Hicran, yavaşça ona döndü. Gözlerindeki derin, çaresiz hüzün, Kadir'in kalbine keskin bir bıçak gibi saplandı. Tam o sırada, Hicran'ın yüzü değişmeye başladı. Hatları belirsizleşti, korkunç, ifadesiz bir maskeye dönüştü. Kadir, dehşetle bağırmak istedi ama boğazı kaskatı kesilmişti.
O sırada, keskin, cam kırığı gibi bir çığlık sesi duyuldu ve Kadir, yatağında hızla, ter içinde sıçrayarak uyandı. Kalbi, göğüs kafesinde bir kuş gibi çırpınıyordu. Rüyanın etkisiyle bir süre ne olduğunu anlayamadı. O korkunç gece ve Hicran'ın son bakışı hala zihninin derinliklerinde, canlı bir yara gibi yaşamaya devam ediyordu.
Derin, sarsıcı nefesler alarak Kadir, yatağında yavaşça doğruldu. Rüyanın bıçak keskinliğindeki dehşeti hala üzerindeydi. Kalp atışları düzene girmeye başlasa da, o ürkütücü his, göğsünü içeriden kemiren soğuk bir pençe gibiydi. Gözlerini ovuşturdu, odanın solgun ay ışığına alışmaya çalıştı. Tamamen uyandığına emin olduğunda, boğazındaki kurumuşluktan dolayı susadığını fark etti. Yataktan kalktı ve adımlarını yavaşça kapıya doğru yöneltti.
Kapıyı açıp koridora adımını attığı anda, aşağı kattan gelen hafif, ritmik bir tıkırtı duydu. Önce bunun da rüyasının bir kalıntısı, zihninin bir oyunu olduğunu düşündü. Ama ses tekrarlandığında, Kadir irkildi. Gece yarısıydı ve evde kendisinden başka kimsenin olmaması gerekiyordu. Kalbi, yeniden telaşlı bir davul sesi gibi hızlanmaya başladı. Merak ve iliklerine işleyen korku karışımı bir duyguyla merdivenlere yöneldi.
Her adımda, eski merdivenlerin hüzünlü gıcırtısı daha da belirginleşiyordu. Aşağı kata indiğinde, ayın gümüşi ışığının vurduğu salonda kimseyi göremedi. Ancak mutfaktan sızan soluk, sarı bir ışık huzmesi dikkatini çekti. Yavaş, neredeyse nefessiz adımlarla mutfağın kapısına yaklaştı.
Kapının aralığından baktığında, gördüğü sıra dışı manzara karşısında şaşkınlığa uğradı. Babası, üzerinde palto ve ayakkabılarıyla, mutfak masasının başında oturuyordu. Yüzü yorgun, çizgileri derinleşmiş ve düşünceliydi. Elinde bir bardak vardı ve dalgın bir bakışla pencereden dışarıdaki karanlığı seyrediyordu.
Kadir'in aklı karmakarışıktı. Babası bu saatte nerede olabilirdi? Neden bu tedirgin haldeydi? Sessizliği bozarak, "Baba?" diye fısıldadı. Babası irkilerek hızla başını çevirdi. Oğlunu karşısında görünce yüzünde anlık bir şaşkınlık maskesi belirdi. "Kadir? Sen hala uyanık mıydın?" diye sordu, sesi tozlu ve yorgun çıkıyordu.
Kadir endişeyle, "Baba, sen neredeydin bu saatte? Bir sorun mu var?" diye sordu. Rüyanın yarattığı huzursuzluk, babasının bu beklenmedik varlığıyla daha da artmıştı.
Babası ağır bir iç çekti. "Hayır Kadir, bir sorun yok. Sadece... biraz hava almaya çıktım." Sesi, gerçeği saklamaya çalışan bir tını taşıyordu.
Kadir tereddütle babasının yanına yaklaştı. Sandalyeyi çekip oturdu. Gözleri, babasının karanlıkta kalan yüzündeki her ifadeyi okumaya çalışıyordu. "Peki," diyebildi. Babası bir an sustu, bakışları dalgın bir şekilde masanın üzerindeki sönük ışık vuran bardağa takıldı. Kadir, göğsündeki ağırlığı hafifletmek istercesine derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. Sesi titrek ve yorgundu. "Ben mezarlığa gittim baba."
Oğlunun gözlerine keskin bir bakış fırlattı. Kadir'in sesi artık daha da alçak ve derin bir itiraf tonundaydı. "Maskeli adam, bana yemek getiren adamı öldürmüş. O adamı... ceviz ağacında asılı hâlde buldum," dedi.
Babası şaşkınlıkla kaşlarını çattı. "Ne? Ama..."
"Evet," diyebildi, sesi titriyordu. Kadir, dehşetini babasına yansıtırken sesi yükseldi. "Bunların sebebi sensin baba! Senin geçmişin bizim sonumuz olacak," diye sordu Kadir.
Babası öylece durmuş, umursamazca omuz silkti. "Geçmişte ne yaşandıysa senin yüzünden oldu," dedi. Kadir'in gözlerindeki çaresizliği görmezden geliyordu. Oğuz, oğluna karşı açıkça düşmanca bir tavır sergiliyordu.
Kadir, babasının yüzündeki o soğuk düşmanlığı görüyordu. Kendisi güçlü bir adam olmasına rağmen yaşadığı dehşet ve babasının bu sarsıcı düşmanlığı iliklerine kadar işliyordu. Ceviz ağacının karanlık ve tehditkâr gölgesi zihninde canlandı. Rüzgarda sallanan dalları, artık ölümün soğuk nefesini taşıyor gibiydi.
Rüyasındaki o korkunç maske, şimdi çok daha gerçek ve tehditkar duruyordu. Peki, kim daha çok canını yakacaktı: babası sandığı bu soğuk adam mı, yoksa hiç tanımadığı maskeli katil mi? "Evet, bütün bu yaşananlar benim yüzümden baba, evet," diye fısıldadı Kadir, sesi titriyordu.
Babası elindeki bardağı sertçe tuttu, başını iki yana salladı. "Hadi git uyu, sabah olmak üzere." O an, Kadir için rüya ve gerçek arasındaki o ince çizgi tamamen kaybolmuştu. O korkunç gece, babasının titrek ve suçlayıcı sözleriyle, kabus dolu bir gerçeğe dönüşmüştü.
Kadir, babasının o soğuk, suçlayıcı sözleri karşısında daha fazla dayanamadı. İçinde büyüyen öfke ve hayal kırıklığı, boğazında düğümlenen sessiz bir çığlık gibiydi.
Gözlerindeki şaşkınlık ve acı, yavaş yavaş derin bir hüzne bırakıyordu yerini. Omuzları çöktü. Babasına tek kelime etmeden, ağır ve isteksiz adımlarla sandalyeden kalktı. Ayakları onu istemese de, mutfaktan uzaklaşmak için hareket etti.
Oğuz, Kadir'in sessizce kalkıp gitmesine şaşkınlıkla baktı. Yüzünde pişmanlığın en ufak bir emaresi yoktu. Aksine, gözlerinde karanlık ve hesapçı bir ifade belirdi. "Kadir," diye seslendi, sesi beklenmedik bir şekilde sertleşmişti. Kadir duraksadı ama arkasını dönmedi. "Sana bir şey söyleyeceğim."
Kadir isteksizce arkasını döndü. Babasının yüzündeki o yabancı ve tehditkâr ifade onu ürkütüyordu.
Oğuz'un bakışları, oğlunun gözlerinin içine nüfuz etmeye çalışırcasına keskindi. "Bak oğlum," diye devam etti, sesi şimdi daha sakin ama bir o kadar da emrediciydi. "Şimdi sana söyleyeceklerim çok önemli." Bir an duraksadı, sanki kelimelerini bir mermi gibi özenle seçiyordu. "Senin... senin kumar oynaman gerekiyor."
Kadir duydukları karşısında kaşlarını çattı. "Ne? Kumar mı? Saçmalama."
Oğuz'un yüzünde sinir bozucu, soğuk bir gülümseme belirdi. "Hayır, saçmalamıyorum. Bu çok önemli. Bizim için önemli." Gözlerindeki o karanlık, tehditkâr ifade hala oradaydı. "Bunu yapmak zorundasın."
Kadir şaşkınlıkla babasına baktı. Babası şimdi onu kumara sürüklemek için yalvarıyordu. Neden şimdi ondan kumar oynamasını istiyordu? Zihni allak bullaktı. "Bunu benden bekleme," dedi sertçe.
"Maskeli adamlar ancak öyle dururlar. Onların amacı sadece para ve ben artık profesyonel bir kumarcı değilim. Benim yerime oynamak zorundasın," derin bir nefes aldı ve ekledi, "Ceviz ağacına asılan adam gibi sonunun olmasını istemiyorsan kumar oynamak zorundasın," diyerek sinsi bir gülümseme belirdi.
Kadir hiçbir şey demeden ruhen ve bedenen çökmüş bir halde odasına gitmek için merdivenlerden yukarı doğru çıktı. Babası arkasından seslendi: "Sabaha kadar düşün!"
Kadir merdivenleri çıkarken, her bir basamakta ruhundan bir parça daha kopuyormuş gibi hissediyordu. Babasının o soğuk ve tehditkâr sözleri zihninde yankılanıp duruyordu: "Kumar oynamak zorundasın... Ceviz ağacına asılan adam gibi sonun olmasını istemiyorsan..." O ürkütücü imge, rüyalarının karanlık dehlizlerinden çıkıp gerçeğin acımasızlığıyla birleşiyordu.
Odasının karanlığına sığındığında, pencereden sızan soluk ay ışığı, odadaki eşyaların siluetlerini belirsizleştiriyordu. Yatağın kenarına çöktü. Yorgunluk iliklerine kadar işlemişti ama zihni, babasının söyledikleriyle bir girdap gibi dönüyordu. O adam... mezarlıkta gördüğü, rüyalarında beliren adam... maskeli katil... ve şimdi babasının kumara sürükleyen isteği... Bütün bunlar nasıl bir araya geliyordu?
Sabaha kadar uyuyamadı. Düşünceler birbiriyle savaşıyor, mantık ve korku arasında gidip geliyordu. Babasının gözlerindeki o karanlık ifade, sözlerindeki o soğuk tehdit... sanki bambaşka birine dönüşmüştü.
🦋🦋🦋
Gün ağarmaya başladığında, odanın karanlığı yavaş yavaş dağıldı. Pencereden sızan ilk güneş ışınları, Kadir'in yorgun ve harap olmuş yüzünde titrek bir ışıltı oluşturdu. Kalktı. Aynada solgun ve uykusuz yüzüne baktı. Gözlerinin altı mor halkalarla çevriliydi. İçinde tarifsiz, ağır bir yük hissediyordu.
Aşağı indiğinde babası mutfakta, her zamanki gibi kahvaltıyı hazırlıyordu. Ortamı, gergin ve buz gibi bir sessizlik sarmıştı. Oğuz, Kadir'i görünce başını hafifçe salladı. Yüzünde ne bir pişmanlık ne de bir açıklama isteği vardı. Sadece kararlılık ve soğuk bir beklenti okunuyordu.
Kadir, babasının bu tavrı karşısında daha da umutsuzluğa kapıldı. Karşısında, geçmişin karanlık sırlarının esiri olmuş, oğlunu da o karanlığa çekmek isteyen bir yabancı duruyordu.
Mutfakta kahvaltı masasının üzerindeki tabaklar ve çatal bıçak sesleri, o derin ve rahatsız edici sessizliği zar zor kırıyordu. Pencereden sızan sabah güneşi, masanın üzerindeki cansız nesneleri aydınlatırken, iki adamın yüzünde de koyu gölgeler bırakıyordu. Oğuz, her zamanki gibi gazeteye gömülmüş gibiydi ama Kadir, babasının gerginliğini ve bekleyişini iliklerine kadar hissediyordu. Tabağındaki yemeğe boş gözlerle bakıyor, lokmalar boğazında düğümleniyordu.
Sonunda, bu dayanılmaz sessizliği Kadir bozdu. Sesi, mutfağın soğukluğunda titrek ve kararsız çıktı. "Baba..."
Oğuz gazetesini yavaşça aşağı indirdi. Gözleri, oğlunun yüzündeki yorgun ve çaresiz ifadeyi taradı. Bekliyordu. Kadir derin bir nefes aldı. İçindeki karmaşık duygularla boğuşuyordu. Korku, merak, öfke ve en çok da çaresizlik... Hepsi bir aradaydı. "Tamam," diye fısıldadı sonunda. Sesi o kadar alçaktı ki, neredeyse duyulmuyordu. "Kumar oynayacağım."
Oğuz'un yüzünde anlık bir şaşkınlık parıltısı belirdi, ardından yerini ifadesiz bir ciddiyete bıraktı. Gözlerinde beliren o karanlık parıltı, Kadir'in içini ürpertmeye yetmişti. "İyi," dedi sadece. Sesi hala soğuk ve emrediciydi. "Bu doğru karar."
Kadir, babasının bu tepkisi karşısında daha da yalnız hissetti. Sanki bir uçurumun kenarında duruyordu ve babası onu hiç tereddüt etmeden o boşluğa itiyordu. Kahvaltının geri kalanı da aynı gergin sessizlik içinde geçti. İki adam da birbirlerinin yüzüne bakmaktan kaçınıyor, zihinlerindeki karanlık düşüncelerle baş başa kalıyorlardı. Güneş yükselirken, Kadir'in hayatı geri dönülmez bir şekilde değişiyordu. O artık, babasının geçmişinin karanlık sırlarının ve maskeli bir katilin gölgesinde, tehlikeli bir oyuna sürüklenen bir piyondu...
•••
Bölüm Sonu...