Bölüm 6

1126 Kelimeler
"Hadi ama Duru!" "Gelmem. Olmaz. İstemiyorum ben ya!" dediğimde "Efe bekliyor ama." diyerek ofladı Çağla. "Adam zarfa senin ve benim adımı da yazmış hem. Özellikle davet etmiş. Ayıp." "Bana ne." dedim omuz silkip. Görmek istemiyordum o sapık herifi ben. Evet, isteyerek sarhoş olmuş ve fazla istekli olmadan da olsa itiraz etmeden onunla gitmiş olabilirdim, ama bu demek değildi ki bir sevgilisi varken istediği her kızı yatağa atabilecek! Zihniyetsiz, pis herif! Sakince "Durucum. Efe'ye tamam dedin." dedikten sonra bağırmaya başladı. "Giyinsene artık!" "Ne yapayım? Ha? Ne yapayım? Öküz gibi korkutucu ses tonuyla tabii ki de geliyorsun dedikten sonra hayır mı diyeyim yani ona? Ölmemi mi istiyorsun sen?" Bir süre bana bakınca "Ağlamaya başlarsan asla gelmem." dedim. Her ölüm lafı geçtiğinde ağlaması anlamsızdı. Herkes ölüyordu sonuçta. Tamam. Burdan bakınca ben de biraz acımasız, biraz cani, biraz uyuz bir tip gibi görünebilirdim. Aslında, kesinlikle öyleydim. Ölümün ne kadar acı olduğunu bile bile yaşatmak istiyordum bunu onlara. Ama benim elimde değildi ki olan biten hiçbir şey. Evet. Ölüyordum. Gidince zilde yazan adımın acı vereceğini, ağlamamak için dudaklarını ısıran Efe'nin acısı geçtikten sonra dudaklarının ağrısından yemek yiyemeyeceğini, mezarıma çiçekler dikerken Çağla'nın onlari gözyaşları ile sulayacağını, selâm verildiği andan sonra duyacakları her selâda ikisinin de kalbinde oluşacak olan boşluğu ve ağrıyı, ben her şeyden habersiz ve acılarımdan kurtulmuş bir biçimde huzurla uyurken onların uykularının belki ve keşkelerle haram olacağını bile bile ölüyordum. Ölmek, kolaydı giden için. Asıl kalanlar giriyordu o tabuta, bunu da biliyordum. Ama elimden gelen hiçbir şey yoktu. Biraz acı çeker, bir kaç gün ağlar, sonra alışırlardı. Her şey gibi, geçerdi bu da. "Ağlamıyorum." dediğinde, gözleri dolmuştu aslında. Her zamanki gibi zorla zapt ediyordu gözyaşlarını içeride. Bu da onun zayıf yönüydu, herkes gibi nefret ettiği. "Ama lütfen hazırlan. Efe gelecek bak." "Of be! Tamam." Ayağa kalkıp odama geçtim mecburen. Altı üstü piknikti, pijamayla da giderdim ben. Zaten giyeceğim şey de eşofmandı. Bana neydi bilmem hangi şirketin bilmem kaç dil bilen patronları geliyorsa? Onlar da evde eşofman giymiyorlar mıydı yani? Sonuçta Levent de evimize gayet spor bir şekilde giyinerek gelmişti. Lanet giresice! İsmi bile antipatikti.. Efe arayıp da, Çağla "Hadi Duru." dediğinde odadan çıkmış ve utanmasa nişan elbisesi giyip çıkacak olan Çağla ile bakışmıștım bir kaç saniye. "Bana o kareli, eşofman tipli pantolon ve gri tişörtün ile pikniğe gelmeyeceğini söylemek ister misin?" "Aslında, üzerindekinin elbise olduğunu söylemek istiyordum tam olarak." Tek kaşını kaldırıp bana baktı ve "Bu zaten bir elbise." dedi. "Bu tür yerlere giderken giyilen, salaş tarzda. Altına da sandalet giyilen. Anlıyor musun?" "Evet. Bak bu da pantolon, altına spor ayakkabı giyilen." dediğimde gülerek iki yana salladı başını. "Bu kadar zıt olup, mükemmel anlaşıyor olabilmemiz, bence kesinlikle kaderin siz ne anlarsınız ezikler deme şekli olabilir." "Bence senin insanları çok sevmenden kaynaklanıyor da olabilir. Aksi takdirde, asla sevilesi bir insan olduğumu savunmuyorum." "Giyin hadi pantolonunun altına giyilen şu mükemmel spor ayakkabılarını çabuk." dedi, gülerken. "Efe birazdan binayı ateşe verecek, çıkmamız için." Ben ayakkabılarımı giyinirken, "Şunu da." adı altında küçük bir bavul gibi görünen çantayı tıka basa doldurmuştu Çağla. "Tekerleklisi daha kolay taşınır aslında." diye dalga geçtiğimde, sandaletini giyindi ve doğruldu, çıkıp kapıyı kilitlemek için. "Çok bir şey almadım. İlaçların, su, ikimize de hırka, e akşam serin olur yani. Gözlüklerimiz. Şapka!" dedikten sonra kafamda olan şapkaya bakıp "Tamam, takmışsın." dedi ve ben çekiştirerek çıkarana kadar konuşmaya devam etti. Hadi hadi diye diye başımın etini yiyip, çıktığım an onu çekiştirmeye başlamam her zaman vazgeçilmezimiz ve her zaman oldukça komikti. Önümüzde duran araba kornaya basarken, Efe ve yanındaki Levent'i görmem çok da uzun sürmedi. Kusarım ben o arabaya, demedi demeyin! "Bu nerden çıktı ya!" "Sezeryan olabilir. Bi ölü balık gibi bakıyor arada. Fazla narkozun yan etkisi falan." dediğinde kahkaha attım ve "Asla yanıltmıyorsun." diyerek Çağla'nın omzundaki çantayı alıp bagaja atan Efe'yi seyrettim. "Selam." "Selam." Ne? Tabi ki de Çağla karşılık vermişti. "Duru! Hani nezaket kuralları denen şeyler vardı canım." "İyi be! Aleyküm selam." dediğimde, sinirle bana dönmüş ve ben gülmemek için kendimi zor tutarken, Efe tarafından açılan kapı ile birlikte arabaya binmisti. Allah'ın selamını vermiştim işte. İmana gelirdi şerefsiz! ******* " Herkes eğleniyor. Sen neden buradasın?" Derin bir nefes alıp, sesli şekilde geri verdim. Başımı sağa sola yatırırken, hâlâ bir cevap bekliyordu benden. Arkadaş, sevgilin iki adım ötede, gitsene ona! "Çok pardon da, sana ne!" "Neden her seferinde tersliyorsun ki beni? Ne yaptım sana ben?" "Bir şey yapmış olmaman, terslemeyeceğim anlamına gelmez. Rahat bırak beni." "Oturuyorum işte şurada. Neden sürekli kovuyorsun ki beni?" "Sen neden sürekli soru soruyorsun peki?" dediğimde güldü ve biraz daha yaklaştı bana. "Patron matron dinlemem, çakarım tokadı herkesin içinde bak. Siktir git lan!" Güzellikten anlamıyorsa, bundan anlayabilirdi belki. Evet, bir önceki cümlelerim güzel olanlardı. Ve bir sonraki aşama da uçan tekme olabilirdi. "Konuşmak istemez misin? Sen bana neden bu kadar kötü davrandığını anlatırsın, ben de sana o gece olanları." Hızla ağzını kapatıp "Kes lan sesini!" dedim. "Biri duyacak şimdi. O gece olanlar umurumda bile değil, anladın mı?" Cık diye bir ses çıkarttığında, sıktığım yumruğu gözüne indirmemek için zor tutarken kendimi "Son kez söylüyorum." dedim. "Ben unuttum o geceyi falan. Öğrenmek gibi bir niyetim ya da merakım da yok. Şimdi siktir!" "Neden küfür ediyorsun sürekli? Ne kadar ağzı bozuk bir kızsın sen böyle?" "Küfürsüz konuşmam için, fazla vay anasını sikeyimlik bir adamsın. Özür dilerim." Tekrar kahkaha attığında gözlerimi devirdim ve "Hadi, ikile artık." dedim sinirle. "Bak, küfürü de azalttım bi tık. Sevgilin bize bakıyor dik dik. Gelip bir laf edecek, Efe duyacak, olay çıkacak. Hastanesiydi, emniyetiydi, avukatıydı, morguydu falan. Uğraştırma beni. Hadi abisi." "Bir saniye. Ne sevgilisi?" "Sabah evine gelen kız işte oğlum. Bin tane laf soktu, saçma sapan şeyler söyledi. Sevgilisiyim dedi. Tamam, geceden kalmaydım falan ama, şizofren de değilim çok şükür. Bak gelecek şimdi, tanıyacak beni, ters bir laf edecek. Sinirli insanım ben. Hadi." dediğimde "İnanmazsın ama ben de!" diyerek ayağa kalktı ve kıza doğru yürüdü. Gözlerindeki ateş, dışarı çıkabiliyor olsa, kız çoktan küle dönmüş ve hafif esen rüzgara karışmış olabilirdi. Neye kızmıştı acaba tam olarak, bu kadar. Kolundan tuttuğu kızı yanıma getirirken" Ne yapıyorsun sen?" diye sordum dişlerimin arasından. Efe gelecek diyordum. Görürse ebemizi siker diyordum. Nesini anlamıyordu bu arkadaş acaba tam olarak? "O benim sevgilim falan değil. Asla da olmadı. Konuşmak ister misin..?" "Ben.. E-evet. Olmadı öyle bir şey. Ama.." dediğinde "Ve asla olmayacak da." diyerek sözünü kesti. "Kendisi iş ve en yakın arkadaşımın kuzeni. Bu yüzden aynı yerde çalışıyoruz, şu andan itibaren mecburen." Sinirli bakışlarını ona diktiğinde, o bakışın odağında olmadığım için memnundum. Kız gittiğinde bana döndü ve "Şimdi anlaştık mı?" diye sordu sakince. Az önce yedi kaplan gücünde olup ortalığı yakıp yıkmaya meyilli olan o değilmiş gibi. " Yo." dedim omuz silkip. "Hâlâ inceden bir küfürsever halin var." "Evet. Ama en azından sevgilim yok. Yani, sen olabilirsin." Gözlerimi şaşkınlıkla açıp, eş zamanlı olarak açılan ağzımı da kapattım ve ayağa kalkıp yaklaştım ona. Efe ve Çağla geliyor olduğu için zoraki gülümsedim ve yaklaşıp sessizce fısıldadım. "Siktir!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE