2. Bölüm

1606 Kelimeler
Kollarımı tutan ellerine baktım ve söyledikleri birkaç kez yankılandı kulaklarımda. Anladığım şey beni korkuturken sustum. Dillendirirsem bambaşka yerlere gitmesinden korktuğum için sustum. Konuyu değiştirmek adına "Agah abi." Dedim ellerine bakarak. "kollarım acıyor." Yalandı. O kadar sıkı tutmuyordu bile ama ben başka kaçış noktası bulamadım o an kendime. Gözleriyle uzun uzun süzdü beni. Sonra kollarını yavaşça serbest bıraktı. Bir kaç adım geri çekilerek önünden çekilmeme olanak sağladı. Bu durumdan yararlanarak hemen yerimi değiştirdim ve kapıya ilerledim. Tam çıkacakken içimde ki korkuyla ona doğru döndüm. "Engin’e söylemezsin değil mi?" Korku dolu bakışlarımı hissedebiliyordu ama rahatlatacak bir cümle kurmadı. "Bir daha görürsem onu yanında, Engin’e bırakacağımı sanmıyorum Eyşan." Tehditkâr sözleri ve hırçın bakışları fazlasıyla tedirgin etmişti beni. Tam kapıdan çıkacakken koridordan gelen Engin’in sesini duydum "Eyşan!" Diye kükrüyordu resmen. Korku ve panikle tuttuğum kapının kolunu bırakırken "Engin!" Dedim. "Engin geliyor. Ne yapacağız şimdi?" Benim korku dolu, tedirgin hallerime karşı oldukça rahattı. Engin bizim ikimizi burada görse onun açısından da büyük bir problemdi bu. Yanlış anlaşılabilecek bir durumdu. Bunu umursamadan rahat bir tavırla bana doğru ilerleyerek tekrar kollarımdan tuttu ve kapının arkasına itti beni. Ne yaptığına anlam veremiyordum. Bakışları çok derindi. "Korkma." Dedi beni rahatlatmak ister gibi. "Ben halledeceğim" sesi oldukça sakindi ama hiç rahat değildim. Gözlerimi kapatıp içimden bildiğim tüm duaları okumaya başladım. Son kez bana bakıp kapıyı açtığında iyice gerilerek duvara yaslandım. "Hayırdır?" Dedi Agah, Engin’e. Engin’in hızlı solumasını kapının arkasından duyabiliyordum. Resmen ateş atıyordu. "Eyşan yok ya." Dedi tiz sesiyle. "2 dakika Pınar ile ilgilenirken gözden kaçırmışım. Kimsede görmemiş. Sen gördün mü?" Diye sordu. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Gözlerimi kapadım. Agah abi bir kaç saniye sessizleştikten sonra yaslandığım duvarda iyice sıktım kendimi. "Hayır." Dediğinde büyük bir rahatlamayla açtım gözlerimi. "Belki tuvalete gitmiştir." "Bakmadığım bir orası kaldı zaten. Oraya da bakacağım orada da yoksa elimden çekeceği var." Yoktum orada da yoktum ki. Nasıl toparlayacaktım şimdi ben olayı. Koridorda duyulan ayak sesleri bir iki adım sonra durdu. Sessizliği tekrar Enginin sesi doldurdu. "Sen ne yapıyorsun orada?" İşte şimdi yine gerilmiş duvar ile bütünleşmiştim. Doğru ne arıyordu burada? Kapının arkasında onun cevabını beklerken "Hiç." Dedi tüm soğuk kanlılığıyla. "Migrenim tuttu. Biraz uzanayım dedim." Allah'ım ne kadar kolay yalan söyleyebiliyordu böyle. Sesinde gram titreme yada şüphe yoktu. Bilmese kendisi bile inanırdı söylediklerine. "İyi değilsen eve geç sen abi." Dedi Engin tüm iyimserliğiyle. "Sonra görüşürüz biz. Zaten şu Eyşan ortaya bir çıksın bitireceğim bu akşamı." Dedi sinirle. "Yok iyiyim." Dedi Agah abi. "Kıza da bir şey deme buralardadır.’’ Engin’in adım sesleri yavaşça uzaklaşırken ben de tekrar derin bir nefes verdim. "Çıkabilirsin. " dedi Agah abi bana bakarak. "Bir an önce içeri git. Duydun Engin burnundan soluyor." "Neden acaba?" Dedim sinirle. "Bir de cevap mı veriyorsun sen? Neden burada olduğumuzu gayet iyi biliyorsun!" Baskılı sesiyle dik bakışları altında aynı şekilde ona karşılık vererek odadan çıktım. Kapının kenarından geçerken de saçma bir hareketle kapıya vurdum. Bu yaptığımın hiç bir etkisi yoktu ama o an öyle yapmak geldi içimden. Bu hesap sormasını sindirememiş, tepki veremediğim için içimde patlamıştım. "Bir kızın başına gelebilecek en kötü şeylerden birisi erkek kardeşiyse ikincisi de kesinlikle onun gibi mahallenin abileri." Diye mırıldandım içeri yürürken. Agah abi hemen arkamdan geliyordu. "Söylenme!" Dedi sinirli ses tonuyla. Ellerimi havaya kaldırarak yerimde tepindim "Allah'ım resmen sınanıyorum." Yanımdan geçerken yamuk bir gülüş attı. Sinir bozucu bir gülüş. Peşine takılıp ilerledim. Salona girdiğimde ışıkların hepsi kapalıydı. Etrafıma baktım merakla ve heyecanla. Köşelerde ki lambalar etrafı çok az aydınlatıyordu. Herkes bir yerlere oturmuş, hafif bir müzik çalıyordu. Ben yavaş adımlarla ilerlerken içeride Agah abi Süleyman’ların yanına geçti. Nereye gideceğimi bilemeyip bakılırken kolumun tutulmasıyla sarsıldım. "Neredesin sen?" Dedi Engin dişlerinin arasından konuşarak. Bir şey belli etmemek adına titreyen halimi yok etmeliydim. "Tuvalette." Dedim çıkışarak. "Kaç dakikadır yoksun. Ne tuvaleti bu kadar?" "Dakika mı tutuyoruz girince belli bir dakikası mı var?" Engin kolumu serbest bırakırken kafasını yana çevirerek uzun bir nefes verdi. Gözleriyle Agah abilerin tarafını işaret ederek. "Ayrılmıyorsun annemlerin yanında." Dedi. "Birazdan eve gideceğiz zaten." Şahane! Yine dip dibeydik. Annemlerle Agahların masa yan yanaydı. Kesinlikle çok doğru bir karardı zaten onların yanında olmam. Hele az önceden sonra. Gözlerimi devirerek baktım sadece. İtiraz etme şansı bırakmadan Engin sahneye ilerlerken ben de yavaşça annemlerin yanına doğru ilerledim. O sırada kuzenimizin düğününde Engin rol çalmak ister gibi bir şey yaptı. Ceketinin yakalarını düzeltti ve eline mikrofonu alarak gülümsedi. Titriyor gibi geldi bana. Ben de güldüm onunla. "Ee..." dedi titreyen sesiyle. "Sahnelere pek alışık değilim ama bunu yapmama sebep olan bir kadın var burada." Ellerimi birbirine kenetleyerek merakla izlemeye başladım. "Canım sevgilim Pınar. Lütfen sahneye gelir misin?" Pınar titreyerek sahneye çıktığında Engin diz çöktü. "Güzel kadın. Ömrünü ömrüme katar mısın? Benimle evlenir misin?" Alkışlar koptu ve herkes bir ağızdan evet demeye başladı. Çok geçmeden Pınar'ın çığlığı da duyulmuştu. "Evet.." diye haykırdı resmen. Alkışlar koptu. Annemin utanç dolu bakışlarıyla ‘’Kız bu ne yapıyor.’’ Diye beni dürtmesi bir oldu. Dudak büktüm. Önüme dönerek bize doğru gelen çifte doğru baktım. Pınar Enginin koluna girmiş sahte bir iki damla göz yaşı akıtıyordu ayıp olmasın diye. Yanımıza geldiklerinde "Tebrik ederim kardeşim." Dedi Agah abi, Engin’e sarılarak. Sonra sırayla diğerleri tebrik etti. Pınar'ında elini sıkmışlardı. "Tebrik ederim." Dedim küçük bir gülümsemeyle. "Teşekkür ederim." Dedi Pınar samimiyetle. "Hiç beklemiyordum." Ben de beklemiyordum ne yalan söyleyeyim. Sonra da Engin’e döndüm. "Eve gidelim mi artık gece bittiyse." Dedim bıkmışçasına. Engin’de onu bekliyormuş gibi atladı lafa. "Heh bende onu diyecektim. Herkes dağılmaya başladı zaten. Sizde eve geçin." Tabii işin bitti herkes dağılsın. Haklısın sende. "Sen?" Diye sordum sert bir tonda. Engin Pınar'ın elini kaldırarak öptü "biz yemek yiyeceğiz. Oradan da eve bırakacağım Pınar'ı." Aslan olan Engin bu kızın yanındayken kedi oluyordu resmen. ‘’Biz biraz daha otururuz. Şimdi halanlara ayıp olmasın, Agah abinlerde kalkıyor sanırım. Seni onlar eve bıraksın Eyşan.’’ Dedi annem. Somurtarak dış kapıya yöneldim. Nasıl olsa fikrim sorulmayacaktı. 2 araba arka arkayaydı. Biri Agah abinin diğeri bizim. Hepsi Engin ile kapı önünde vedalaşırken ben de öylece bekledim ve yanıma gelen arkadaşlarımdan biriyle vedalaştım. "Ne oldu?" Diye sordu anlamışçasına. "Suratın asıldı senin." "Yok bir şey." Diyerek omuz çektim. "Konuşuruz sonra. Sen kiminle gideceksin?" "Abim geldi." Dediğinde onun baktığı tarafa baktım. Arabanın içinden kafa selamı verdiğinde ben de gülümseyerek karşılık verdim. "Tamam." Dedim öperek. "Görüşürüz sonra." "Görüşürüz." O da öyle giderken olduğum yerde bekledim. Engin ve Pınar arabaya bindiğinde Agah abi bana baktı ve yanıma doğru ilerledi. "Hadi." Dedi. "Ne bekliyorsun?" Omuz çektim. "Sen git. Ben taksiyle giderim." Gayet tavırlı bir tonda konuşuyordum. Arabanın kapısını sertçe kapatarak yanıma geldi. "Derdin ne senin?" Dedi çatık kaşlarla. Omuz silktim. "Bir derdim yok." "Seni taksiyle göndermeyeceğimi biliyorsun." Evet biliyordum ama yine de şansımı denemiştim. Hareket etmeden olduğum yerde duruyor cevap vermiyordum. Biliyordum bu onu daha da sinir ediyordu. Agah abi bir kaç saniye bekledikten sonra kolumdan tutarak arabaya götürdü. Resmen sürüklüyordu. Arabanın kapısına geldiğinde kolumu çektim. Sinirlenmiştim. "Sende iyi alıştın beni oradan oraya sürüklemeye." Dedim bağırarak. Agah abi kapıyı açtı ve tek kaşını kaldırdı. "Söylediklerimi yapsan buna gerek kalmayacak." "Zorunda mıyım?" Dedim öfkeyle. Elini arabaya dayayıp derince soluklandıktan sonra. "Eyşan." Diyerek bana döndü. "Lütfen biner misin şu arabaya. Bırakmayacağımı ya da taksiyle göndermeyeceğimi biliyorsun. Lütfen." Baktım. Öyle göz göze kaldık bir süre ve ben çokta emim olmayan bir şekilde arabaya bindim. Agah abi sırıtarak kapıyı kapattı ve şoför koltuğuna geçti. Bir kaç saniye içinde de hareket etmişti. Ben konuşmadan yolu izliyordum. Agah abi ise yoldan çok bana bakıyordu. Rahatsız ediciydi bu durum. "Susacak mısın eve gidene kadar?" Dedi Agah abi. "Ne konuşacağım ki? Ne konuşabiliriz yani seninle? Futbol mu? Derslerimi mi? Özel hayatımı mı?" Dedim isteksizce. Agah abi tek kaşını kaldırarak çenesini oynattı. "Özel hayatın mı var senin?" Dudaklarımı kemirerek ellerimi birbirine bağladım. "Sayenizde yok. Olacağını da sanmıyorum." "Güzel. İsabet olur." Dedi iyice sinir etmek ister gibi. Yerimde kaykılırken bir of çekerek rahatsızlığımı belli etmek istedim. Agah abi yan bir bakış attığında elbisemin daha da kısaldığını fark etti sanırım arkada ki ceketi yoldan gözünü ayırmadan alarak kucağıma attı. "Bu ne?" "Bacakların." Dedi. "Nasıl bir elbiseyse artık. Oturunca iyice açılıyor." "Pardon da bundan sana ne?" Dedim kendimi ona çevirerek. "Eyşan!" Dedi sinirle ve sanki çıkışmamı bekliyormuş gibi gözünü yoldan ayırarak bana doğru çevirdi kendini. Beyaz gömleği iyice gerildi. Sert yüz hatlarını ortaya çıkaracak bir şekilde baktı. Kusursuz bir şekilde yana yatırılmış saçlarından bir iki tutam fırlamıştı. "Nasıl çıkabildin sen o etekle evden? Nasıl izin verdi Engin." Dedi hesap sormaya hakkı varmış gibi. "Vallahi gayet güzel çıktım." Dedim sinir bozucu bir gülümsemeyle "Kimsede bir şey demedi. Sen hiç diyemezsin." "Ben kimse değilim Eyşan." Dedi bana doğru bakarak. "Ayrıca" dedi kaşlarını çatıp "sen o lavuğa nasıl güldün öyle?" "Lavuk?" anlamamıştım, kafamı yamultup baktım. "Şu akşamki çocuk. Elini tutan." Dediğinde tekrar içinde ki hırçın tarafı hareketleniyordu. Elleri direksiyonu epey sert bir şekilde kavradı. "He Murat mı?" "Murat mi?" Dedi Agah abi kafasını hızla bana doğru çevirerek. "Soyadı neymiş bu Murat’ın?" İmalı ses tonu halini hatırını sormak için öğrenmeyeceğini belli ediyordu. "Sana ne? Ayrıca nasıl gülmüşüm?" "Bilmem." Dedi kafasını sallayarak. "Bana gülmüyorsun da öyle." "Sana neden güleceğim ki? Agah abi." dedim. “zaten canım sıkkın bir de bu gecenin özetini tekrar geçemeyeceğim." Dedim tüm gece yaşananlar aklıma geldikçe. "Ben uyarımı yaptım Eyşan. Görmeyeceğim bir daha. Ne onun sana öyle dokunduğunu nede senin ona öyle güldüğünü." Cevap vermedim. Bu tepkisine yüklediğim anlamlar çok farklıydı. Bu durum bir abi korumasından çok daha ötedeydi. Bir yanım delice çıkışıp hesap sormak istese de diğer yanım o hesaplaşmada söyleyeceklerini duymak istemediğinden susuyordu. Bütün yol boyunca sinirden ve içinde bulunduğum bu rahatsız edici durumdan bir kaçış yolu arar gibi tırnaklarımın kenarını yolarak, dudaklarımı kemirdim. Bana baktı, beni izledi. Sustu. Üstüme gelmedi. Sadece izledi. Bakmadım açık açık ama yandan gördüm. Sonra aniden firene basarak durdu ve kendini bana çevirip ince, uzun, pürüzsüz parmaklarını kemirdiğim dudaklarımın üzerine koyarak bir kez daha dokundu bana. Bir kez daha derinden baktı ve o düzensiz soluklarının arasında sesini işittim. "Yeter, yapma!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE