Burak serseri bir yürüyüşle bizim yanımıza geldiğinde Murat'ın bakışları ona dönmüştü. Daha sonra Murat ile kısa bir bakışma yaşadık. Bu bakışma Burak yanımıza gelip konuştuğunda son bulmuştu.
"Selam."
Bizimkiler onu tanımadıkları için bir süre öylece bakmışlardı. İlk konuşan Metin olmuştu.
"Selam?"
Burak Murat'ın yanına oturup elini sırtına vurdu.
"Naber eski dostum?"
Kaşlarımı hayretle yukarı kaldırdım. Dün Murat'ı ellerinin arasına alıp tek seferde öldürmek isteyen bakışları gitmiş, sanki yanındaki çok sevdiği bir arkadaşı gibi bakışlar gelmişti gözlerine.
"Bu kim Murat? Bizi tanıştırmayacak mısın?"
Serkan'ın sorduğu soruyla Murat boğazını temizlemiş, ardından da Burak'ın gözlerinin içine bakarak konuşmuştu.
"Bu benim, arkadaşım Burak." Bakışlarını bize çevirdi. "Uzun zamandır görüşmüyorduk."
"Memnun oldum." dedi İpek.
Burak kafasını sallayıp İpek ile göz göze geldi. Ve sanki gözlerinin içi parlar gibi olmuştu. O parlaklığı gördüğüme yemin edebilirdim.
Boğazımı temizleyip ikisinin arasındaki bu bakışmaya bir son verdim. Burak arkadaşımdan uzak durursa iyi olurdu. Onun İpek'in aklını karıştırmasını istemezdim. İpek insanlara kolayca güvenen biriydi ve onun üzülmesini de istemezdim.
İkisinin arasındaki bakışmayı anlamamak için salak olmak gerekiyordu. Özellikle de Burak'ın bakışları.
Mehmet abi hepimize soda getirip Burak ile tanışmış, arada sırada onun da uğramasını söylemişti. Açıkçası sinirlenmiştim. Daha Burak'ı tanımadan etmeden nasıl bu kadar samimi duruyordu ona karşı?
İçimden neyse diye geçiştirip sodamı yudumladım. Murat'ın ikide bir bana bakması sinirimi bozuyordu. Her baktığında ya dil çıkartıyordum, ya da göz deviriyordum.
Bora hâlâ o gözlerini alamadığı kızla sohbet ediyordu. Serkan ve Leyla kafede kalmayı tercih etmişlerdi. İpek, Burak, Metin, Murat ve ben oradan ayrılmıştık. Boş boş yolda dolaşırken yapacak bir şey bulamıyorduk.
Murat gülümseyerek yanımda yürüyordu ve kafeden çıktığımızdan beri bilerek elini elime sürtüyordu. Bende ona inat ellerimi cebime sokmuştum. Sonra da zafer kazanmışçasına gülümseyip baktım ona.
"Ee ne yapıyoruz?"
Burak'tan gelen soruyla Metin çenesini sıvazlayıp düşünür gibi yaptı. Yorgundum ve sanırım onlara eşlik edemeyecektim.
Tam da bunu dile getirecekken, yanımızdan geçen iki kızın gülüşerek ve fısıldaşarak Murat'a baktıklarını gördüm. Bakışlarımı Murat'a çevirdiğim de kızları fark etmediğini anlayınca sevinmiştim nedense.
Bir cesaret elimi cebimden çıkarıp Murat'ın elini tuttum. Parmaklarımı parmaklarına dolayıp kızlara en pis bakışlarımdan yolladım. Yüzleri düşmüştü. Murat'ın tuttuğum elinden gerildiğini hissedebiliyordum. Kafamı kaldırıp ona baktım. Şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Diğerlerine fark ettirmeden birleşik olan ellerimizi gizledim.
Biraz daha yürüdükten sonra elini hâlâ bırakmadığım aklıma geldi. Tam elimi geri çekecekken kulağımda Murat'ın nefesini hissettim.
"Amacın kalp krizi geçirmemi sağlamaksa, bravo. Başardın.."
Diğer elimi tutup kalbinin üzerine koydu. Gerçekten de çok hızlı atıyordu. Kaşlarımı çattım. Şuan benim de kalbim böyle atıyordu. Kalbimin göğüs kafesime olan vuruşlarını çok iyi bir şekilde hissedebiliyordum. Ve bu çok saçmaydı.
Murat'ın heyecanını anlıyordum ama ben neden heyecan yapmıştım?
Metin'ler yürümeye devam ediyordu ama biz olduğumuz yerde durmuştuk. Gözlerimiz bir türlü ayrılmıyordu. Diğerleri her an fark edebilir diye zar zor da olsa kaçırmıştım gözlerimi. Ellerimi çekip tekrar cebime koydum ve onlara yetişmek için adımlarımı hızlandırdım. Neyse ki koyu sohbetlerinden dolayı yokluğumuzu bile fark etmemişlerdi.
Murat da geldiğinde artık gitmem gerektiğini düşünüyordu. Onlar kendilerine bir plan yapmışlardı çoktan. Ama benim hiç keyfim yoktu. Üstelik daha eve gidip bu heyecanımın nedenini sorgulamam gerekiyordu.
Yarın annemlerin döneceği aklıma gelince gülümsedim. Ne de çok özlemiştim onları.
"Gençler bana artık müsaade. Siz takılmanıza bakın. Benim hiç keyfim yok."
İpek ve Metin biraz mırın kırın etse de bir şekilde onlardan kurtulmuş, ve eve doğru adımlamaya başlamıştım. Yaklaşık on beş dakika yürüdükten sonra arkamdan gelen araba korna sesiyle kaşlarımı çatarak oraya döndüm.
Beyaz bir araba, ve arabanın şoför koltuğunda Murat. Acaba hakkında daha neler öğrenecektim?
Metin'lerin yanından ne zaman ayrıldı da geldi bu?
Arabadan inip yanıma geldi ağır adımlarla. Gülümsüyordu. Elini tuttuğum aklıma gelince bakışlarımı kaçırmıştım. Bir daha cesaretime yenilmemem gerektiğini kafamın bir kenarına not aldım.
"Bu araba senin mi?" diye sordum.
"Evet matmazel." dedi ve eliyle kendisini gösterdi. "Prensiniz evinize kadar size eşlik edecek."
Gülmüştüm. Neden bilmiyorum ama, Murat'a karşı olan bütün kızgınlığım, öfkem hiç bir şeyim yoktu. Son iki gündür onun yanına ne zaman yaklaşsam heyecanlanıyordum.
"Peki," diye mırıldandım ve elimle kendimi gösterdim. "Prensesiniz bundan memnuniyet duyar."
Hem yüzü hem de gözleri gülüyordu. Bir cümlemle onu bu kadar mutlu edeceğimi hiç düşünmezdim. Ama sanki, sevindiğini görmek beni de sevindirmişti.
"Bavulunu da getirdim." dedi. "Karavanda unutmuştun."
"Teşekkür ederim."
Bugün kendime baya şaşırmıştım. Mesela Murat'ın elini niye tuttum ki ben? Kızların ona bakması neden umurumdaydı?
Kıskanıyor muydum?
Yok canım. Ne alâka şimdi? Kıskanmak falan. Çok saçma. Ben niye kıskanayım ki onu? Bana ne ondan ya?
Kıskanmıyorum ben ya!
Ya da kıskanıyor olabilir miydim?
***
S.D.