KAÇIŞ/ Kilise

1135 Kelimeler
* Acı tat denk geldiği her yeri kasıp kavuruyordu. Dilimin ucunda bile ayrılığın tadı baskındı. Bu baskınlık arasında nefes almaya çalışmam, yanımda oturan adama duyurmadan halletmeye çalıştığım bir şeydi. Ve soluklarım aynı tadın handikabında tıkanmaya devam ediyordu. İyisi ile veya kötüsü ile yaşadığımız her hissin bedenimizde canlandığı bir bölge olduğuna inanıyorum. Hiçbir zaman ruh ve beden ikilisinin birbirinden ayrı hareket edebileceği aklımın ucundan geçmezdi. Çünkü ikisi birbirinin içerisinde o kadar geçmişti ki, deriyi de ruhu da gözlerin aynısından görmek mümkündü. Karanlığın arasına düşen ışık süzmelerinin bir bir kayıp düşmesi, kulaklarımın ardından cam parçalarının yere düşüp parçalanma sesinin yankılanmasına neden oluyordu. O, duymuyordu belki ama her düştüklerinde kırıklardan yükselen çatırtılar kulak zarımı delebilecek kadar kuvvetliydi. Beden ve ruh ikilisinin birbirinden ayrı hareket ettiği an, insanın kendiyle savaşa tutuştuğu an olduğunu ömrümün son birkaç gününde öğrendim. Bu son birkaç gün, bedenimi o kadar ağır kırbaçlar olarak inmişti ki o inen kırbaçların etkisi kanayan ruhumdan çok daha hafifti. İşin garibi ise benim ruhumu yaralayan, hızla inen kırbaç darbeleri değil dudakların arasından çıkan birkaç basit kelamdı. Evet ruhumu derin bir sızı ile sızlatan şeyin adı kelimelerdi. Aynı yaraları hızla kapatma gücüne sahip olan şeyin adı da aynı kelimelerdi... Bu adamın dudakları arasından düşen ve daha yere yapışmadan ruhuma zam gibi tutuşan o kelimelerin oluşturduğu hortum o kadar kuvvetliydi ki, bazen bedenim ve ruhumdaki her şey birbirine giriyor, savruluyor ve büyük bir enkaza dönüşüyordu. Ama Bazen ise o kadar ağır yıkımlara rağmen yeni bir hortum, bozulan her şeyi ince bir ayarda tek tek yerine yerleştiriyordu. Beni arada bırakan bu durumun muhatabı daima aynı kişiydi. Ammar.. Şu an yine ruhum ile bedenimin birbiriyle kavgaya tutuştuğu nadir anlardan birinde idim. Bedenimin içerisinde mükemmel bir hortum her şeyi birbirine katacak kadar hızla savururken, ruhumun içerisinde nereden geldiklerini bilmediğim birkaç kelebeğin uçuşunu hissedebiliyordum. Ve uçlarındaki her kanat çırpış midemde tarif edemeyeceğim bir gıdıklanma hissi uyandırıyordu. Küçük bir çocukken yüksek bir kasisten hızla geçmişim gibi midem bir anda yukarı çıkıp aşağı iniyordu. Ben bu hissi çocukluktan beri çok severdim. Hatta bazen yol boyunca tek bir kasisten gelebilmek için olağanüstü bir dilek dileme seremonisi başlatırım ve annem bunu bildiği için beni geçirdiği birçok yolda arabasını bile bile kasislere denk getirirdi. Şimdi ise ne kasis vardı, ne de araba... Bir adam sadece birkaç saat önce ruhumu koca bir hortumla yerle bir etmiş, şimdi ise aynı ruhta kanat çırpışı midemde hareketlenen yeni kelebekler uçuruyordu. Hepsi aynı anda, aynı yerde ve nutkumu kesecek kadar, sersemletecek bir kuvvet de oluyordu. O fark etmiş miydi bilmiyorum ama gözbebeklerimin etrafında dolanan kelebeklerin kanat çırpışını dikkatli baktığı an görebileceğine adım kadar emindim. Gözbebeklerimin içerisinden bile görülebilecek kanat çırpışları varken, hortum kemiklerimi kırabilecek kadar sertti. Çünkü aynı saniyelerde hem kelebekler uçuşuyor hem de sert bir gerçek suratıma suratıma çarpıyordu. Bu hem ilk, hem de sondu... Bu kavruk tenli adam, sadece birkaç saat sonra hiç karşıma çıkmamış gibi ardımda kalacaktı... O, bunun aksi bir yolu olabileceği seçeneği üzerinde dursa bile bana dayattığı şüphe tohumları arasında onun yanı başında bekleyen olmak kaldırabileceğim bir şey gibi durmuyordu. Gitmek de ağır bir seçenekti ama kaldığım vakit, her kötü ihtimalde istenmeyen ve zorla kalan olduğumu hissedecek olmanın ağırlığı çok daha başkaydı. Ve ben bunu kabul edebilecek kadar kuvvetli değildim. O da bunun çok iyi farkında olduğu için cümlelerini tamamlarken hem ilk, hem de son olduğumu söylüyordu... Gerçekten hem ilk hem de sondu. Cümlesini söyledikten hemen sonra hiçbir şey konuşulmamış gibi yeniden kendi cephesine çekilmişti. Onun çekildiği o köşede, ben kendi iç muharebem ile baş etmeye çalışıyordum. Hem kendime saldıran kendim, hem de onun yanımdaki varlığı ile savaşıyordum. Ve bu savaşın ne olursa olsun asla kazananı olamayacağımı çok net görebiliyordum. Çünkü kendimle verdiğim hiçbir savaşta bir zafer elde edemezdim. Kazanılan bir şey olsa bile, daima bir tarafım yenik ve bir yanda dizleri üzerine çökmüş başka bir kendim ile baş başa kalacaktım. Onun olmadığı ve onun olabileceği bütün ihtimallerde sonuç aynıydı. Ben hep kazansam bile sonunda bir yanım daima yenik, daima yere düşmüş ve dizleri kanamış şekilde bertaraf olmuş olacaktım. Elimdeki peçe uzun bir serüvenin sonunda kazandığım kıymetli bir hazine gibiydi. Ben elimde tuttuğum bu tül parçasını hiçbir zaman kolay elde etmemiştim. İslam'ın koca bir yafta olarak yüzlere sürüldüğü, Müslümanlığın büyük bir hakaret kabul edildiği topraklarda büyümüştüm. Yanı başımda duran her Müslüman bir insandan ne kadar aşağı görülebilir ise o kadar insancıl olmayan gözlerle görülüyordu. Bana anlatılan ve doğan bütün çocuklara anlatılan şey buydu. Biz hiçbir zaman bir Filistinliyi ve onun dinini ele avuca sığabilecek bir kıymette tutmazdık. Onlar bizim için daima oyun oynanması gereken, bulunduğu ilk noktada gırtlaklarına yapışılabilecek statüde idiler. Ben ise bu kadar vahşi duyguların yöneltildiği o cephenin bir bireyi olmayı istediğimi söylemiştim, herkesin gözlerinin içine bakarak... Bunu söylediğim an, yolumu onlardan ayırmak için mükemmel bir mücadele ile karşılaştım. Devamlı tehdit ve akla gelemeyecek yöntemlerle vazgeçirmeye çalışıldım. Benim tesettürüm bir İsraillinin evinin ortasına düşebilecek en büyük bombaydı. Ben o bombayı o kadar beklenmedik bir anda patlatmış ki, bana değen her bakışta patlama biraz daha hasar ve biraz daha enkaz oluşturmuştu. O nedenle elimde tuttuğum şey bir bezden, saçımı kapattığım bu çarşaf bir örtüden çok daha fazlasıydı. Tesettürüm benim en büyük adanış hikayemdi... Önümde herhangi bir ayna, bakabileceğim herhangi bir yansıma yoktu ama buna rağmen elimdeki peçeyi öpüp kokladıktan sonra kıymetli bir hazinenin elde salınışı gibi alnıma götürdüm. Peçeyi arkadan bağladığım zaman Burnumun altı kaşlarımın üzeri yeniden karanlık bir örtünün himayesinde idim. Ve bu himaye içimdeki bütün huzursuzluğu bir anda bertaraf etmişti. Özlem duyduğum şey, yeniden korumamdı. Çok daha iyi, çok daha güvende hissediyorum. Her ayetin ağırlığı buram buram ruhuma dağılıyordu. Ben kendime karşı olan savaşımı, yüzüme geçirdiğim zırhla yeniden kazandığımı kendime ispat ediyordum... ... Bilmem ne kadar sürecek bir vakit geçirdik ama gün, soğuk bir mavilik gibi şehrin içerisinde düşmüştü. Işıkların o loş aydınlatması yerine gündüzün ferah aydınlığı yayılmıştı etrafa ve filmli camın arkası çok daha net, çok daha pürüzsüz gözüküyordu. Bitişe doğru giden her tekerlek dönüşü ve benim kapanan çehrem birbiri ile mükemmel bir uyum halindeydi. Huzurum yerli yerinde olsa dahi ayrılığın çalan çanlarını kulaklarımın içerisinde, beynime vura vura hissedebiliyordum. Sonun En sonuna doğru giderken ardımda bıraktığım hayat puslu bir filmden başka bir şey değildi... Ben ne bir ailenin ferdi, ne bir sevginin ürünü, ne de güzel günlerin mutlu bir yad edicisi değildim. Arkamda bıraktığım şey puslu, sisli ve bulanıktı. Buna hayat diyebilmek için elimde geçerli hiçbir kanıtım yoktu. Filmli camın ardında kalan hayatın kenarından kenarından mavi bir soluk görüldüğünde, limana doğru geldiğimizi fark ettim. Bir kaç saat sürecek deniz yolculuğunun iyot kokusunu şimdiden genzimin derinliklerinde hissedebiliyordum. O tuz kokusunun ağır tadı ayrılığın ve yalnız başınalığın kavruk tadı ile birleşiyordu. O kadar ağırdı ki, büyük bir koruma hissettiğim suratımın arkasında bir an mideme doğru yükselen o acı tadı geri yutamayacağımı sandım. Acı tat denk geldiği her yeri kasıp kavuruyordu. Dilimin ucunda bile ayrılığın tadı baskındı. Bu baskınlık arasında nefes almaya çalışmam, yanımda oturan adama duyurmadan halletmeye çalıştığım bir şeydi. Ve soluklarım aynı tadın handikabında tıkanmaya devam ediyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE