissiyle biçimli kaşları çatılmıştı Naz’ın. Adam gerçekten içten ve samimiydi. Belli ki gidiyor olmasına da gerçekten üzülüyordu. Ne vardı sanki ona karşı bir şeyler hissediyor olsaydı!
“Hiçbir şeyin sorumlusu sen değilsin. Hatalı olan biri varsa o da benim. Hatamın cezasını da çekiyorum şimdi.”
Adam bir süre ne söyleyeceğini düşünüyormuş gibi susmuş, araya sessizlik girmişti ki bu sessizliği adam bölmüştü.
“Şimdi çıkıp yanına gelsem… Sana geç kalır mıyım?”
Duyduklarıyla bir an için ne diyeceğini bilmez hâle gelmişti genç kadın. Söyleyebileceği tüm kelimeleri zihninin kıvrımlarında gizlenmişti sanki. Söyleyebilecek hiçbir şey bulamıyordu. Tek isteği kırmadan bu işten sıyrılmaktı.
“Sen yola çıktığında… Gitmiş olurum,”diyebildi sadece.
Onun yanına gelmesini istemiyordu. Geldiğinde onun o üzgün bakışlarıyla karşılaşmak istemiyordu. Çünkü onunla aynı duyguları paylaşmadan bu şekilde karşı karşıya gelmek… Kendisini adi hissettiriyordu.
“Peki… Bir şeye ihtiyacın olduğu zaman, maddi manevi, araman yeterli. Senden tek istediğim şey…”
“Benden bir şey isteme!”diye çıkıştı. Farkında olmadan sözler bir anda ağzından çıkmıştı. Çünkü söylediklerine değil, bu sözleri söylerkenki kulağına gelen sesin duygusal ağırlığı sırtına yükler yüklemişçesine vicdanını ağırlaştırmıştı. Bu çıkışıyla ne kadar pişman olursa olsun söylenen sözler geri alınmıyordu.
“Sadece… Kendine dikkat etmeni isteyecektim,”diye mırıldandı Orkun.
Adamın sesi bu kez, azarlanmış bir minik oğlan çocuğu gibi geliyordu genç kadının kulaklarına. Orkun’un bu sözleriyle, pişmanlığı daha da artarken farkında olmadan tuttuğu nefesini bıraktı. Yavrusuna dayanamayan bir anne gibi sesini yumuşatarak konuşmaya çalıştı.
“Böyle çıkıştığım için… Üzgünüm. Ama… Çabalamaktan yorulmadın mı?”
Kulağına gelen ses bu kez kati ve sertti. “O günün bugün olmadığını sana söylemiştim. Bir şeyleri kırıp dökmeden bu konuyu kapatalım lütfen… Sen kendine dikkat et, o bana yeter ve bir şeye ihtiyacın olduğunda araman yeterli.”
Bezginlikle ve ne diyeceğini bilmezce derin bir nefes alırken uçağının anonsunu duydu ve uçağa biniş yapacağı kapıdaki hareketlilik dikkatini çekti. Bu fırsattan yararlanarak “Peki. Şimdi kapatmalıyım, uçağa yolcu alımı başladı. Hoşça kal,”diyerek adamın konuşmasına izin vermeden telefonu kapattı. Kendisini yeni hayatına taşıyacak olan uçağın kapısına doğru yönelirken bazı şeyleri geride bırakmanın ne kadar zor olduğunu geçiriyordu içinden. Çocukluğunun geçtiği evi… Sevdiğin insanları… Ve âşık olduğun şehri…
***
Louis Vuitton marka valiz takımını çekiştirmeye uğraşırken gerçekten de hayattan bezmiş hissediyordu. O an, evrende ne olursa hepsi üst üste tüm zamanlar çuvala girmişçesine aynı anda olmalı, yasasına uygun bir şekilde çantasında telefonu çalmaya başladı. Bir an için durup telefonunu aramaya koyuldu. Gerçi bu konuda pek başarılı olamıyordu. Galaksilerin bulunduğu çantasında açılan bir kara delikte kaybolmuş olmalıydı telefonu. En sonunda karanlıktan aydınlıklara çıkan telefonunu kulağına götürdü. Arayan babasıydı.
“Kızım kaç saattir neden telefonun kapalı senin?!”diyen babasının sesi merak doluydu.
Nasıl olmayacaktı ki? O kadar saattir uçağın içinde sıkışmış bir şekilde hiç istemediği bir yere ulaşmayı bekliyordu. Uçak da bunu anlamış gibi onu götürmeyi reddediyordu adeta. Rötara eklenen birkaç yolcunun sorumsuzluğu ile bu saate kadar uçakta kapalı kalmışlardı. Kalkmak bilmediği gibi inmek de bilmemişti! Telefonunu kulağı ile omzunun arasına sıkıştırarak valizlerine asıldı ve yürümeye başladı.
“Uçuşla ilgili bir aksilik oldu babacığım.”
Hem telefonunu bulunduğu konumda tutmak hem de ilerlemeye çalışmak için oldukça çaba sarf etmesi gerekiyordu ki bunu yaparken otomatik kapılardan dışarı çıkmıştı. Kars’ın sonbahara rağmen buz gibi olan havası yüzüne çarptığında ayak parmaklarından saç tellerine kadar ürperdi. Ne kadar da soğuktu böyle! Yaza âşık bir kadın için yaşanması zor bir yer olacaktı şüphesiz. Bunun dışında çok kolaydı ya, tek zorluğu hava çıkaracaktı!
Bir an için durarak göz ucuyla baktığı çevrede, pek çok ulaşım aracı görünse de taksi yok gibiydi. Yeşil gözleri civarda bulunan tek boş görünen taksiyi seçtiğinde avına yaklaşan panter edasıyla çevik hareketlerle tekrar yürümeye başladı. Babasının sözlerine odaklanamadan yürürken telefonu düşmesin diye başını bulunduğu pozisyondan kaldıramıyordu. Hava da kararmaya yüz tutmuşken böyle bir yerde karanlığa kalmak istemiyordu. Havaya bakılırsa saat beşe gelmiş olmalıydı. Adımlarını hızlandırırken farkında olmadığı bir cismin varlığıyla geriye doğru bir adım atmak zorunda kalmıştı. Hissettiği hafif acıya bakılırsa görünmez bir dağa çarpmış olmalıydı. Çarpmanın ivmesiyle, valizlerini tutmasını sağlayan güç kırıntısı da un ufak olmuş, eşyaları ellerinden kurtulurken telefonu da onlarla beraber yere düşmüştü. Farkında olmadan ufak bir çığlık atarken hissetmeyi beklediği sinir harbini engellemek istercesine elleriyle yüzünü kapattı. Ne zamandır kendini tutuyorken duyguları iplerinden kurtulmuş gibi kendilerini salmış, bunun göstergesi olarak Naz ayaklarını birkaç kez sinirle yere vurmuştu. Başını hızla kaldırırken yeşilleri ateş saçıyordu.
“Biraz dikkat edemez misiniz?!”
Görünmez olan dağ önce Naz’a derin maviliklerindeki şaşkınlıkla bakmıştı. Sonrasındaysa bakışları kısılmış ve ona eşlik eden kalın ama biçimli kaşları hafifçe çatılmıştı.
“Pardon; ama anlayamadım.”
Adama eşlik edercesine genç kadının da yeşilleri kısılmıştı. Anlaşılmayacak bir şey mi söylemişti?! Bunu dillendirmekten de çekinmedi.
“Anlaşılması zor bir şey söylediğimi zannetmiyorum!” derken başını yana doğru eğmişti.
Adam ise duyduğu şeylerden eğleniyormuş gibi yüzünde yavaş yavaş ortaya çıkan bir gülümseme oluşmuştu. Bu gülümsemeyle bembeyaz olan düzgün dişlerinin bir kısmı ortaya çıkmıştı; ama söylediklerinde bu tepkiyi verecek ne gibi bir anlam gizli olabilirdi ki? Bir an için adamın espri anlayışından şüphe duydu.
“Şu anki pozisyonumun farkındaysanız, dikkat etmesi gereken asıl kişi sizsiniz.”
Hafifçe geri çekilerek adamın duruşuna baktı hızla. Adamın sırtı kısmen kendisine dönüktü ve Naz’la konuşabilmek için kısmen de olsa başını çevirmişti. Bu durumda… Adama çarpan kendisinden başkası değildi! Ama bu bahane de değildi. Yüzü sinirlerine eşlik eden soğuk havayla hafifçe kızarmıştı.
“Hayır, dikkat etmesi gereken kişi sizsiniz. Ne kadar size çarpan ben de olsam… Acelesi olan insanların önüne çıkmasanız daha iyi olur.”
Kimsenin laflarını sineye çekmeye niyeti yoktu. Özellikle de şu durumda! Fakat açtığı taarruz ateşine karşılık alması pek de uzun sürmemişti.
“Bana kalırsa, siz etrafınıza biraz olsun dikkat ederseniz hem sizin hem de toplumun sıhhati için daha iyi olur.”
Adamın yüz ifadesindeki eğlenen havaya eklenen alaycı ses tonu, soğuk havanın etkisi dışında bir ürperti salmıştı içine. Bunda etkili olan bir diğer şeyse kesinlikle adamın kısılmış olsa da ışıl ışıl olan mavi gözleriydi; ama genç kadın bunu fark edecek durumda değildi. Başını hırsla çevirirken dalgalı saçları savrulmuş ve genç kadın eşyalarını toparlayabilmek için yere eğilmişti. Aslında asıl amacı eşyalarını toparlamak değildi, asıl amaç kendisini o adamın eğlenen yüzünü parçalamaktan alıkoymaktı.
“Yardımcı olmamı ister misiniz?”
Yardım mı?! Sözlerinin üzerine söz söyleyip içinde artarak çoğalan sinir çığlıklarını desibellerce arttırsın diye mi? Hayır!! Başını eğildiği yerden adama doğru çevirdi. Adam bu pozisyondan, ufak bir dağ gibi görünüyordu. Ama asla görünmez bir dağ gibi değildi.
“Hayır. Teşekkürler; ama en azından bir konuda anlayışlı olduğunuzu görmek güzel.”
Yardımı reddeden sözlerinin aksine aslında acınası şekilde yardıma ihtiyacı vardı. Oradan oraya bir şeyler sürüklemekten oldukça yorulmuştu ve şimdi kasları bunu haykırırcasına acı acı ağrıyorlardı. Adam, Naz’ın sözlerini dikkate almadan yere eğilerek valizlerini kaldırdı.
“Yardıma ihtiyaç duyan her bayanın yardımına koşar mısınız?”
Aslında şimdi bu adama minnettar olmalıydı ve adam şu an ona ters tepki de verebilirdi. Böyle şeyler olsaydı çok normal karşılardı; ama… Ama adam yüzündeki çekici gülümsemeyle dalga geçer gibi ona baktıkça hiçbir şey normal gelmiyordu.
“Her işi aynı anda yapabileceğine inanıp da bir yandan valizlerini bir yandan da telefonunu idare etmekte olan bayanlara her zaman.”
Ve bu adam kendisine böyle bakarken ortamda komik bir şey varmışçasına yüzüne yapışan gülümsemeyi saklama gereği bile görmemesi, Naz’ın gergin olan sinirlerini hepten kırılma noktasına getiriyordu. Bu kadar komik bir durumda ve hiç tanımadığı birini eğlendirecek bir hâlde olduğunu fark etmemişti! Madem adamın eğlenmesini sağlamıştı, bu durumdan kendisi de biraz olsun eğlenebilirdi.
“Madem çok yardımseversiniz, arkanızdaki taksiye eşyalarımı taşıyabilirsiniz,”derken bu kez o da şirince adama gülümsüyordu.
Adamın önce taksiye sonra tekrar kendi yeşilliklerine çevrilen bakışlarından sonra, Naz’ın beklemediği bir şey oldu. Adam… Adam kahkaha atmıştı! Ufacık dahi olsa sinir bozucuydu.
“Sizi hayal kırıklığına uğratmak istemem; ama o taksi benim. Siz bana çarpmadan önce binmek üzereydim.”
Belli etmese de kendi kendine kızdı. O kadar mı dikkat etmemişti önüne? Adamın sözleriyle boşta başka taksi aramak için bakışlarını çevrede gezdirdi. Çıkışın kalabalık durumuna bakılacak olursa pek çok uçak yeni iniş yapmış olmalıydı ve etrafta boş taksi görünmüyordu. Üşüyen ellerini soğuktan kurtarmak istercesine dudaklarına götürerek hafifçe üflerken adamın sesi geldi kulaklarına.
“Eğer başka bir taksiyi beklemek istemiyorsanız… Taksimi sizinle paylaşabilirim.”
Çevreyi tarayan bakışları adamın bakışlarıyla çakıştı. O bakışlarda kurtarıcısı olan o pilotta olduğu gibi bariz bir ilgilenme ya da beğeni pırıltısı yoktu. Sadece yardımcı olmaya çalışan bir adamın nazarlarıyla bakıyordu. Dudakları durumla eğlendiğini belli edercesine kıvrılmış olsa da genel yüz ifadesi gayet ciddi görünüyordu. Bu adamın kim olduğunu bilmeden nasıl bir taksiyi paylaşırdı? Ama yeni bir taksiyi beklemeyi ne bünyesi kaldırırdı ne de gerilmiş sinirleri!
“Sanırım bir süre bana dayanabilirsiniz,”diyerek gülümseyen adam düşüncelerini bölmüştü.
Adama bakan bakışları hafifçe kısılırken dudaklarında düşüncelerini onaylarcasına bir gülümseme belirmişti. Bu düşünceler cüzdanını içeriyordu. Ödemesi gereken tutarı da böylelikle, adam sayesinde, yarıya indirerek cüzdanını az da olsa rahatlatabilirdi.
“Kısa bir süre için katlanabilirim galiba.”
Cüzdanı için bunu yapabilirdi. Yüzündeki gülümseme sinsi bir hâl alırken tüm eşyalarını adamın almasına keyifle göz yumdu ve taksiye bindi. Adam da sonrasında taksiye binmişti.
“Ben Sarıkamış’a gideceğim, o yüzden önce hanımefendiyi bırakalım,”diyerek taksiciye yöneltilmiş olan adamın sözleri “Ben de Sarıkamış’a gideceğim,”diyen Naz tarafından kesildi.
Aslında adamın ilk önce onu bırakmaları için yapmış olduğu teklif, şaşılacak olsa da biraz keyfini kaçırmıştı. Çünkü aksi olsaydı, ilk bırakılmak için inat edip ufak bir yaygara çıkarabilirdi. Adamınsa taksicide olan bakışları kendisine yöneldi cevabı üzerine. Başını sallayarak onayladı.
“Madem ikimiz de Sarıkamış’a gidiyoruz önce beni bırakın,”dedi adam taksiciye doğru.
İşte beklediği fırsattı bu!
“Üzgünüm; ama bu teklifinize itiraz etmek zorundayım. Mümkünse önce beni bırakın. Yeterince uzaktan gelmişken daha fazla yol çekmek istemiyorum,”diyerek oturduğu koltukta hafifçe adama doğru döndü. Adamın yüzünde bu kez bir gülümseyiş yoktu neyse ki; ama genç kadına istediğini vermeyeceği de belliydi.
“Ben de üzgünüm; ama maalesef ki bu mümkün değil ve uzaktan gelen sadece siz değilsiniz. Benim de mesai bitmeden gitmem gereken yere ulaşmam lazım. Zaten tahmin ettiğim saatin fazlaca gerisindeyim.”
Naz, bir şeyler söylemek için hazırlanırken ağzından çıkmak için hazır olda duran tüm kelimeler adamın sonrasında söylediği sözlerle kalakaldı.
“Eğer bu size uygun değilse… Başka bir taksiyle yolculuğunuza devam edebilirsiniz.”
Bu sözler kafasındaki tüm düşüncelerini alt üst edebilirdi. Başını olumsuz anlamda sallayarak adamın söylediklerini onaylamak zorunda kaldı. Sonrasında adam tarafından kendisine bahşedilen gülümsemeyse kâbus gibiydi!
Genç adam gitmek istediği adresi bir tugay olarak belirtirken, Naz da adresinin yazılı olduğu kâğıdı taksiciye uzattı ve böylece yol arkadaşı olarak geçirecekleri yaklaşık yarım saat sürecek olan yolculukları başlamış oldu.
Yolculuğun bir kısmı geride kalmışken ortama sessizlik hâkimdi. Yol boyunca hangi frekansta duracağını karar veremeyen radyonun sesi dışında hiç ses yoktu. Bu durum oldukça rahatsız edici görünüyordu. Gözlerinin önünde, sürekli kaymakta olan yolu izlerken kendini çok çaresiz ve yalnız hissetmişti. Bir takside kendisine karşı tehlike arz edip etmediğini bilmediği bir adamla yolculuk ediyordu, üstüne üstlük kendisine bir şey olması hâlinde sığınabileceği hiçbir tanıdığı yoktu. Yalnızlık hissine eklenen ağlama isteğiyle savaşarak kendini toplamaya çalıştı. Belki de biraz kafasını dağıtmak için insan sesi duyması iyi olabilirdi.
“Askerlik için mi geldiniz?”diye sordu sırf ortamda ses olsun diye. Söylediği sözler üzerine adam dışarıyı seyretmekte olan gözlerini Naz’a doğru çevirmişti. “Evet, askerlik için.”
Aldığı cevapla ne gariptir ki Naz, kendisini adama karşı yakın hissetmişti. Belli ki o da istemediği bir yere sürgün edilmiş, sırf bu yüzden sevdiklerinden ayrılmıştı.
“Yeni bir yere alışmak zaten zorken özellikle de sizin için daha zor olmalı,”dedi Naz sohbeti sürdürmeye çabalarken. Kendi durumu için pek tabii katlanılabilir olabilirdi; ama şartlar askerlik yapmak için buralara gelen bir erkek için daha çetin olmalıydı. Kesin bir fikri olmasa da tahmin edebiliyordu.
“Hayır, benim için pek de zor değil. Alışkınım,”diyen adamın biçimli dudakları hafifçe kıvrılmıştı. Sorularına aldığı kısa cevaplarla Naz, kendisinin adamın ağzından lafları cımbızla aldığı hissine kapılmıştı.
”Sanırım pek konuşkan değilsiniz,”demekten alıkoyamadı kendisini. Bakışları hissetmekte olduğu duygulardan oluşan hoşnutsuzlukla kısılmıştı. Adamsa, genç kadının yüz ifadesinin aksine gülümsemeye devam ediyordu.
“Sadece… Diğer sorduğum sorulara da tarafınızdan olumsuz tepkiler alınca, şimdiden sonra sohbet açılması hâlinde olumlu karşılıklar alacağımdan şüphe duydum,”
Laflarını kendinden emin bir şekilde söylerken gülümsemesi daha çok genişlemişti. Kelimelerse tane tane dökülüyordu dudaklarından. Telaffuzu aşırı derece düzgündü ve ses tınısında dudaklarındaki çekici gülümsemenin izlerini taşıyordu. Ancak Naz’ın aklı, hâlâ nasıl oluyor da kendi yüz ifadesi bir şeyleri sorgularken adamın böylesine rahat gülümseyebildiğindeydi. Bu gülümseme yok olmuyor muydu hiç?!
Naz, yüz ifadesinin nasıl bir hâl aldığının farkında olmasa da adam bu yüz ifadesini dikkate alarak konuşmaya başladı tekrar.
“Madem sohbet etmek istiyorsunuz… Açıklayayım. Mesleğim sebebiyle yeni yerlere yerleşmeye alışkınım. Peki, sizi buralara sürükleyen nedir?”
Naz, adamın mesleğini tahmin etmeye çalıştı. Adamı bir gökdelen binasında emirler yağdıran herhangi bir departmanın müdürü olarak düşündü. Sürekli seyahat etmesi gerekiyor olmalıydı.
“Ben de mesleğim sebebiyle buradayım; ama benim sürekli mekân değiştirmeye pek alışık olduğum söylenemez.”
“Öğretmen misiniz?”demişti adam bir çırpıda.
Adamdan aldığı cevabın bu kadar çabuk olması Naz’ı şaşırtmış, tespitinin doğruluğuysa ilgisini çekmişti.
“Çok mu anlaşılıyor?”diye karşılık verdi. Adam bir an için gözlerini kapatarak başını olumsuz anlamda sağa sola salladı. “Bir bayan doğuda bulunuyorsa geneli ya hemşiredir ya da öğretmen; ama aslında bakarsanız hayır, bir öğretmene hiç benzemiyorsunuz.”
Aldığı karşılıkla biçimli kaşları çatılan Naz, kendisini sormaktan alıkoyamadı. “Böyle düşünmenizi sağlayan nedir?”
Adamın yüzündeki tebessüm büyümüş ve tek kaşı haylaz bir ifadeyle havalanmıştı. “Benim bildiğim bir öğretmen sizin eşyalarınızı koymak için kullandığınız valizinizin fiyatıyla bir ay boyunca geçinebilir.”
Onunla sohbet etmeye çalışmakla hata etmişti! Ayrıca adamın bu sözleri babasının sözlerine yapılan bir vurgu gibiydi. Gevşeyen sinirleri tekrar gerilmeye başlarken başını çevirerek camdan dışarıya doğru baktı. Kendisini hiç tanımayan bir yabancı, nasıl oluyordu da söylediği bir cümleyle farkında olmadan şu çektiği sıkıntılı günlerin sebebine vurgu yapabilirdi?
Adamın “Adınız nedir?” sorusunu göz ardı ederek düşüncelerinde boğulmaya devam etti. Anlaşılan o ki bu yalnız hissetme olgusu ona müstahaktı. Çünkü bu duyguyu ufak bir sohbetle gidermeye çalışmış ve sonu hüsranla sonuçlanmıştı.
“Sohbet etme hevesinize ne oldu? Anlaşılan bana fazla dayanamadınız.”
Naz, hızla başını adama doğru çevirdi. Bu hareketi yaparken saçları hafifçe savrulmuştu. Doğrudan adamın gözlerinin içine kızgın yeşilleriyle bakarken adamın nasıl oluyor da hâlâ tebessüm ediyor olduğunu sorguladı önce. Sonrasındaysa laflarını ondan sakınmadı. “Annelerimiz her zaman yabancılarla konuşmamamız gerektiğini öğütlerler, bilirsiniz. Şimdi görüyorum ki gerçekten de haklılar.”
Duyduklarından zevk almış bir yüz ifadesine bürünen adam, dudaklarındaki gülümseme eğri bir hâl alırken cevap vermekten geri kalmamıştı. “Ama şu an tamamen farklı bir yerdesiniz ve konuşmak zorunda kalacağınız herkes birer yabancı. Hayatınızın bu döneminde, bu öğüdü uygulayamayacağınız aşikâr.”
Adamdan bakışlarını ayırarak tekrar camdan dışarıya bakmaya başladı. Taksinin havasına bir süre sessizlik hâkim olsa da Naz, bu duruma pişman olmuştu. Hatalı olan kendisiydi. Sohbet etmek isteyen de öyle… Ama böyle olacağını bilemezdi ki. Adamın gülümsemesi sürekli damarına basıyormuş hissine sebep olmasaydı belki de böyle olmayacaktı. Bakışlarını adama çevirdiğinde, dışarıyı izlediğini fark etti. Bakışları düşüncelere dalmış gibi değil de sanki gördüğü yeni yerleşimi tarar gibiydi.
“Naz,”dedi yumuşak bir sesle. Adam başını kendisine çevirdiğinde “Adım… Naz,”diyerek tekrar etti.
Adam ona çekici gülümsemesiyle karşılık vermişti. Yine! Ve sonrasında bir erkek için fazla güzel olan dudaklarıyla ismini söylemişti. “Yağız.”
Ve taksi durmuştu. Adamla münakaşa içerisine girmişken geldiklerini hiç fark etmemişti genç kadın. Adamın eli bulunduğu taraftaki kapının koluna uzanmışken kapıyı açmadan önce kadına döndü.
“Umarım buradaki yeni hayatınıza çabuk alışırsınız Naz Hanım ve umarım bir gün tekrar karşılaşırız,” diyerek arabadan inmiş ve bagajdan eşyalarını almıştı. O esnada Naz, askeri bir birliğin önünde olduklarını fark etti. Adam onun camının tarafına geldiğinde adamı son kez görmenin verdiği garip hisle konuşmaya başladı Naz.
“Buradaki hayatıma alışmak konusunda hiç şüpheniz olmasın. Çabuk uyum sağlayacağıma eminim. Ama sizinle tekrar karşılaşmak istediğimden pek emin değilim,”dedi bilmiş bir ifadeyle. Sözlerine aldığı karşılıksa sinir bozucu bir kahkahadan ibaretti.
Adam birliğin girişine doğru ilerlerken arkasından bakmaktan alıkoyamadı kendini genç kadın. Adamın boyuyla orantılı geniş omuzları yapılı olduğunun sinyallerini veriyordu. Adam nizamiyeye ulaştığında cebinden nizamiyedeki askere bir şey göstermesiyle askerin takındığı tavır bir anda değişmişti ve Naz’ın şaşkınlıkla açılmıştı gözleri. Nizamiyedeki asker, o sinir bozucu adama asker selamı vermişti. Bu adam bir askerdi demek. Hem de rütbeli bir asker!
Taksi çok kısa bir yolculuğun sonrasında tekrar durmuştu. Belli ki evine gelmiş olmalıydı. Adamla ücret işini hiç konuşmadığı aklına geldi birden. Zaten adam sinirlerini yazın gevşemiş telefon tellerinde kışın bıraktığı etkiyi yansıtırcasına germişken bu aklına dahi gelmemişti ve şimdi eli mahkûm ödeyecekti. Cüzdanını bulmak için dünyaları sığdırdığı çantasına yönelmişken taksicinin sesiyle durdu.
“Abi tüm ücreti fazlasıyla ödedi,” demişti taksici ve başını kaldırdığında adamın bu durumdan oldukça memnun olduğu anlaşılıyordu.
Naz, önce şaşırsa da aslında durumdan oldukça memnundu. Çok uzun bir süre taksi yolculuğu yapmışlardı ve Allah biliyordu taksimetrenin delirmiş tutarını. Kendisi bir an olsun dönüp de bakmamıştı çünkü. Adama müstahak olduğunu düşünse de içinden ufak bir teşekkür de göndermeyi ihmal etmedi. Taksiden indiğinde yüzüne vuran soğuk havayla tepeden tırnağa ürpermişti. Taksicinin indirdiği valizlerine baktıktan sonra çantasından adresin yazılı olduğu kâğıdı çıkardı ve ufak bir bakış attıktan sonra başını kaldırarak önündeki üç katlı binaya baktı. Çok yeni bir yapı değildi. Eşyalarını büyük bir çabayla yüklenirken yeni hayatına başlamak için derin bir nefes alarak apartmandan içeriye girdi.