Kahvaltı sessiz bir huzursuzluk içinde geçiyordu. Ateş’in çalışma odasında annesine karşı söylediği sert uyarıdan sonra, kadın ağzını açmamıştı. Sessizliği bir cezalandırma yöntemi gibi kullandığı belliydi ama sofradaki diğerleri bu gerginliği görmezden geliyor gibiydi. Ya da alışmışlardı. Halil Ağa’nın ağırbaşlı varlığı masanın etrafında bir nevi otorite sağlıyordu. Erkekler, günün ilerleyen saatlerinde yapılacak toplantının detaylarını konuşmaya başlamışlardı. Ateş’in büyük kardeşinin adının Asaf olduğunu o an öğrenmiştim. Geniş omuzlu, soğukkanlı bir adamdı; ses tonu dikkat çekiciydi ama bakışlarında keskin bir yargı vardı. Tüm kardeşlerin gözleri kahverengi olmasına rağmen hiçbiri Ateş'inki kadar açık tonda değildi. Ateş'in bakışları bile ateş gibiydi. Tam da ismi gibi... Asaf, ağal

