Gece yarısını çoktan geçmişti. İstanbul’un o yorucu kalabalığı bile sessizliğe gömülmüş, sokak lambaları uykusuzlar için parlamaya devam ediyordu. Mervan ve Melih, ellerindeki telefona defalarca bakmış, gelen son mesajdan bu yana Yasemin’den haber alamamışlardı. “Biraz geç kalabilirim,” demişti sadece. O mesajın üzerinden saatler geçmişti. Mervan’ın yüzü taş kesilmişti, çenesini sıktıkça yanak kemikleri belirginleşiyordu. Melih ise ilk başlarda durumu hafife almış gibi görünse de, Yasemin’in telefonu bir kez daha “kapalı” çalınca elindeki montu yere fırlattı. “Bu kız böyle yapmaz,” dedi Mervan, ceketini giyerken. “Geç kalsa bile mutlaka yazar, mutlaka arar. İçim hiç rahat değil, Melih.” “Benim de değil!” diye çıkıştı Melih. “Aklım almıyor abi, başına bir şey mi geldi?” O cümle ikisinin

