O, benim nefesimdi. O yokken kalbime büyük bir ağırlık çöküyordu ve nefes alamıyordum. Keşke ona aşık olmasaydım. Belki canım bu kadar yanmazdı.
Ne kadar süre yerde kaldığımı bilmiyordum. Gözlerimin, ağlamaktan şiştiğine emindim. Kendimi hiç bu kadar berbat hissetmemiştim. Cenazem olsa bu kadar acı çekmezdim belki de.
Gelen anahtar sesiyle bakışlarımı zorlukla kapıya yönlendirdim. Eseriyle gurur duyuyor muydu acaba?
Gözleri beni bulduğunda kaşlarını çatarak yanıma geldi ve beni kucağına alıp havaya kaldırdı. Hiçbir tepki göstermedim. Yatağa bıraktı ve yanıma oturdu. “İyi misin?”
“Kollarımı sıktın, canımı yaktın ve gittin,” dediğimde bana yaklaştı.
“Güzelim inan, farkında değildim. Ben, gidiyorum diye ağlıyorsun sanmıştım. İsteyerek zarar verir miyim sana ben?” dediğinde gözümden tekrar bir yaş düştü. “Gidiyorsun diye ağladığımı düşündün ama yine de gittin.”
“Gitmeme engel oldun,” dedi sertleşen sesiyle. Bu kötü bir şey miydi ki? Kim olsa sevgilisi gitmesin diye uğraşmaz mıydı?
“Güzelim, biliyorsun ki ben bir şeye zorlanmaktan nefret ederim.”
Sanırım haklıydı, düşünemiyordum artık. “Lütfen bir daha beni yalnız bırakma.”
“Seni hayatta bırakmam güzelim. O sayfayı sileceksin, değil mi?” dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım. Sayfayı çok seviyordum ama artık sorun istemiyordum.
Saçlarımı öptü ve kulağıma fısıldadı. “Güzel kızım benim.”
Hata yapmadığımda ne kadar da melek gibi davranıyordu bana, daha dikkatli olacaktım.
“Aşkım okulu bıraksan, eve çıksak, yakın market gibi bir yerde iş bulsak sana, hep beraber oluruz,” dediğinde kafamda canlandırdım. Hiç ayrı kalmamak ve birlikte yaşamak... Başka ne isterdim ki? Hatta beraber çalışsak 7/24 beraber olabilirdik.
“Sen de korumalığı bırakıp benimle birlikte çalışırsın aşkım sürekli birlikte oluruz,” dediğimde dudağının kenarı aşağıya büküldü. “Aşkım ben böyle basit işlerde çalışmak istemiyorum.”
O halde benim neden basit bir işte çalışmamı istiyordu ki?
“Evlenelim aşkım, kağıt üzerinde. Patrondan izin alıp eve çıkabilirim ve beraber yaşarız,” dediğinde hep hayalini kurduğum teklifi duymuştum.
“Olmaz.” Kağıt üzerinde evlilik yapmak istemesi çok kırıcıydı. Benimle gerçek bir evlilik de düşünebilirdi.
“Ben düzen kurdum artık, bizimkiler hiçbir şekilde kabul etmez,” diyerek açıkladım. Kaşları çatılmıştı.
“Gizlersin, aşkım,” dediğinde içimde öfke hissettim. Hep benden fedakarlık bekliyordu.
Hep evlenmenin hayalini kurardım ama sevgiliyken, biz böyleysek evlendiğimizde, beni bir cehennem bekliyordu. O düzelmeden evlenemezdim.
“Çocuk oyuncağı mı bu? İlla ki evli olduğum ortaya çıkar. Hem sevgiliyken ayrılmak kolay, gel bir de evliyken o kadar boşanma işlemleriyle uğraş, üzerine bir de dul ol,” dedim boş bulunarak. Rüzgar çok sinirlenmişti. Birden bağırmaya başladı.
“Ben, hep sana ait olmayı düşünürken sen bir de ayrılmayı mı düşünüyorsun!” Kendi bacaklarına vurmaya başlayınca korkuyla geri çekildim. “Rüzgar, beni korkutuyorsun!”
“Güneş, beni delirtme!” Her kelimesinde bacaklarına vururken korkuyla ağlamaya başladım. “Hastasın sen, hasta. Tedavi olman lazım.”
“Sen tam narsistsin Güneş. Beni de oyuncağın yaptın.” Ayağa kalkıp hızla eşyalarımı toplamaya başladım. Artık dayanamıyordum. “Dur, özür dilerim.”
Aceleyle toparlanmaya devam ettim. Hızla karşıma geçti ve kollarımı tuttu. “Özür dilerim, bak çok sinir stres altındayım ve alkolün etkisindeydim. Sen kal, git dersen ben giderim.”
“Yeter artık, yoruldum,” dediğimde beni kendisine çekti ve sarıldı. Aklımı kaçıracaktım artık. “Keşke gelmeseydim buraya.”
Rüzgar’ın gözleri doldu ve hızlı adımlarla banyoya gidip kapıyı kilitledi. Onun ağlama seslerini duyuyordum.
Ama ben de insandım, kaldıramıyordum. Yorgunlukla gözlerimi kapattım.
Sabah uyandığımda saati görünce hemen yataktan fırladım ve dün akşam kavga ederken topladığım eşyalarımı aldım. Taksiye atladığımda uçağıma yetişmiştim.
Zor bir yolculuğun ardından sonunda evime varmıştım. Binnaz yoktu.
Odama girdiğimde, kaşlarımı çattım. Yatağımın üzerine serdiğim çamaşırlar katlanmıştı, kenara koyulmuştu. Yorganım, ters şekilde serilmişti. Yatağımın kenarında ise kondom paketleri vardı. Bir an öfkeden nefes alamadığımı hissettim. Eve erkek atmıştı ve gerçekten de benim yatağımda mı yatmışlardı?
Sinirle yorganımı ve çarşafımı makineye attım. Deterjan koymak için deterjanımı ve yumuşatıcımı çıkardığımda ikisinin de yarıdan daha az olduğunu görünce dişlerimi sıktım. Yeni aldığım şişeleri kullanması nasıl bir saygısızlıktı?
Dışarıdan sesler duyunca cama baktım. Binnaz gri bir arabadaydı ve arabadaki adamın dudağına öpücükler yağdırıyordu. Kıkırdayarak arabadan indi.
Yukarı çıktığında gülümseyerek bana baktı. “Binnaz, benim yatağıma erkek mi attın?”
İfadesiz bir şekilde baktı. “Hayır canım dün gece ben de evde değildim ki şimdi geldim. Neyse canım ben dışarı çıkacağım, hazırlanmam lazım.”
Halsizce odama geçtim. Bitkin hissediyordum. Binnaz’ın sesini duyunca ve duraksadım.
“Çok güzel bir çanta aldım kendime, onlar el ele iş yerimin kapısından geçtiler ama ben hiç bakmadım, alışverişe çıktım.” Koridora çıktığımda kendi kendine konuşan Binnaz ile banyonun aynasından göz göze geldik ve bana dönüp kapıyı açtı. “Sevgilim bana çanta aldı, nasıl?” diyerek elindeki çantayı gösterdi. Tebessüm ettim. “Harika.”
Bu kadın kafayı sıyırmıştı. Birkaç dakika sonra evden çıktığında camdan ona baktım. Bu sefer beyaz bir araba gelmişti ve at hırsızına benzeyen bir adamın dudağını öpmüştü. Onu farklı arabalar alıyordu, otele gidiyordu, eve erkek atıyordu... Aklıma çok kötü şeyler geliyordu.
Binnaz gittikten sonra biraz uyuyup ev işlerimi halletmiştim. Hiç dinlenememiştim. Rüzgar’ın yanına gittiğime epey pişman olmuştum. Depresyonda gibiydim sanki. Her şey enerjimi sömürmeye yemin etmiş gibiydi.
Cansu sahile gelmem için mesaj attığında kalktım. Aynanın karşısına geçip bordo rujumu sürdüm ve siyah deri pantolonumla deri ceketimi giydim. Çantamı takıp evden çıktım.
Çıkınca gözlerim hemen duman çıkan kuleyi buldu. Çevreci bir insan olarak, buradaki firmalardan nefret ediyordum.
Çardağa geldiğimde, bizimkilerin bayağı kalabalık olduğunu görmüştüm. Selam vererek Cansu’nun yanına oturdum. Cansu beni sınıftakilerle tanıştırdı. Kumru, Cengiz, Aleyna, Atilla ve Ecrin. Melisa da oradaydı. Cansu kulağıma eğildi. “Az yiyişin, az. Boynun kızarmış.”
Korkuyla ona baktım. O ise lavaboya gideceğimizi söyleyip beni peşinden sürükledi ve kapatıcısını çıkarıp boynumdaki kızarıklığı kapatmaya başladı. “Cansu, kimseye söyleme olur mu? Bu benim için çok önemli.”
“Merak etme,” dedi ve geri döndük.
“Neden canın sıkkın?” dedi Cengiz. Demek berbat halde olduğum, dışarıdan da anlaşılıyordu. Onlara Binnaz’ı anlattım. Hepsi de şaşkındı. Ben üzgünken Melisa ve Cansu bunu dalgaya almışlardı.
Oysa kalacak başka yer yoktu ve ben hastalıklı Binnaz'a katlanmak zorundaydım.
Diğerleri bel altı sohbetler yaparken iğrenerek baktım.
İlk gün ne kadar iyi kızlar diye düşünsem de bugün onlardan da fazlasıyla uzaklaşmıştım kesinlikle. Bir süre sonra Atilla kalktı ve Melisa ile Aleyna da flörtleriyle buluşmak için yanımızdan ayrıldılar. Kumru bu gece Cansu’da kalacaktı ve biraz sohbet etmek için beni de çağırmışlardı. Kabul ettim. Biraz oturur oradan da eve geçerdim.
“Hadi ben sizi eve bırakayım,” dedi Cengiz. Biz istemezken Kumru ısrar etmişti.
Hepimiz arabaya geçtiğimizde Cengiz, şarkı açtı ve sesi fulledi. Bu saatte, serseri gibi gürültü yaparak evlerin yanından geçmemizden rahatsızdım.
Evin önünde durduğumuzda hoşnutsuz bir şekilde arabadan indim. Cansu ve Kumru da inerken duyduğum bağırma sesleriyle durdum ve sesin gelme yönüne baktım.
Orta yaşlı bir adam, Cansu’nun evinin bahçesinden bize bağırıyordu. “Ne yapıyorsunuz lan siz burada!”
Cansu korkuyla bana döndü. “Ev sahibim o.”