MASMAVİ(2)

1951 Kelimeler
Yemek masasındaki neşenin aksine sarışın delikanlı kaskatıydı. Oturduğundan beri tabağına aldığı peyniri tırtıklamaktan başka bir şey yapmıyor, babasının inceleyici bakışlarını altında rahatsızca kıpırdanıp duruyordu. Arslan'ın tam tepelerinde olduğu gerçeğini aklından her geçirdiğinde kalbi evi inletecek bir gürültüyle çarptığından yukarıdaki adamın varlığını aklına getirmemeye çalışıyordu. "Oğluşum yesene bir şeyler. On dakikadır bir lokma peyniri yiyemedin. " diyen annesinin sesiyle kafasını tabağından kaldırıp tam karşısında oturan, sarı seyrek kaşlarını endişeyle çatmış kadına kısa bir bakış atıp, iç geçirdi. "İştahım yok şu an anne, geçmiyor boğazımdan." dedi. "Ne oldu kuzum? Hasta mı oluyorsun yoksa he?" Masanın karşısından uzanıp alnını yoklayarak ateşini ölçmeye çalışan kadını, babasının, "Bırak Mihriban, ne hastası? Akşamdan kalmadır paşamız. Köpek gibi içip duran adamın midesinde yemek yiyecek hal mı kalır?" diyen babasının tok sesi durdurdu. Kadın alt dudağını ısırıp oğluna ben sana kaç kere dedim adlı bakışını atarak yerine geri otururken, Gökmen yerinde dikelip, "İçmedim baba, günahımı alma." diye mırıldandı. İçmişti ama her seferinde olduğu gibi yalan söyleyecekti. Babası alaylı bir nefes verip, "Ondan mı leş gibi anason kokuyorsun, he?" dedi sert bir sesle. Tibet Bey'in sesi azarlamazken bile azarlıyormuş gibi hissettirdiğinden Gökmen gözlerini kaçırdı. "Tamam varma üzerine çocuğun Tibet, gençtir, yapar arada kaçamak." dedi Mihriban Hanım, kocasının tabağına biraz daha yumurta bırakarak dikkatini dağıtmaya çalışırken. Tibet Bey, sabır çeker gibi kafasını bir yana eğip ağzının içinde söylendi. "Neyse kahvaltını et, abinle doğru dükkana gidiyorsun. Tüm gün aylak aylak yatmayacaksın evde." "Baba..." dedi Gökmen gerilirken. "Yetiştirmem gereken bir çalışmam var. Pazartesine kadar teslim etmem lazım. Vize puanım bu ödevden-" "Akşam işten dönünce oturur yaparsın." Diyerek kestirip attı babası. Gökmen'in bakışları yardım bekleyerek anında abisini buldu. Onun ne kadar dil döktüğünün bir önemi yoktu. Onu babasının hükmünden anca abisinin tatlı dili kurtarırdı. Göktuğ ağzına tıktığı yumurtayı çiğnerken, kafasını kaldırıp kardeşinin acıklı bakışlarına kısa bir bakış attı. Gözlerini devirirken, lokmasını hızlı hızlı çiğneyip yuttuktan sonra, "Baba, iznin olursa gelmesin bugün. Zaten sen dediğinden beri bütün boşluklarında dükkanda çocuk." dedi Göktuğ. Yalandı. Gökmen bir haftadır dükkanın kapısının önünden geçmiyordu. "Bırak bugün kalsın, ödevini tamamlasın. Zaten biliyorsun, Ahmet yanımda takılıyor sürekli. Bir şeye ihtiyaç olursa ondan destek isterim. En kötü yoğun olursak da ararım Gökmen'i gelir yardıma, dimi Gökmen?" Gökmen hızla başını sallayıp, "Gelirim tabii abim. Hele şu çalışmayı bir halledeyim de... az kaldı zaten." dedi. Babasının sert bakışları Göktuğ'dan Gökmen'e döndü. Oğlunu baştan aşağı süzüp, rahatsızca boğazını temizledi. "İyi." Gökmen aldığı tek kelimelik onayla rahatlasa da yüzünde mimik oynamadı. Evden çıkmaktan kurtulmuştu kurtulmasına da yukarıda hala pimi çekik duran bir bomba vardı ve Gökmen o bombayla ne yapacağını bilmiyordu. Gözleri Naz'a yumurta yedirmeye çalışan ablasına değince aklına olmayacak bir fikir geldi. Ondan mı yardım isteseydi? Ablası belki annesini ve çocukları alıp bir komşuya falan gidebilirdi. Gökberk'i de götüne vura vura kütüphaneye gönderebilirdi o zaman. Yerinde huzursuzca kıpırdanırken, çenesini düşünceli bir ifadeyle kaşıdı. Ablasının ne tepki vereceğini kestiremiyordu. Olumsuz bir tepki verir gibi gelmiyordu ama ilişkileri bu kadar yeniyken bir aile bireyinin öğrenmesini istemiyordu. Ne kadar çok kişi bilirse o kadar riskli olurdu. Düşüncelerinden ayaklanan abisinin çıkardığı sandalye gıcırtısıyla sıyrıldı. "Ben çıkıyorum." dedi Göktuğ, çayının kalanını diklerken. "Hadi afiyet olsun size." "Dur oğlum, beni de dükkana bırak." diyerek onunla birlikte ayaklanan babasıyla Gökmen neredeyse oh be diye çığıracaktı. Babasıyla Arslan'ın aynı evin sınırları içerisinde olması gerginliğini 100'le çarpıyordu. "Bırakayım tabii baba da Turgut abi yok mu?" dedi abisi, sandalyesini ittirirken. Turgut abi, babasının yardımcısıydı. Tibet Bey, araba kullanmaktan hoşlanmadığından o alıp, o bırakırdı gideceği yerleri. "Yok." dedi babası sandalyeye asılı ceketini giyerken. "Karısı gebe ya, doktor kontrolü mü ne varmış sabahtan." Abisi tam dudaklarını aralayıp onu onaylayacağı sırada yukarı kattan bir gümbürtü sesi geldi. Herkesin kafası aynı anda oraya dönerken, bir tek Gökmen büyüyen gözleriyle kaskatı bir şekilde boşluğa baktı. "O da neydi?" dedi Gökçe şaşkın bir sesle. "Ay hırsız falan olmasın?" dedi annesi bir elini göğsüne koyup, korkuyla. "Gündüz vakti ne hırsızı anne ya?" dedi Gökberk gözlerini devirerek. "Ne bileyim oğlum ben?" Gökmen titreyen ellerini yumruğa dönüştürürken, dişlerini birbirine geçirip, içinden esmerin ebesiyle haşır neşir olurken, ne yapacağını bilemeyerek öylece durdu. "Göktuğ, git bir bak bakayım. Kedi falan mı girdi acaba? " diyen babasının sözleriyle gerginlikten neredeyse kahkaha atacaktı. Vallahi de parmak basmıştı. Kedi girmişti harbiden. Hem de uğursuz bir kara kedi! "Kediii! Dede kediii istiyorum!" diyerek kıkırdayarak ayaklarını sallayan Naz'a, Atakan," Hayır, dedem bana karne hediyesi olarak köpek alacak. Kedi falan yok!" diye itiraz etti. Abisi yeğenlerini umursamadan kafasını sallayıp merdivenlere yöneleceği sırada birden ayaklandı. "Du-durr abi ya, bırak." dedi telaşını ve korkusunu sesine yansıtmamayı başaramayarak. Herkesin gözleri ona dönünce sertçe yutkundu. Soğuk soğuk terlediğinin ve titrediğinin dışarıdan belli olmadığını umarak, "Şövalelerden birini balkon kapısına yaslı bırakmıştım, rüzgar falan estiyse o düşmüştür. Uğraşma şimdi." dedi hızlı hızlı. Abisinin kaşları önce çatıldı, sonra havalandı. Gökmen o anda bir boklar karıştırdığının en azından abisi tarafından fark edildiğini biliyordu. Gözlerini itinayla ondan kaçırıp, alt dudağını dişleriyle hırpaladı. "Şövalelerini adam akıllı yerlere koyduğundan emin ol o zaman kardeşim." dedi Göktuğ, imayla. "Maazallah başına iş açmasın sonra." Kafasını sallayıp, ona ne olur beni ele verme adlı klasik bakışıyla bakarak, "Dikkat ederim bundan sonra." diye mırıldandı. Neyse ki kimse konuyu daha fazla uzatmadı. Abisiyle babasının evden ayrıldığını belirten kapı sesiyle yüksek sesle ohladı. Gözler bir kez daha ona dönünce, boğazını temizleyip, "Anne, bana iki sandviç hazırlasana. Çalışırken yerim ben." dedi anında. "Yapayım tabii oğlum, dur." Diyerek anında bütün bir ekmeği ikiye bölerek sandviç hazırlamaya başlayan annesinden gözlerini çekip ablasına döndü yeniden. Bu gerginlikle günü bitirmeden kendi biterdi. Bir de akşama babası dönünce bütün bu tantanayı baştan yaşamak zorunda kalacaktı. Yok, babası dönmeden Arslan'ı evden postalaması şarttı. "Abla..." dedi tereddütle. Gökçe'nin bakışları ona dönünce sertçe yutkundu. İyi mi yapıyordu kötü mü yapıyordu bilmiyordu ama aklına başka bir şey de gelmiyordu. "Az benle gelsene." dedi salonun çıkışını göstererek. Ablası tek gözünü kırpıp, kafasını hafifçe iki yana sallayarak, "Hayırdır?" deyince, "Gel bir iki dakika." diyerek ayaklandı. "Anneanne dayım yine bir şeyler karıştırıyor." diyerek sırıtınca, Gökmen ona ters bir bakış attı. Gökçe, Gökmen'e kalmadan oğlunun kafasına yumuşak bir tokat indirip, "Atakan, yumurtanı bitir ben gelene kadar çok konuşma." diyerek ayaklandı. Kasım kasım kasılan Gökmen önde, meraklı Gökçe arkada mutfağa kadar sessizlik içinde gittiler. Sarışın kadın içeri girer girmez, Gökmen arkasından kapıyı kapadı. Gerginlikle saçlarını karıştırarak yüzünü ablasına dönse de konuşacak cesareti bulamadı. "Konuşsana Gökmen. Ne oluyor?" dedi Gökçe, kıvranan kardeşine kaşlarını çatarak bakarken. "Abla..." dedi Gökmen alt dudağının içini kemirmeyi bırakarak. "Ne?" "Odamda biri var." Gökçe büyüyen gözleriyle, "Sakın erkek deme bana." dedi korkuyla. Gökmen suçlu bir çocuk gibi yerinde kıpırdanıp gözlerini kaçırdı. Keşke sadece erkek olsaydı diye geçirdi içinden. "Oha Gökmen!" dedi Gökçe, onun tavrıyla cevabını alırken. Ona doğru yanaşıp fısıltıyla bağırdı. "Kafayı mı yedin sen? Nasıl soktun adamı içeri?" "Ağaçtan tırmandı..." Gökçe, kardeşinin deli cesaretine sinirlendiğinden kafasının üzerine bir tane geçirip, "Geri zekalı! Alt beyninle düşünürsen olacağı bu tabii." diye homurdandı. Gökmen kafasını ovuşturup, "Bir şey yapmadık bile amına koyayım, daha o aşamada değiliz. Boşuna suçluyorsun." diye homurdanınca ablası ona inanmadığını belli eder gibi alaylı bir nefes verdi. Soyadı Pakdemir olup da nefsine düşkün olmayan tek bir erkek tanımıyordu. "Neyse tamam." Dedi boğazını temizlerken. "Arkadaşım dersin. Sorarlarsa da sabah sabah babam konuşmasın diye söylemedim diye geçiştirirsin." Gökmen, bir kez daha yerinde kıpırdanıp, ablasına kirpiklerinin altından çekingen bir bakış attı. Yanakları şimdiden hafifçe allaşmıştı. "Olmaz." dedi içine kaçan bir sesle. Ablasının kaşları çatıldı. "Niye olmasın? Trans falan mı, çok mu feminen, ne?" dedi anlamayarak. "Arslan." dedi Gökmen, ağzının içinde, bir kaçamak bakış daha atarak. "Ne Arslan? Arslan'ın konumuzla alakası-" Gökçe'nin mavi gözleri yuvalarını tehdit edercesine büyüdü. Ardından kendi çıkarımına güldü. "Ay yok canım daha neler?" dedi yüzüne dökülen bir parça sarı perçemi kenara itelerken. Bir kez daha alayla güldü. "Sen ve Arslan, yok canım aaa neler düşündürtüyorsun bana? Olacak iş değil. Sen nefret edersin o çocuktan. Birbirinizi gördüğünüz yerde gırtlaklıyorsunuz sonuçta." Gökmen alt dudağını ağzının içine çekip saç diplerini tırnaklarıyla hırpalarken, gözlerini kaçırdı. En iyisi kendi kendine inkar edip, yavaş yavaş kabullenmesiydi. Gökçe bir alaylı nefes daha verdi. "Yani hadi olsa bile öyle bir şey, hani mümkünü yok ama olsa bile, bir Akınal'ı evimize sokacak kadar çıldırmamışsındır herhalde?" Gökmen bu sefer de işaret parmağıyla şakağını kaşıyarak boşluğu izlemeye devam etti. İnşallah bu kabullenme süreci uzun sürmezdi. Malum yukarıda bir şeyleri deviren ve her an bir kez daha devirebilme potansiyeline sahip bir kedi vardı ve Gökmen'in onu ensesinden tutup balkondan fırlatmasına ramak kalmıştı. Ulan durup dururken yaşadığı bu aksiyona ne gerek vardı şimdi? "O kadar çılgın değilsin dimi Gökmen?" dedi ablası dişlerinin arasından. "Dimi ablacım, he? Hiçbir aile bireyini katil etmek istemezsin sen çünkü. Dimi kardeşim?" "Abla valla bak-" Gökçe bir elini sallayarak onu sustururken mutfak sandalyelerinden birine çöktü. "Sus Gökmen. Allah aşkına sus, defol git odana. Geleceğim ben." dedi onu kışkışlarken. "Ama abla-" "Gökmen sus dedim." dedi Gökçe sinirle. "Çık odana, bir kafamı toplayayım geleceğim." Gökmen derin bir nefes verip, ona söylenileni yaptı. Zira beklediğinden çok daha ılımlı bir tepkiyle karşılaşmıştı ve üzerine gitmemek en doğru olanıydı. Salona uğrayıp annesinin hazırladığı sandviçleri ve Atakan'ın meyve suyu şişesini koltuk altına sıkıştırarak, kimsenin bir şey demesine müsaade etmeden merdivenleri hızla çıktı. Cebine sıkıştırdığı anahtarı çıkarıp kapısını açtıktan sonra jet hızıyla kendini içeri atıp, tekrar arkasından kilitledi. Yüzünü odaya döndüğünde balkon kenarına çökmüş, bir elinde telefonu, diğerinde Gökmen'e ait sigarayla hala uyku mahmuru gibi gözüken adamı görünce kaşlarını çattı. "Neyi devirdin?" dedi ters bir sesle. Arslan, çenesiyle iki büklüm yerde duran şövaleyi gösterdi. "Şövaleyi. Kapandı tekrar oturtamadım. Altındaki zımpırtısı oynayıp duruyordu. Sorun mu oldu?" Gökmen gözlerini kapayıp yorgun bir nefes verdi. "Yok, hallettim." dedi mavilerini tekrar aralayıp ona doğru ilerlerken. Tam önüne oturup elindeki tabağı ve meyve suyu kutusunu ortalarına bıraktı. "Söndür şunu da zıkkımlan." dedi kendine ait sandviçi çatılı kaşlarıyla alırken. Arslan, hırsla ekmeğini ısıran sarışına kısa bir bakış atıp sigarasını küllüğe bastı. Endişeli gitmiş, sinirli gelmişti. Kaşları merakla havalanırken, sandviçini alıp," Kaderimizde Pakdemir ekmeği yemek de varmış." dedi yarım bir sırıtışla ekmeğe bakarken. "Pakdemir ******* yemene de az kaldı." dedi sarışın ortaya bıraktığı şişenin kapağını sinirle açarken. Ablasına söylemek zorunda kaldığı için kendini sinirli hissediyordu. İlişkilerinin varlığı gereğinden hızlı bir şekilde öğreniliyor, gereğinden fazla kişi tarafından biliniyordu. "Hayırdır sarı?" dedi Arslan ekmeğinden bir ısırık alırken. "Neye çıkardın yine dikenlerini?" Gökmen bir yanağını şişiren lokmayı ağır ağır çiğnerken ona kızgın bir bakış atınca esmerin dudakları kıvrıldı. Şiş yanağından ısırası gelmişti. Kocaman herif her geçen gün gözüne daha tatlı geliyordu. "Isırırım bak, bakma öyle." dedi lokmasını yutup, ekmeğinden bir ısırık daha alırken. Gökmen gözlerini devirip ağzının içinde homurdanınca güldü. "Babanla abin gitti, gördüm. Tehlike yüzde elli azaldı bence, gevşe biraz." dedi biraz önce Gökmen tarafından diklenen şişeyi alıp bir yudum almadan önce. "Ablama burada olduğunu söyledim." diye gönülsüzce mırıldanan sesle içtiği yudumu öksürerek geri çıkardı. Sarışın üzerine doğru sıçrayan sıvılara ters bir bakış atarken, "Birazdan buraya gelecek." diye devam etti. Arslan birkaç kez daha öksürüp, ağzını elinin tersiyle sildi. "Manyak mısın oğlum, niye söyledin durup dururken?" dedi şokla. Gökmen omzunu silkti. "Evdekileri oyalayabilecek ya da dışarı çıkarabilecek tek kişi o çünkü." dedi. "Aynı anda beş kişiyi oyalayacak kapasite yok bende. Tüm gün burada da saklanamazdın Arslan. İlla ki tuvaletin gelecek, susayacaksın, acıkacaksın... En mantıklısı buydu yani. " Esmer diliyle dudaklarını yoklayıp, alt dudağını gergince ısırdı. Bir süre sessizce mutsuz sarışınla bakıştıktan sonra derin bir nefes vererek arkasına yaslandı. "Ne söyledin? Yani sevgili olduğumuzu mu söyledin yoksa aramız iyileşti falan mı dedin?" "Arslan yukarıda dedim sadece. Artık kendisi ne anladıysa o." dedi sarışın, esmerin elinden şişeyi alıp elma suyundan birkaç büyük yudum alırken. "İyi bok yedin." diye homurdandı esmer kaşlarını çatarak. "Al amına koyayım, daha bir hafta olmadan çuvalladık resmen. Bir aya bütün mahalle duyar bu performansla." "Üstümde uyuya kalan sensin ulan, sızlanma boşuna." Esmer bir şey söyleyecek olduysa da vazgeçti. Kaçan iştahına rağmen tekrar elindeki ekmeğe geri dönerken kafasını iki yana sallayıp iç çekti. Dışarıdakiler neyse de evden birinin öğrenmesi iyi olmamıştı ama şu saatten sonra yapacak bir şey de yoktu. Tek dileği Gökçe'nin, Gökmen'le eski eşinin sivilceli yeğeninin oynaşmasına gösterdiği müsamahayı kendisine de göstermesiydi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE