Ailbert iki günü handa geçirmiş ve sonunda bu kadar uzak kalmanın bir manasının olmadığına karar vererek yeniden kaleye dönmüştü. İsabell'i öptüyse ne olmuştu ? Dünyanın sonu değildi ya? Onunla karşılaşmaktan neden bu kadar tedirgin oluyordu? Onu öpmüştü , pişman olması gerekirdi oysa değildi. Bu zamana kadar bir çok güzel kadından küçük öpücükler aldığı olmuştu fakat İsabell'i öpmek ruhunu özgür bırakmış gibi hissettirmişti. Attığı tokadın izi hala yüzündeymiş gibi hissederken atını Hubert'e teslim ederek kaleye girdiğinde İsabell ile burun buruna gelmeyi beklemeyerek durakladı. Ne söylemesi gerektiğini düşünürken onun kendisine kısa bir bakış atıp yanında geçip gitmesi karışısında kolunu tuttu. "İsabell.." dedi. "Konuşabilir miyiz?" İsabell Lord Ailbert'in kendi kolundaki eline bakıp da

