Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı
"Hala haber yok mu Mustafa.?" Albay'ın sorusuyla derin bir nefes aldı Yarbay Mustafa Çelikören. 1 ay önce haber gönderdiği askerinden hala bir iz yoktu. Kimse nerede olduğunu bilmediği için gidip kolundan sürükleyerekte getiremiyordu.
"Yok komutanım. Haber gönderdiğimizden beri bir hareketlilik olmadı. Planladığı bir şeyler olmalı ki hala dönmedi."
"Sıçarım onun planına Mustafa. Aylardır inmedi zaten dağdan. Şimdi emire karşı gelemez. Ne durumda onu bile bilmiyoruz."
Yarbay sıkıntıyla kıpırdanıp, nefes verdi. Efruz onun ilk kadın olarak yetiştirdiği askerdi. SAT eğitiminden sonra hiç beklemeden gizli görevlere vermiş ve başarıyla geri dönmesini sağlamıştı. O şimdiye kadar yetiştirdiği en iyi askerleden birincisiydi. Asker olmak damarlarında ki kanda mevcuttu. Annesi, babası, dedesi, teyzesi, dayısı hepsi askerdi. O yüzden midir bilinmez, çok iyi bir askerdi.
Şimdide aldığı eğitimler sayesinde, eğitimleri veren kişilerden bile iyi olmuştu. İşin özü; Boynuz Kulağı Geçmişti.
Kimse ama kimse yerini bilmiyordu. Telsizi kapalıydı ve mühimmat istediği zaman sadece onun istediği koordinatlada gönderiliyordu. Eğer takip edildiğini anlarsa -ki şuana kadar hepsini anlmıştı- takip eden askerleri onlar, onu görmeden etkisiz hale getiriyor ve küçük bir kağıtla beraber helikoptere taşıyordu. Şu zamana kadar Albay ve Yarbay dışında yüzünü gören yoktu.
"GürTürk timine söyle toplantı odasına gelsinler. Onu bulmanın zamanı geldi."
Mustafa Yarbay, Albay'ın emriyle selam verip odadan çıktı. Bulamayacaklarını ikiside çok iyi biliyordu. Kimse onu, o istemeden bulamazdı. O kadını, Mustafa Çelikören eğitmişti ve kendinden ne kadar eminse askerinden de bir o kadar emindi. O kızı kimse bulamazdı.!
GürTürk timi Mustafa Yarbay'ın emriyle toplantı odasına oturmuş, Albay Muzaffer Yaldız'ı bekliyorlardı.
"Komutanım toplanma nedenimiz ne.?" Üsteğmen Berat Bozkurt'un sorusuyla gözlerini ona çevirdi.
"Albay gelince öğrenirsiniz çocuklar. Biraz sabredin.!" Sinirli sesiyle tim birbirlerine baktı. Komutanları kolay kolay sinirlenmezdi. Yıllardır bu mesleği yapmanın avantajı olarak sakinliğini korumayı uzun zaman önce öğrenmişti. Şimdi bu sinirinin sebebini kimse anlamamıştı.
GürTürk timinin, tim komutanı Kartal diğerlerine susmalarını işaret etti. Komutanları sinirliyse eğer gerçekten kötü bir şey olmuş olmalıydı. O yüzden onların üstüne düşen Albay'ı beklemekti.
Beş dakika kadar sonra Albay'ın içeri girmesiyle hepsi ayağa kalkıp selam durdular. Albay'ın emriyle tekrar yerlerine oturup, onun ağzından çıkacakları merakla beklemeye başladılar.
"Yeni göreviniz, Gizli Görevde olan askerimizi geri getirmek."
"Rehin mi alındı komutanım.?" Kartal'ın sorusuyla Albay güldü. Rehin alınmak ve Efruz aynı cümle içinde geçince çok komik oluyordu çünkü.
"Hayır asker. Saklandı."
GürTürk timinin gözlerinde şaşkınlıkla daha çok güldü Albay. Ah bu kızı bu askerlere tanıtmak epey bir zor olacaktı.
"14 ay önce görev için dağa çıkan bir askerimiz var çocuklar. Zamanında kapanmış olan dosyayı tekrar aktif hale getirdik ve ilk görev ona verildi. Yalnız Kurtların ilk askeri o oldu. Geçtiğimiz ay görevi bitti fakat hala geri dönmedi. Nerede olduğuna dair bir fikrimiz yok. En son konumu Balkaya dağı. Oraya destek mühimmat bırakıldı. Fakat ondan sonrasından haberimiz yok. Sizin göreviniz o dağa gidip onu bulmanız. Çok zor olacak. Kızmayın ama hepinizden çok daha iyi çocuklar. Özel olarak yetiştirilmiş bir asker gibi. Duygusuz bir robot gibi. Hedefi haline gelmeyin, dikkatini çekmeyin ve eğer bulursanız nefretini kazanmayın. Üniformalarınızdan sizi tanıyacaktır ve eminim ki zarar vermez fakat siz yinede dikkatli olun. Şimdi gidin ve hazırlanın bu gece yola çıkıyorsunuz. "
Kartal ve timi selam verip odadan çıktı. Hepsi Yalnız Kurtların namını duymuştu. Dosyanın kapandığınıda biliyordu. Bundan 15 sene önce ilk Kurtlar operasyonları bitirmiş ve dosya o sayede kapanmıştı. Geçen seneye kadar böyle bir düşüncede yoktu. Fakat Genel Kurmay Başkanlığı Efruz sayesinde tekrardan aktif hale getirmişti. Tabi kimsenin bundan haberi yoktu. Bu operasyonu bir kaç kişi dışında kimse bilmiyordu. Şimdi ise GürTürk timide öğrenmişti. Muzaffer Yaldız bu time çok güveniyordu. Fakat Efruz bu timi bile alt edebilecek zekaya sahipti.
**********
GürTürk timi hazırlanmış ve helikopterde ki yerlerini almışlardı. Hepsi sırasıyla oturmuş ve görevi düşünüyorlardı. Bu zamana kadar böyle bir görev almamışlardı. Kurtarma görevleri elbette ki olmuştu fakat kurtardıkları kişi normal bir vatandaştı. Bir Sat Komandosu değildi. Hiç birinin aklı almıyordu bu görevi.
"Madem bu asker rehin değil, niye kendi gelmiyor aq." Salih'in sitemli sesiyle timdekiler kafa salladı. Haklılardı. Bu asker neden saklanmıştı ki.?
"Bilsem aq. Verdiler bir konum saldılar bizi çayıra. Göreve bak. Şerefsiz avlamıyoruz, tam donanımlı bir asker arıyoruz. Bide Dikkatli olun diyorlar lan. Şaka gibi." Berat'ın siniri diğerlerini güldürmüştü. Gerçekten Albay ilk defa bu şekilde uyarmıştı onları. Bu zamana kadar olan görevlerde sadece dikkatli olmaları söylenir başkada bir şey söylenmezdi. Oda çatışacakları içindi. Ama şimdi bir askeri almaya gidiyorlardı ve yinede dikkatli olmaları konusunda üstüne basa basa uyarılıyorlardı. Hiçbiri bu duruma anlam verememişti. Onlar bordo bereliydi. Aldıkları eğitimler dudak uçuklatacak cinstendi ve karşılarında kim varsa Albay bordoları bile ciddi bir şekilde uyarma gereği duymuştu.
*******
Yarım saatin ardından Balkaya dağına iniş yapmışlardı. Gece olduğu için hepsinde gece görüşü vardı. Kasklarında ki ufak aleti gözlerine doğru indirip sırayla helikopterden atladılar. Hepsi plana göre ilerlemeye başlamıştı. Bu sırada Efruz helikopterin sesini duymuş ve hazırlanmaya başlamıştı bile. Onu almaya geldiklerini tahmin ediyordu. Fakat onu aramaya geldiklerini tahmin etmiyordu. Sırt çantasını sırtlandıktan sonra kamuflajlarını giyip tamamen kuşandı. Kaskında ki gece görüşünü takıp, mağaradan dikkatle çıktı.
Helikopter havalanmış ve askeriyeye yola çıkmak üzere gidiyordu.
"Hay sikeyim bu ne.!" Efruz'un sessiz sitemini elbette ki kimse duymamıştı. Helikopterin havalandığını gördüğü içindi bu hali. Madem bu helikopter onu almaya gelmemişti, ne bok işi vardı burda.
Sıkıntıyla olduğu yerde dikilirken, bir kaç metre ötesinden gelen çıtırtıyla gizlendi. Kimdi şimdi bu.?!
Sessiz çıkarmamaya dikkat ederek gelen kişinin arkasında kalacak şekilde ilerledi. Gördüğü kişiyle sırıtıp yerinde dikleşti. Bu adam bir Türk Askeriydi.
"Pişt."
Ona seslenmesiyle, Emre hızlıca arkasını dönüp seslenen kişinin üstüne atlamıştı.
"Ulan ne yapıyorsun.!"
Efruz ne kadar konuşmaya çalışsada Emre'nın umurunda değildi ve onu etkisiz hale getirmeye çalışıyordu. Eh hata yaptığını, kendisi etkisiz hale geldiğinde fark edecekti.
Efruz, üstünde ki adamı sert hamleyle yere ittirip, göbeğine oturdu. Yüzüne sert olmasada onu afallatacak şekilde yumruk atıp, elinde ki silahı aldı.
"Manyak mısın oğlum sen.?!"
Bir yandan konuşuyor diğer yandan Emre'nin o güzel yüzünü dağıtıyordu.
Ayak sesleri yaklaşırken Emre'ye son kez yumruk atıp göbeğinden kalkarak koşarak uzaklaştı. Demek onu yakalaması için bir tim ayarlanmıştı. Eh kendileri bilirlerdi.
Efruz en hızlı şekilde onlardan uzaklaşmış ve kimsenin onu bulamayacağı şekilde gizlenmişti. Ah komutanı gerçekten sinir bozucu bir hamle yapmıştı.
Gelecekti işte. Neydi bu tim gönderme işleri.
Tamam emir geleli 1 ay olmuştu fakat o başladığı işi yarım bırakmazdı. Eğitimlerde bu öğretilmişti. Savaştığı yerde kazanıyordu.
*******
GürTürk timi Balkaya dağlarını ne kadar gezselerde askerden bir haber yoktu. Emre'nin dudağında ki ve kaşında ki ufak yarıklar kabuk bağlamıştı. Onu o halde ilk bulan Teğmen Onur'du. İlk önce ne olduğunu anlayamamış, anladığında ise kocaman gülmüştü. Bordo Bereli Üsteğmen Emre Kılıç, aramaya çıktıkları asker tarafından dayak yemişti. Hem Emre'nin anlattığına göre o asker kendilerine göre daha kısaydı. Ona rağmen yüzüne yediği yumruklardan kurtulamamıştı. Kimdi bu asker.?
Albay'ın emriyle geri dönmüş ve toplantıya gitmeden hazırlanmak için odaya çekilmişlerdi.
"Muzaffer komutan sıçacak oğlum ağzımıza. Hayatımızda bir ilk yapıp elimiz boş döndük lan görevden. Umarım askerliğimizi falan yakmaz."
Berat'ın haklı isyanını diğerleri onayladı. Berat haklıydı. İlk defa elleri boş dönmüşlerdi. Bu görev diğerlerinden farklı olabilirdi fakat bi askeri bulmak neden bu kadar zor olmuştu.? Hatta neden imkansız olmuştu.?
Toplantı odasının önüne geldiklerinde kapıda Albay ve Yarbay'la karşılaşmışlardı. Hepsi selam duruşuna geçmiş ve Albay'ın sert yüzüne bakıyorlardı.
"Ağzınıza sıçayım sizin." Muzaffer komutanım tıslamasıyla Salih gülmemek için kendini zor tutmuştu. Yüzünde ki ifade görülmeye değerdi gerçekten.
Kapıyı açıp içeri girdikleri sırada Albay durmuş karşısında ki kadına bakıyordu.
İşte aradıkları kişi şuanda buradaydı. Alnı yarılmış, yanağı morarmış ve bileği sargılı bir şekilde baş köşede oturuyordu.
"Beni arıyormuşsunuz komutanım."