Seda her şeyin yalan olduğunu, Melisa'nın anlattığı şeyleri aslında kendisi yaptığını anlatmıştı. İç çektim. "Kurtulmam lazım ama kalacak yerim yok."
Söylediğimi duyan bir kız yanıma gelmişti. Yurtta kaldığını ve konuşabileceğini söylediğinde çok mutlu olmuştum. Numaralaşırken adının Hülya olduğunu öğrendiğim kıza teşekkür ettim.
Yurt en iyi seçenekti, hatta tek seçeneğimdi. Lavaboya girdiğimde karşılaştığım Kumru ile selamlaşırken, arkadaşı Kardelen ile tanıştırmıştı. Çocuksu sesi çok tatlıydı.
"Senin arkadaşın bizim eve taşınmak istemişti seni oradan hatırlıyorum. Ama benimkiler onu istemedi," dediğinde şaşırmıştım. Cansu o gün zor durumdaydı ve resmen sırt çevirmişlerdi. İç çektim. "Ben de çıkmayı düşünüyorum."
“Neden?” dediğinde sertçe yutkundum. “Özelimi söyledi insanların içinde. Sevgilisiyle yiyişiyor gibisinden.”
“Pek inanmadım buna. Daha fazlası vardır bence,” dediğinde kaşlarımı çattım. “Ne saçmalıyorsun sen?”
“Canım ama sevgilinle otelde kalmışsın sen bunu da zaten söylemişlerdi,” dediğinde başımdan aşağıya kaynar sular döküldüğünü hissettim. Sınıftakilerin ve okuldakilerin bana uzun uzun bakmasının nedeni buymuş demek ki.
“Kimseye söylemeyin demiştim ben,” diye fısıldadığımda Kardelen hayretle bana bakıyordu. “İyi ki eve almamışız, yılan resmen bu kız. Gerçi bana dokunmayan yılan bin yaşasın ama.”
Başkasını ısıran yılan bir gün gelip onu ısırmaz mı sanıyordu sanırım. Sinirimden adeta köpürüyordum. Kızlara veda edip yanlarından ayrıldım.
Sınıfa girip yerime oturduğumda Cansu yan sıramdan bana ters ters baktı. Seda ile yan yana oturduğum için bana öyle baktığını biliyordum. Ona doğru eğildim. “Otel muhabbetini neden başkalarına söylediniz?”
“Biz söylemedik, ben okuldakilerle okey oynuyordum, Melisa ile hoparlörden konuşurken Melisa otelde olduğunuzu söyledi yani pot kırdı, kusura bakma,” dediğinde derin bir nefes aldım. İnanamıyordum, gerçekten rezalet bir durumdu. Sevgilimle otelde kaldığımı söylemiştim ama biliyordum ki iğrenç, olmayan şeylerin olduğunu düşüneceklerdi ve olmadığına inanmayacaklardı. Cansu’ya döndüm. “Artık bir kişi bile benim sırrımı ve özelimi bilmesin.”
Dersten pek bir şey anlamamıştım, kafam içinde olduğum rezil durumun içindeydi. Rüzgar olsaydı, bana ne yapacağımı söylerdi. Ya da sanmıyordum, büyük ihtimalle beni suçlayacak bir şey bulurdu. Neden otele gideceğimizi söylüyorsun? Neden boynunu gizlemiyorsun? Önce bana sağlam bir azar çeker sonra da artık yapacak bir şey olmadığını, kendi kabuğuma çekilip herkesten uzak durmamı söylerdi. Herkesten uzak durmam da onun işine gelirdi çünkü çok kıskançtı. Dışarıya çıkmamı bile kıskanıyordu. Ben mutsuz olduğumu söylediğimde de “Ama bunu hak ettin güzelim, yapacak başka bir şey yok,” derdi. Onu gerçekten de çok iyi tanıyordum.
Ders bitince eşyalarımı toparlayıp kafenin yolunu tuttum. Bugün de çalışacaktım ve akşam ise işten ayrılacaktım.
Yemek, bulaşık, servis üçlüsünü motora bağlamış şekilde yaparken Volkan Bey yanıma geldi. “Bir müşteri seni masaları silerken görmüş ve bahşiş bıraktı sana. Bunu sana vermemi istedi.”
Bana uzattığı 50 tl’yi gülümseyerek ve teşekkür ederek aldım. Mutlu olmuştum. Gerçekten de burada çalışmak çok zordu. Tüm işleri yapıp; yemek, bulaşık, temizlik, servis, bir de üzerine ailecek yenen yemeklerin bulaşıklarını yıkamak... Gerçekten bunu kimse anlayamazdı. Umarım o müşterinin, tüm dilekleri gerçek olurdu.
Bugün yarı zamanlı çalıştığım için çok yorulmamıştım. Üstelik gün de çabuk bitmişti. Dükkanı silmeyi bitirirken Volkan Bey maaşımı vermek için yanıma gelmişti. Parayı uzattığında tebessüm ederek aldım. “Volkan Bey ben işle okulu aynı anda götüremediğimi fark ettim. O yüzden bırakmak istiyorum.”
Volkan Bey bana küçümseyen bir bakış attı. “Başkasını bulurum.”
Boş odaya geçip üstümü çıkardım. Yanımda getirdiğim sarı kazağı üzerime geçirecekken, aceleyle hazırlanırken sarı kazağım yerine yanlışlıkla sarı elbisemi aldığımı fark etmiştim. Önemsemeden onu giydim. Çıktım ve eve doğru yürümeye başladım. İstifa etmekle en iyisini yaptığımı biliyordum. Cebimden maaşımı çıkarıp saydığımda hayretle bakakaldım. 80 tl duruyordu elimde. Almam gereken para ise 130 tl idi. Bana bahşiş verdiler diyerek 50 tl verdiğini hatırlamıştım. Resmen benimle dalga geçmişti ya da müşterinin gözü önünde bana verip sonra maaşımdan kesmişti.
Öfkeyle parayı cebime geri soktum. Buraya geldiğimden beridir yer sıkıntısı yaşıyordum, arkadaşlarım sorunluydu, ilişkim yolunda gitmiyordu, kötünün de kötüsü bir iş yerim vardı... Bunları hak edecek ne yapmış olabilirdim ki ben?
Telefonumun titremesiyle heyecanla telefonuma baktım. Rüzgar olabilirdi çünkü. Ama değildi. Cansu yazmıştı.
Kale’deyiz, siyah konseptli bir parti var. Bekliyoruz seni.
Telefonumu cebime soktum ve Kale’ye doğru yürümeye başladım. Bir taraftan da kırmızı rujumu sürmeye çalışıyordum. Bugün kafa dağıtmaya çok ihtiyacım vardı.
Kale’ye geldiğimde içerinin çok sessiz olduğunu fark etmiştim. Henüz müzik çalmamışlardı. Olduğum yerde durup gözlerimle etrafı taramaya başladığımda çoğu gözün bana döndüğünü fark etmiştim. Siyah partisinde, sarı elbise giymem tuhaf olabilirdi ama isteyerek yapmamıştım. Beni süzen gözler arasında Savaş’ın da olduğunu fark etmiştim. Her zamanki gibi buradaydı o da.
Bakışları her zamanki gibi karanlıktı ama bu sefer hafif bir şaşkınlık görebilmiştim. Bu, yüzümde bir gülümsemenin oluşmasına neden oldu. O bana defalarca kez yardım ettiği halde ona karşılık konseptli partisine kuralını çiğneyerek gelmem komikti.
Cansular’ın masasını bulunca onlara doğru yürümeye başladım. Melisa, İrem ve Sude de vardı. Onlara selam verip boş sandalyeye oturdum. “Ne zaman başlayacaklar? Ortalık çok sessiz, sanki restoran gibi.”
“Yarım saate başlarlar,” dedi İrem. Kafamı salladım. “Ben istifa ettim kızlar.”
“Niye?” diye atıldı Cansu. Olanları anlattığımda kahkahalara boğulmuşlardı. Onlar gülerken şaşkınlıkla bakakaldım. Bu, neredeyse beni sinirden ağlatacak bir şeydi. Gerçi Cansu’nun gülmesine bir şey diyemiyordum, o, babasının aldatılmasına bile gülüyordu çünkü.
Onlar aralarında muhabbet ederlerken benim konum kapanmıştı. Biraz etrafı incelediğimde, güzel giyinen varlıklı insanların masalarda oturduğunu fark etmiştim. Kale gerçekten de çok sessizdi. Hatta her masadaki muhabbet duyuluyordu, diyebilirdim.
Savaş'ın olduğu masaya baktığımda takım elbiseli adamlarla konuştuğunu görmüştüm. Konuşmalarını duymaya çalışıyordum ama sadece birkaç cümle işitebilmiştim. "Misafirleri aşağıdaki villalara yerleştirelim." "O bölgenin ihalesini de alırsak işler daha büyür. Kendi ülkemi bu işe harcayamam."
Ben pür dikkat onları duymaya çalışırken Savaş onlara baktığımı fark etmişti. Onun sert bakışları beni bulurken kafasını "Bunu yapma," dercesine yavaşça iki yana salladı. Korkuyla yerime sindim. Resmen onları dinlerken yakalanmıştım bu beni korkutsa da konuştukları konular içimi huzursuz etmişti. Kötü bir şeyler dönüyordu ve sanırım Savaş da bunların içerisindeydi. Bana karşı bu kadar iyi olan birinin kötü işler yaptığını öğrensem çok üzülürdüm.
Bakışlarımı başka yöne yönlendirerek onları dinlemeye çalıştım ama Savaş çok kısık sesle konuşuyordu. Cansu birden çalan telefonu havaya kaldırdı. “Ay sevgilim arıyor!”
Onlar görüntülü konuşmaya başlayınca Savaş'ın masasında dönen konuşmaların hiçbirini işitememiştim. Merak içimi kemirse de önemsememeye çalıştım.
Cansu ve Cem vıcık vıcık flörtleşirken birbirlerine telefondan sesli öpücük atmaya başlayınca güldüm. “Iyy, aile var burada.”
Cansu birden hışımla telefonu indirdi ve bağırdı. “Sevgilisiyle otellerde yiyişen kız mı gelmiş bana ıyy diyor!”
Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Şaşkınlıkla bakakalan tek kişi de ben değildim üstelik. O kadar bağırmıştı ki mekandaki herkes bize bakıyordu. Etrafa baktığımda tüm bakışların bana yoğunlaştığını görmüştüm. Bu gözler arasında Savaş da vardı.