-16-

1069 Kelimeler
Maskeli adamın ani ve beklenmedik ölümü, ikisinin de zihninde yankılanan sağır edici bir şok yaratmıştı. Birkaç saniye boyunca, mezarlığın boğucu sessizliği altında, zaman durmuş gibiydi. Hicran'ın gözleri, Kadir'in elindeki kanlı fotoğrafa, iğrenç bir kâbus görmüşçesine, dehşetle sabitlenmişti. Fotoğraftaki tehditkâr mesaj ve taze kanın metalik kokusu, ciğerlerine dolan soğuk havayı zehirliyordu. Kadir ise, fotoğrafı elinden düşürmeden, adeta mermer bir heykele dönüşmüştü. Gözleri boşluğa bakıyor, beyni ise gördüğü vahşet karşısında iflas etmiş gibiydi. Nihayet, Hicran'ın göğsünde biriken cesaret, titrek bir nefesle dışarı süzüldü. Eli, yavaşça Kadir'in buz kesmiş eline uzandı ve neredeyse ürkek bir şefkatle fotoğrafı nazikçe aldı. Parmak uçları, kurumuş kana değdiğinde bir an irkildi ama gözleri, resimdeki ürkütücü detayı incelemekten geri durmadı. Aynı anda, Kadir'in donukluğu bir anlığına kırıldı. Gözleri zarfa kaydı. İçinde başka bir şey olmalıydı. Bu vahşet, sadece bir fotoğrafın öfkesiyle açıklanamazdı. Tahmin ettiği gibi, zarfın dibinde, küçük, özenle katlanmış bir kâğıt parçası yatıyordu. Kadir, içini saran kaynar bir öfke ve dondurucu bir merakla boğuşuyordu. Ani bir hışımla zarfı yırttı, kağıdı açarken parmakları titriyordu. Not, koyu kırmızı, kanı andıran bir mürekkeple yazılmıştı. Gözleri, her bir kelimenin üzerinden geçerken, içindeki korku bin kat daha artıyordu. Notta yazılanlar, mezarlığın ürkütücü atmosferini bile aşan bir tuhaflıktaydı: "Sandalye nereye dönükse oraya doğru dümdüz ilerle. Seni bekleyen ceviz ağacı bulunacaktır. O ağaca çok dikkatlice bakmanı istiyorum." Kadir, okuduğu bu saçma ve ürkütücü mesajın ne anlama geldiğini çözemeyerek olduğu yerde donakaldı. Sandalye, ceviz ağacı… Bu bilmeceler silsilesi, adamın ölümü ve fotoğraftaki tehditle nasıl birleşiyordu? Zihni, bir labirentin ortasında sıkışmış gibiydi. Hicran'ın endişe dolu ve kırılgan sesi, onu gerçekliğe geri çağırdı. "Ne yapacağız şimdi?" Sesi, rüzgarın fısıltısından farksızdı. Kadir, notu usulca katlayıp cebine koyarken, gözleri mezar taşlarının arasında yavaşça gezindi. Yılların yorgunluğunu taşıyan, üzerlerindeki yazıları neredeyse silinmiş, yosun tutmuş bu taşlar, sanki yüzlerce yıllık ölüm fısıltılarını biriktiriyordu. Ölümün soğuk nefesi, buranın her köşesine sinmişti ve şimdi, Kadir ile Hicran'ın da peşine düşmüştü. "Notta ne diyordu?" diye üsteledi Hicran, sesi şimdi daha kararlıydı ama titrekliği gitmemişti. Kadir, derin bir nefes aldı. İçini dolduran bu karanlık hissi dağıtmak istercesine ciğerlerini zorladı. "Sandalyenin baktığı yöne doğru gitmemizi söylüyor. Orada bir ceviz ağacı varmış ve ona çok dikkatlice bakmamız gerekiyormuş." "Ceviz ağacı mı?" Hicran'ın yüzünde beliren ifade, hem şaşkınlık hem de derin bir tereddüttü. "Burada bir sürü ağaç var." "Belki de özel bir işaret vardır," diye mırıldandı Kadir. Gözleri, sandalyenin yönünü kontrol etti. Eskimiş, tahtadan yapılmış, güneşin ve yağmurun yorduğu o sandalye, mezarlığın daha ıssız, ortasına doğru bakıyordu. Çalılar ve yabani otların arasında belli belirsiz, ayak izlerinden oluşmuş ince bir patika seçiliyordu. "Gitmeliyiz," dedi Kadir, sesindeki kararlılık, içindeki korkuyu bastırmaya çalışıyordu. "Başka çaremiz yok gibi görünüyor." Hicran'ın dudaklarından süzülen fısıltı, bir uyarı gibiydi: "Ya bu bir tuzaksa?" "Olabilir," diye kabul etti Kadir, bakışları kararmıştı. "Ama burada durarak da hiçbir şey öğrenemeyiz. Belki de bu not, bize kimin yaptığını gösteren o son korkunç ipucudur." İkisi, ortada duran sandalyenin işaret ettiği o karanlık yöne doğru, yavaşça ve temkinli adımlarla yürümeye başladılar. Ayaklarının altında kurumuş sonbahar yaprakları, tedirgin adımlarına karşılık hışırdıyor, sessizliği ürkütücü bir şekilde yırtıyordu. Etraflarındaki mezar taşları, yüzleri gölgelerde kaybolmuş, dilsiz ve karanlık tanıklar gibi onları izliyordu. Patika daraldı, çalıların arasına doğru kıvrıldı. Birkaç dakika sonra, diğerlerinden daha heybetli, yaşlı ve çileli görünen bir ceviz ağacının önünde durdular. Ağacın kalın, yer yer çatlamış ve yosun tutmuş gövdesi, asırlık bir sırrı saklıyor gibiydi. Dalları, gökyüzüne doğru umutsuz ve kıvrık bir şekilde uzanmıştı. Kadir ve Hicran, nottaki emre uyarak, ağacın her yerini en ince ayrıntısına kadar incelemeye başladılar. Gözleri, gövdesinde herhangi bir kazıntı, dalında bir düğüm, ya da toprağında bir eşik arıyordu. Bir süre sonra Hicran, ince ve kuru bir dalın üzerinde, neredeyse fark edilmeyecek kadar gizlenmiş bir ip parçası fark etti. "Kadir, bak!" diye fısıldadı, sesi titrek bir nefes kadar hafifti. Kadir'in de gözleri, o incecik, gözden kaçması kolay ipe takıldı. Dikkatlice yaklaştı, eli havada asılı kaldı ve ürkekçe ipe dokundu. İpin pürüzlü yüzeyinde, sanki eski bir yazıdan kalmış gibi duran, karmaşık ve anlamsız şekiller oyulmuştu. İpi yavaşça aşağıya doğru indirirken, elinde beklenmedik, tüyler ürpertici bir ağırlık hissetti. Kaşları çatılırken, merakla başını yukarı doğru kaldırdı… Ve o korkunç, mide bulandırıcı manzarayla karşılaştı. Ölen maskeli adamın cansız bedeni, ceviz ağacının en kalın dallarından birinden sarkıyordu. Rüzgarın hafif esintisiyle yavaşça sallanıyor, ölümün soğuk, acımasız yüzünü Kadir'e doğru çeviriyordu. Gözleri, faltaşı gibi açılmış, morarmış yüzü ve şişmiş diliyle dehşetin somut bir ifadesiydi. Hicran, Kadir'in bembeyaz kesilen yüzündeki tarif edilemez dehşeti fark edip bakışlarını takip etti. Önce ipi, sonra Kadir'in gözlerinin takılı kaldığı noktayı gördü. Başını yukarı kaldırdığında, korkunç manzara karşısında dudaklarından küçük, boğuk bir çığlık kaçtı. Maskeli adamın cesedi, kalın, sağlam bir iple en kalın daldan aşağıya sarkıyordu. Rüzgarla sallanan bedenin ayakları, boşlukta umutsuzca dans ediyormuş gibiydi. Hicran'ın yüzü, o an bembeyaz kesildi. Midesi altüst olmuştu, boğazı düğümlenmişti ve dehşetle bir adım geriye sendeledi. Bu korkunç sergileme, mezarlığın zaten ürkütücü olan atmosferini katbekat artırmıştı. Gördükleri bu vahşet tablosu karşısında Kadir ve Hicran, dakikalarca süren bir şokla donakaldılar. Sanki tüm hava ciğerlerinden çekilmişti. Kadir, geriye doğru sendeleyerek bir adım attı. Bedenine işleyen korku, sadece bir ceset görmenin ötesindeydi; bu, kendilerine gönderilen, kırmızı mürekkeple yazılmış nottaki tehdidin en acımasız somutlaşmış haliydi. Hicran, titreyen elleriyle ağzını kapattı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama ses çıkaramıyordu. Bacakları titriyor, toprağa kök salmış gibi olduğu yerde çakılı kalmıştı. Kadir, şoku üzerinden atmaya çalışarak birkaç adım daha geriledi. Dudakları titriyordu. Hicran, fısıltıdan zorlukla ayırt edilen bir sesle sordu, "Bu... bu ne böyle neler oluyor?" Kadir'in boğazı kurumuştu, sesi zorlukla çıktı. "Bilmiyorum... Ama bu iyiye işaret değil." Gözleri tekrar asılı bedene kaydı. "Bize bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar." "Neyi?" diye sordu Hicran, sesi çaresiz bir haykırıştı. "Neyi anlatmaya çalışıyorlar ki?" Kadir'in zihni, hızlı ve karmaşık düşüncelerle doluydu. Yemek getiren adam… Neden öldürülmüştü? Ve neden cesedi bu şekilde, sanki bir meydan okuma, bir uyarı gibi sergileniyordu? "Belki de..." diye mırıldandı Kadir, gözlerini karartarak, "Belki de bu, bize bir mesaj: Sırrımızı bilen herkesin sonu budur." Hicran'ın gözleri umutla parlar gibi oldu, o anlık bir kurtuluş arayışıydı bu. "Yani o zaman... onu neden öldürdüler?" Aslında biliyordu, kalbinin en derininde bu gerçeği haykırıyordu ama dile getirmek istemiyordu. "Çünkü bizi de öldürecekler," diye cevapladı Kadir, sesi tok ama derin bir endişeyle yüklüydü. "Ve bu, bize de aynısını yapabilecekleri anlamına geliyor." Etraflarına ürkekçe bakındılar. Mezar taşlarının arasındaki gölgeler uzuyor, alacakaranlığın karanlığı mezarlığı yavaş yavaş yutuyordu. Her bir fısıltı, her bir gölge şimdi daha tehditkar geliyordu. Bu sessiz ölüler şehri, artık sadece geçmişin hatıralarını değil, aynı zamanda geleceğe dair korkunç bir tehdidi de barındırıyordu. Kadir, Hicran'ın elini daha sıkı, neredeyse acıtacak kadar sıktı. "Buradan gitmeliyiz. Hemen." ••• Bölüm Sonu...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE