2.Bölüm ❅ "Büyük Günah"

3934 Kelimeler
Sınıfa geldiğimde herkes birbiri ile sohbet ediyordu, ilk dersi kaçırmış olmalıydım. Neler olup bittiğini anlayacak kadar ayılamamıştım henüz, ilaçlar o kadar çok uyutuyordu ki saat dokuzda başlayan okul derslerine bile geç kalmıştım. "Merhaba." Bir kız yanıma yaklaşırken boş olan sıraya çantamı koymuş üzerimdeki ceketi çıkarıyordum. "Merhaba." Dedim çabucak, ardından ceketimi askıya asıp bana selam veren kızın yüzüne dahi bakmadan sıraya oturdum fakat o pes etmedi ve önümdeki sıraya oturup bana doğru döndü. "İlaçlar yüzünden mi uyuya kalıyorsun?" Çantamın fermuarını açmak üzere olan elim donup kaldı, ağır bir yutkunuş boğazımdan aşağı zar zor kaydı. Dışarıdan bakıldığında anlaşılıyor muydu? Ya annemin benim yüzümden öldüğünü de anlarlarsa o zaman ne yapacaktım? "Anlamadım?" dedim baygın bakışlarımı kızın yüzüne çıkarırken, gayet de anlamıştım fakat gözlerim bile o kadar yorgundu ki yarım açılıyorlardı. Fakat yine de yarım yamalak açık olan gözlerim bile kızın güzelliğine bakmadan edemedi. Benim aksime sağlıklı bir cildi, parıldayan gözleri ve nemli dudakları vardı. Gözleri biraz kedi gözü yukarı doğru çekikti, burnu oldukça düzgün ve top gibiydi. O çok güzel görünüyordu... Sağ omuzlarının önüne düşen dalgalı kahverengi saçlarını geriye doğru atarken bana doğru eğildi. "Bu bakışları bilirim, çok sevdiğin birini kaybettin ve yaşamak için bir sürü ilaç içmen gerekiyor değil mi?" Çok güzel bir kız olmasının yanı sıra pek düşünmeden konuşuyordu, haklı olsa bile söyleme tarzı karşısındaki insanı yaralar cinstendi. Acılarım yetmezmiş gibi artık dış görünüşüm yüzünden insanların gözüne batmaktan korkar olmuştum. "Hep böyle patavatsız mısın?" dediğimde donup kaldı, ne demek istediğimi bir süre sonra anlamış olacak ki ellerini dudaklarına götürdü ve gözleri kocaman açıldı. İresilerindeki yeşiller parıldarken onu bu kadar inceleyip hem de düşüncesiz olduğunu söyleyerek kendimin ne olduğunu düşünmem gerekti. "Özür dilerim, ben de o yollardan geçtim sanırım bu yüzden sınırımı aştım." Dedikten sonra derin bir nefes aldı, gerçekten de acı dolu bir iç çekişti. "Bu kadar bakımlı ve iyi göründüğüme bakma." elini kalbinin üzerine koydu " Buradaki yarayı saklamak için bütün bunlar." Anlayamadığım bir suçluluk duygusu hırpalanmış şal gibi omuzlarımdan aşağı serildi, ona patavatsız derken haksızlık mı etmiştim? Gözlerindeki acıyı bu kadar iyi saklayan birisi samimiyetin izini bana da mı bırakmak istemişti? "Saklamaya çalışırsan kendini daha çok göstermek ister." Dedim yutkunurken fakat boğuluyor gibi hissederek boğazımı sesli bir şekilde temizledim. Annemi kaybettiğimden beri yutkunurken ya ağır bir gülle yutuyor gibi ya da boğuluyor gibi hissediyordum. Adını bile öğrenemediğim kızla başka bir şey konuşmadık, önüne yavaşça döndüğünde öğretmen sınıfa girmiş ve elindeki sınıf defterini masaya bırakmıştı. Dersin ne olduğunu bile bilmiyordum, ders programına bakamadan alelacele okula gelmiştim. "Yeni bir öğrencimiz var." Dedi öğretmen fakat sınıftan bazı kişiler "Yeni bir ineğimiz var demek istediniz hocam." Diyerek kendilerince dalga geçtiklerini sandılar. "Keşke sizde biraz inek olsanız." Neydi şimdi bu? Öğretmen beni mi savunmuştu? Beni savunurken bana inek denmesini kabul mu etmişti yani? Hiçbir şey söylemedim. Bir daha asla insanlarla zıtlaşmayacaktım, Nefes ile başıma ne geldiyse onunla diyalog kurmamdan doğmuştu. Önüne baksana demek bütün bunlara sebep olduysa bir daha hiçbir erkek ile işim düşmedikçe konuşmazdım. "Kendini tanıtmak ister misin?" diyen hocaya bakmadan kafamı iki yana salladım, kimsenin adımı bilmesini, nerede yaşadığımı, sevdiklerimin kim olduğunu bilmesini istemiyordum. Öğretmen üstelemeden derse geçtiğinde çantamdan boş bir defter çıkardım. "Evet arkadaşlar bugün insan fizyolojisi ünitesine giriş yapacağız. İlk konumuz 'Denetleyici ve Düzenleyici Sistem, Duyu Organları', isteyen not alabilir isteyen yatıp uyuyabilir sessiz olun yeter." Defterime siyah tükenmez kalem ile başlığı yazarken beyaz sayfaya renk katan kırmızı damlalara baktım, kaşlarım çatılırken burnumu elimle kapatarak ne yapacağımı bilemez halde sağa sola bakındım. Kan. Kan. Annem. Çığlık. Kan. Kan kokusu. Başımı iki yana salladım. Hayır kriz geçirmek için sınıf iyi bir yer değildi. "Lavaboya gidebilir miyim?" diyerek hızla sıradan kalktım, kanım artım parmaklarım arasından dışarı sızıyordu. "Tabii, bir arkadaşın gelsin ister misin?" sorusuna hızla başımı sallayarak odadan çıktım, başım dönmeye başladığında nereye gittiğimi bilmeden yürüdüm, kızlar tuvaletine girdiğimde birkaç kızın orada olduğunu gördüm ve hemen geri çıktım. Ne yapacaktım? Üzerimdeki formanın sağ bileği kan olurken çabucak konferans salonuna inen merdivenlerden aşağı indim. Burada kimse olmazdı. "Karen!" Annemin çığlığı kulaklarımda çınlarken olduğum yere çökerek ellerimle kulaklarımı kapattım. Nefes sesin hemen yanı başımda gibi zihnimin içinde dönüp duruyor, bacaklarım uyuşuyor ve soluklarım kesiliyordu. "Hayır, hayır lütfen. Annemi bırak, annem gitsin." İleri geri sallanarak sessizce ağlamaya çalışırken göğsümün ortasındaki sancı arttı, birisi beni görecekti. Birisi beni görecekti ve annemin benim yüzümden öldüğünü herkese söyleyecekti. Ağlama. Ağlama. Annem. Annem. Annem benim yüzümden öldü. "Annem." Diye fısıldadım daha çok sallanırken "Annem benim yüzümden öldü." "Annem." Bir ağıt daha. "Annem." "Annem benim yüzümden öldü." Delirmek üzereydim, anılar bir toz bulutu gibi ciğerlerime dolup aynı şeyleri tekrar tekrar yaşatırken birisinin kafama ceketini örttüğünü hissettim. Beni kendine çektiğinde bedenim hala sallanmaya çalışıyordu, sırtımı hafif hafif vuran eli hissettiğimde sallantılarım titremeye dönüşmüştü. Bana sarılan kimdi bilmiyordu ve oldukça korkuyordum fakat krizim beni daha çok korkutuyordu. "Annem." Dedim tekrar fakat istemden ağzımdan çıkıp duruyordu. "Geçti." Diyerek bana daha sıkı sarılan kollara tepki veremeden bir süre titredim. Kafama örttüğü ceket sayesinde sanki kimse beni göremeyecek gibi hissediyordum, titremelerim kısa bir süre sonra kesilirken geriye kalan halsizlik yüzünden kollarının arasında olduğum bedene yaslanmıştım. Ceketin altında nefes almak daha rahat hissettirmişti, evde yorganın altında uyumak benim için bir alışkanlık haline gelmişti çünkü. "İyi misin?" Beni yavaşça kendinden uzaklaştırırken bu sesi tanıdığımı fark ettim ve gözlerimin önüne Ateş'in siması düştü. Korkuyla geriye doğru sinerken sertçe yutkundum ya herkese bu hale düştüğümü söylerse? Ya acı çekmem hoşuna gittiyse ve artık oda bana acı çektirmek isterse? "Karen, iyi misin?" Ben olduğumu bile biliyordu, bu karanlıkta beni nasıl tanımıştı? "İyiyim." Dediğimde kafamdaki ceketi yavaşça kaldırdı, koridorun sonundaydım ve küçük dikdörtgen bir pencereden düşen ışık yüzünü aydınlatıyordu. "Emin misin?" Bir süre bir şey diyemeden gözlerine baktım artık ondan, herkesten korktuğumdan daha çok korkuyordum. "Bunu..." dedim çaresizce "Başkalarına söyleyecek misin?" Ne dediğimi anlamamış olacak ki birkaç dakika bekledi daha sonrasında kafası karışmış gibi derin bir nefes aldı. "Karen beni hatırlamıyor musun?" Yusuf'u kurtarmıştı bunu mu diyordu? Ben iyi birisiyim demek miydi bu? "Hatırlıyorum, Yusuf'a yardım eden çocuksun." Gözlerinden bir duygu geçti ama yakalayamadım sanki beni çok öncesinde tanıyordu ve ben onu unuttuğum için hayal kırıklığına uğramış gibiydi. "Daha önce tanıştık mı?" dediğimde ceketini kafamdan tamamen kaldırıp kucağına koymuştu, dizlerinin üzerine hemen karşıma çökmüştü. "Hatırlamıyorsan tanışmadık demektir değil mi?" Haklıydı, henüz kendime gelememiştim anlaşılan. "Beni burada bekle." Yerinden kalkıp merdivenlerin olduğu tarafa yürürken kalçamı yere koyarak dizlerimi kendime çektim, o kadar zayıftım ki kemiklerim batıyordu fakat buradan çıkmak istemiyordum. Pencereye doğru dönerken başımı arkamdaki duvara yasladım. Bu yara bir gün gerçekten kabuk tutacak mıydı? İnsan oğlu her şeye alışır mıydı? "Burada ne işin var? Sürekli seni kurtaramam." Diyerek hemen yanıma çöken kişiden uzaklaşacakken tanıdık mavi gözler kolumu kavradı, neden derste değildi? "Kandan nefret ederim." Diyerek dudaklarımla burnum arasındaki kanı baş parmağıyla sildi. "Dokunma bana." Diyerek elini itekledim fakat sonuçtan memnun olmamış gibi çenemi tutup ona dönmemi sağladı. "Korkma seni yemem, rahat dur." Dedikten sonra cebinden çıkardığı peçete ile kanı sildi. "Belki de yerim bilmiyorum." Gözlerimi kocaman açarak elini itekledikten sonra geriye doğru kaydım. "Ne diyorsun sen ya?" Erkeklerden nefret ediyordum, neden sürekli beni bir seks objesi yerine koyuyorlardı? "Şaka yaptım. Sanki yenecek bir yerin varmış gibi." Diyerek gözlerini devirip kollarını dizlerinden aşağı uzattı, avucunun içindeki kanlı peçeteden gözlerimi kaçırdım. "Senin gözüne hitap etmek zorunda değilim." "Seni bu hale getiren ne? Kimi kaybettin?" Derin bir nefes alıp, nefesimi içimde tuttum. Bu kadar anlaşılıyorsa yapacak bir şeyim yoktu. "Annemi." Aylar sonra ilk kez annemi kaybettiğimi birisine söylerken rahatsız olmamıştım. "Üzüldüm." Dedi kuru bir sesle, üzülmediğini biliyordum ama sorun değildi nihayetinde benim acımdı. "Benim yüzümden öldü, peşime bir sapık takıldı. Aileme söylemedim, açık öğretime geçtim kaçabilmek için fakat beni yine buldu. Annem beni kurtarmaya çalışırken onu öldürdü." Bir anda bana döndü. "Ne?" "Şuan nerede olduğunu bilmiyorum, şoka girdiğim için çoğu şeyi unuttum. Beni birisi kurtarmış fakat onu bile hatırlamıyorum." "Seni kurtaran kişiyi...hatırlamıyor musun gerçekten?" dediğinde başımı iki yana salladım, beni kurtaran kişi kimdi bilmiyordum fakat ondan özür diliyordum. Yaptığı şeyin karşılığı unutulmak olmamalıydı. "Yazık olmuş." Dedi Merih fakat bana mı yoksa beni kurtarana mı yazık demişti ayırt edememiştim, ucu açık ve ifadesiz konuşmuştu. "Karen." Ateş'in bize doğru geldiğinde ayağa kalkıp ona adımlayacaktım ki Merih bileğimi kavradı. "Nereye gidiyorsun?" Şaşırmıştım çünkü böyle bir atak beklemiyordum, Merih'in gözlerindeki öfkeye anlam veremezken bileğimi çekmedim çünkü bırakmayacağını biliyordum ve bu bana sadece eklem ağrısı verirdi. "Ateş'in yanına." Dediğimde Ateş çoktan yanımıza gelmiş Merih'in elini çekerek bileğimi kurtarmıştı. "O benimle." Merih her harfin üzerine basarak konuştuğunda Ateş sırtımdan yavaşça itekleyerek merdivenlere yürümemi sağladı. "Kız daha yeni geldi." "Benim kızım." Diye bastırdı bu kez Merih, bu kavgaya ortak olmak gibi bir niyetim yoktu bana da dokunmadan kavga edebilirlerdi. "Merih bu çocukça tavırlarını başka zamana sakla." Ateş benimle birlikte yürürken birkaç gürültü duydum ve sonrasında bir şey Ateş'in bedenini omzundan çevirdi ve yumruğunu yüzüne indirdi. Duyduğum gürültü Merih'in ayak sesleriydi. "O benim kızım dedim. Ona yaklaşma bile." Ben olayları tamamen idrak edene kadar Ateş kalkıp Merih'e yumruk atmıştı, daha okula geleli 2.günümde ve şimdiden lise romanına sıkışmış ana karakter gibiydim. Merih'in bu kadar kızıp, benim kızım diye tutturması da neydi? "Onun bundan haberi var mı?" İkisinin kavgasına karışmak gibi bir düşüncem yoktu, koşarak merdivenleri çıktığımda teneffüs zili çalmıştı. Öğretmenler odasından çıkan nöbetçi öğretmeni gördüğümde koşarak yanına gittim. "Şey..." dedim ne diyeceğimi bilmeyerek "Konferans salonunun olduğu katta Merih ve Ateş kavga ediyor." Hoca sakin bir şekilde aşağı kata inen merdivenlere yürürken Ateş saçlarını düzelterek merdivenlerden yukarı çıktı, hiç kavga etmemiş gibiydi. "Ateş kavga mı ediyordunuz?" Merih neredeydi? Ne ara kavgayı durdurmuşlardı? "Ufak bir tartışma hocam, kavga değil." Ne? Birbirlerine yumruk atmışlardı! "Arkadaşınız kavga ediyorlar demişti?" diyerek bana dönen öğretmene gözlerimi kırpıştırarak baktım, Ateş bana bakarken nasıl söyleyecektim asıl olanı? "Ben tartışma kavgaya döner diye düşündüm, özür dilerim." Dediğimde öğretmen sınıfa gitmemizi söyleyerek üst kata çıktı. Onun arkasından bakarken Ateş cebinden çıkardığı ıslak mendili bana uzattı. "İyi misin? Sana olur olmadık şeyler söylemedi değil mi?" "Benim kızım demesi dışında mı?" diyerek sorduğumda elindeki ıslak mendile bakıyordum, bunu getirmek için mi gitmişti? "Islak mendilim var teşekkür ederim." Sınıfıma çıkmak için yöneldiğimde Ateş hiçbir şey söylemedi ve attığım adımların gerisinde hareket etmeden durdu. Hayatımda hiç kimseyi istemiyordum, insanların benden uzak durması neden bu kadar zordu? Duraksayıp kulaklarımda çınlayan sesi susturmaya çalıştım. "Özür dilerim, geç kaldım." Ateş'in sesi ıstırap dolu bir tonla zihnimde parçalanırken yeni bir tanesi geldi. "Özür dilerim, geç kaldım." Başımı iki yana salladım, bana tanıştığımızdan beri böyle bir şey söylememişti. Öyleyse neden bu ses anlam veremediğim bir yakınlıkla zihnimin için parçalanıp duruyordu? Neden onu gerçekten hatırlayıp hatırlamadığımı sormuştu? Yoksa... Adımlarım yere mıhlandı. Ateş'i tanıyor muydum? Beni kurtaran kişi o olabilir miydi? Ani bir hareketle merdivenlere yöneldiğimde Yağız'ın yukarı çıktığını gördüm, Ateş'in yanına gitmekten vazgeçip sınıfıma koşarken derin nefesler alıyordum umarım benimle uğraşmazdı. Sınıfa girdiğimde hiç kimse dönüp bana bakmadı, sabah benimle konuşan kahverengi saçlı, yeşil gözlü adını bilmediğim fakat güzelliğinden ağzım açık kalan kızın başını sıraya koymuş karşısındaki duvara baktığını gördüm. Gözlerini bir kere bile kırpmamıştı ben sırama gidene kadar. Nasıl olduğunu sormalı mıydım? Sırama oturduğumda Yağız sınıfa girdi, donuk bakışları beni buldu aynı tepkisizlikle arkadaşlarına döndü ve onlara kocaman bir sırıtmayla ilerledi. Kendi muhabbetlerine daldıklarında ben hemen önümdeki sırada duran kızı izliyordum ve korkunç bir şey fark ettim. Omuzları ya da göğüsleri inip kalkmıyordu nefes almıyor gibiydi, bu kadar uzun süre gözlerini kırpmadan duramazdı... Hayır... Hayır... Yerimden temkinli bir şekilde kalkıp kızın omzunu sarstım fakat tepki vermemesinin yanı sıra göz bebekleri hareket dahi etmedi. "İyi...misin?" dediğimde bunu neden sorduğumun bile farkında değildim, ne yapacaktım? "Yağız!" diye bağırdım dehşetle, yerimden kıpırdayamıyor hiçbir şey düşünemiyordum. Yağız adını haykırmamla şaşırmış olacak ki ciddi bir ifadeyle bana baktı fakat yüzümdeki dehşeti görünce rengi attı, oturduğu sıradan hızla kalkarken dolan gözlerimi kırpıştırdım. "O..." nefes alamadım. O ne? Sabah adını bile sormadığın kız ölmüştü. Kimse onu görmemiş ve belki de tüm ders boyunca burada böylece yatmıştı. "Asel." Yağız kızı sertçe sarsarken bedeni sıradan aşağı kaydı ve yere düşmeden önce Yağız onu yakaladı. "Asel!" "Hiç kontrol etmediniz mi onu?" diye bağırdım sırasında oturan birkaç kişiye, belki de görünmez olmak o kadar da güzel değildi. "Sınıfın kapısını aç Karen." Yağız'ın sesiyle hareket etmeyi başarıp sınıfın kapısını açtım, nabzını dahi kontrol etmediği kızın bedenini revire taşırken nöbetçi öğretmen ile göz göze geldim fakat durup konuşacak zamanım yok diye düşünmüştüm ta ki gözlerimin önüne bir şey düşene kadar. Yağız'ın gittiği yönün tersine sınıfa geri koştuğumda nefes nefese kalmış bir şekilde az önce yattığı sıraya baktım. "Saklamaya çalışırsan kendini daha çok göstermek ister." Sırasının masasına kazıdığı cümleye bakarken saç diplerimin yandığını hissettim. Tırnaklarım avucuma geçerken ona bunu söylediğim için kendimden nefret ettim, belki de saklamaya çalışmasını sadece izlemeliydim. İnsanlar benim hayatımdan uzak dursun derken ben başkasının hayatına müdahale etmiştim. Sınıftan ağır adamlarla çıkarken revire doğru sırtımı ezen acıyla yürüdüm. Kelimelerin bazen bir kılıçtan daha keskin olduğu gerçeğini unutuyordum. Benim hatamdı. Ona neden adını sormak yerine patavatsız demiştim ki? Yanımdan koşarak geçen hemşirenin rüzgarı ile kendime geldiğimde adımlarımı hızlandırıp revire girdim. "Neyi var?" diye sordu kadın alelacele. "Ölmüş." Yağız'ın ruhsuz sesi kulaklarıma ulaştığında donup kaldım, ölmüş müydü? Sırtımı duvara zar zor yasladığımda hemşire korkuyla nabzını kontrol etti. Öylece, sırasının üzerinde duvarı izleyerek tek başına ölmüş müydü? Hiç kimse onu ve acısını görmemişti... "Neyi oluyorsun?" diye sordu kadın Yağız'ın bakışları kızın renksiz yüzünü bulduğunda açık gözlerindeki irisleri sabahki gibi parıldamıyordu, mat bir yeşildi. "Ben...abisiyim." Karnıma yumruk yemiş gibi oldum. Yağız kız kardeşine sırasına kazıdığı cümleyi benim yazdığımı bilse beni öldürürdü. "Yağız! Kardeşinin sıraya yazdığı şeyi görmen lazım." Kimin söylediğini bile bilmediğim cümleyle kalbim bir kuş gibi göğüs kafesimin içinde çırpındı. Birileri koştururken ve birileri konuşurken uğultulu sesler, yavaşlatılmış zamanla yaslandığım duvar ile ilişiğimi kesip sedyenin üzerinde öylece yatan kıza yöneldim. Açık gözlerini neden kimse kapatmamıştı? "Özür dilerim, sana saklamaya çalışırsan kendini daha çok göstermek ister derken kastım daha kötü olacağı değildi." Dedim fakat hayır kastım tamamen buydu üstüne toprak attıkça köklerini daha da büyütecekti. "Ben...özür dilerim Asel." Arkamda birinin varlığını hissettim, Merih'in mavi keskin bakışları beni bulduğunda sertçe yutkundum duymuş muydu? "Ona kendini öldürmesini mi söyledin?" Ellerim titredi. "Hayır, hayır böyle bir şey söylemedim." Bütün bedenim ve sözlerimle bunu reddettim. "Öyleyse ondan neden özür diledin?" diyerek bana doğru birkaç adım attığında geriye doğru giderek etrafımda hiç kimse var mı diye kontrol ettim. "Adını...sormadığım için." Dediğimde Merih'ten neden bu kadar korktuğumu anlamaya çalıştım. "Adını özür dilerken söyledin ama?" bir adım daha attığında sırtım duvara yapıştı, korkuyla nefes alırken dolan gözlerimi kırpıştırdım kendimi ifade edemediğimde böyle olmasından nefret ediyordum. "Neden beni sıkıştırıyorsun? Ben ona kendini öldürmesini söylemedim." İki elini başımın kenarına koyduğunda en başta söylediğim cümleyi duyup duymadığını düşündüm. "Karen...yalan söyleyen insanları hiç sevmem." Dediğinde bir eli saçlarımın arasından boynuma indi, soğuk parmak uçları tenimde dolaşırken irkilmiş bir şekilde gözlerimi yere indirdim. "Yalan söylemiyorum." Diye fısıldadım fakat ona söylediğim sözün onda nasıl bir etki bıraktığını bilmiyordum. "Saklamaya çalışırsan kendini daha çok göstermek ister. Bunu ona söyleme sebebin neydi? Sana ne anlattı?" Yüzüme biraz daha eğildiğinde nefesini tenimde hissettim fakat beni çok daha rahatsız eden şey suçlanıyor olmaktı. Elini tutup tenimden uzaklaştırdığımda kasılan midemi sakinleştirmeye çalıştım. "Bana dokunma, uzaklaş." Diyerek onu iteklediğimde daha da inat etmiş gibi iki eli arasındaki mesafeyi azaltarak bana biraz daha yaklaştı. "Karen..." dedi Merih fısıldayarak "Senden uzak durmak istemiyorum." Büyük bir sarsıntı bedenimi esir aldı ve gözlerim hızlıca Merih'in gözlerine çıktı, burnun ucu burnumun ucuna değerken kendimde hiç olmayan bir güçle Merih'i itekledim, tokat atmak gibi bir girişimde bulunmadım çünkü buna izin vermeyeceği aşikardı. "Sakın bir daha bana dokunma." Diyerek yanından geçeceğim sırada önüme geçti, neden böyle yapıyordu şimdi? "Ateş'le bir daha konuşmazsan sana dokunmam." Ne demekti bu? Kendini ne zannediyordu? "Sen..." ne diyecektim? Daha ileri gitmesinden korkuyordum, bu bedenle gücüm kimseye yetmezdi. Babama okulumu değiştirmek istediğimi ya da açık öğretime geri dönmek istediğimi söylesem ne derdi? Tabii önce eve uğraması gerekiyordu. "Bana karışamazsın." Diyebildim sadece, daha fazlası için gücüm de cesaretim de yoktu. Gideceğim sırada bileğimi ve çenemi kavradı inatla yüzünü yüzüme yaklaştırırken gözleri gözlerime değil dudaklarıma bakıyordu. "Karen, Yağız'a kardeşine ne söylediğini söylememi istemiyorsan sözümü dinle." Çekmeye çalıştığım bileğim donup kaldığında gözleri nihayet gözlerime çıktı, bu kadar kötü ve tehditkar olmasına gerek var mıydı? Bunu bana neden yapıyordu? Ben neydim ki insanlar için? Güçlerini gösterebilecekleri bir obje mi? Yağız mı daha kötüydü Merih mi? "Tamam, konuşmam." Dedim içinden bulunduğum andan sıyrılmak için bir daha onu görmeyeceğimden emin olacaktım. Beni bıraktığında hızlıca revirden çıktım, hemşire ile göz göze geldiğimizde yanında Müdür ile revire gidiyordu. Ortada bir ceset vardı ve herkes çok sakindi. "Bu ilk defa olmuyor ki." Arkamda konuşan kızların sohbetinden uzak durmaya çalışsam da başaramadım. "Daha önce de ölen ya da intihar eden öğrenciler olmuş. Üzerini kapatıyorlar bence." Sesler kime aitti bilmiyordum fakat bu bilgi beni dehşete düşürdü. Şehrin en iyi özel okulunda önceden de ölenler var mıydı gerçekten? "Bence Merih öldürdü, ne zaman birisi ölse hep revire gidiyormuş." Duraksadım, kızlar yanımdan geçip giderken ellerim boğazıma gitti. Parmakları neden o kadar soğuktu ki? Neden revire gelmişti? Arkamı dönüp revirin kapısına baktığımda Merih elleri cebinde yüzündeki tuhaf gülümseme ile tepkisizlik arasındaki ifadeyle içeriden çıktı ve göz göze geldik. O...neden memnun gibi görünüyordu? Bedenim bakışları altında ezilirken ne yapacağımı bilemez halde ona bakmayı sürdürdüm. Bana göz kırptığında sadece baktım. Onu öldürmüş olamazdı, kötü olabilirdi fakat o sadece lisede okuyan bir öğrenciydi. Bu kadar ileri gidemezdi. "Bugün ders yok arkadaşlar, herkes evine gitsin. Soruşturma açılacak, bitene kadar kimseye bundan söz etmeyin." Sınıftan çıkan öğretmenden sonra içeri girdiğimde herkesin toparlandığını gördüm. "İyi oldu, bugün uykum vardı." "Çok saçma biri öldü diye ders mi iptal edilir?" "Yazık oldu çok güzel kızdı lan, bir kere düşürseydim keşke. Alışıktır zaten." "Neden öldü acaba?" "Kendi halindeydi, yazık." Her kafadan bir ses çıkarken midem bulandı, insanlar bazen çok iğrenç olabiliyordu. Sırama oturup yavaş yavaş eşyalarımı toplarken kitabımın arasından yere bir kağıt düştü, diğerleri sınıftan çıkarken katlanmış kağıdı kaldırıp üzerindeki güzel el yazısına baktım. 'Asel' Kağıdı tutan parmaklarım acırken açıp okumaya cesaret edemedim. İçinde yazan kelimeler beni öylesine korkutuyordu ki. Belki de içerisinde önemli bir şey yazıyordu ve okuyup hemen söylemem gereken birileri vardı... Kağıdı titreyen parmaklarımla açtım. "Merhaba Karen, adını nereden bildiğimin bir önemi yoktur artık çünkü sen bunu okuduğunda ben ölmüş olacağım. Ölümüm için kendini suçlama, uzun zamandır düşündüğüm bir şeydi sadece seni görünce konuşmak istemiştim." Kağıdı ters çevirip bakışlarımı karşımdaki duvara diktiğimde hıçkırıklarım dudaklarımı parçaladı. Sadece konuşmak isteyen bir kızı terslemiştim. Belki de onunla biraz sohbet etsem hayat onun için daha katlanılabilir bir hal alacaktı. "Derste burnun kanadığında endişelendim, umarım iyisindir. Bu kağıdı sana yazmamdaki sebep benim gibi ölümü çıkış olarak görmemeni temenni etmemden. Başkalarına acımı sıkıntımı nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama sana anlatabilirim diye düşündüm. Bunu okuduğunda söyleyemediklerimi abime sen söyle. Babam hayır o babam değil ona nasıl hitap etmem gerek bilmiyorum, biyolojik babam bugün toprağın altını daha rahat bulmamın ölümü kurtuluş olarak görmemin yegane sebebi o. Bana yaptıklarını harfiyen yazacağım fakat bunu kaldırabilir misin bilmiyorum. Kağıdın sonunda imzam ve kimlik numaram var böylece bu kağıt bir kanıt niteliği taşır. Tabii babam o adam üzerini örtmezse. Her şey 14 yaşımda emin olamıyorum daha erken de başlamış olabilir, o kadar hatırlamak istemiyorum ki. Bu kabusun ne zaman başladığını bilmiyorum fakat önemi de olmamalı. Uzun zamandır babamın cinsel istismarına uğruyorum, yatağımın altında bir hafıza kartı var son zamanlar da daha bilinçli olduğum için her şeyi çekip o karta yükledim, babamın yapacağı ilk iş telefonumu yok etmek olacaktır çünkü. Yaşarken bununla yüzleşemedim Karen, herkes öğrendiğinde bir suçum olmasa bile utancımdan yaşayamayacağım zaten. Keşke babam hiç olmasaydı, sokaklarda büyüseydim. Okula gelmeden önce, okuldan geldikten sonra, hafta sonları, gece uykumun arasında her istediği vakitte bedenime her istediğini yaptı. Bacaklarımdaki yaralar, göğsümdeki delikler ona ait." Kağıdı ani bir hareketle sıraya attım. Daha fazla okuyamazdım bunu yağıza veremezdim fakat söyleyebilirdim. Bunu okursa neler hisseder düşünemiyordum. Bilmem gereken başka bir şey var mıydı peki? Bıkkın bir şekilde kağıdı kaçıncı kez elime aldığımı bilmeden derin nefes aldım, sonuna kadar gelmeliydim. "Kaç kez bilmiyorum 3 hayır belki 4 rakamları boş ver, hamile kaldığım için kürtaj yaptırdı. Hastanelere parayı verip susturdu fakat belgelerin hepsi ben de var. Belgeleri annemin mezarına poşete koyup gömdüm, içerisinde yine videoların bulunduğu bir disk var. Babam ölüm haberimi alır almaz odamı aratabilir diye orada. Adresi sana vereceğim." Sınıfın kapısı açıldığı Merih'i gördüm ve kağıdı alelacele katlayıp çantamın ön gözüne koydum. "Neden hala buradasın?" dediğinde hiçbir şey demeden çantamı toparlayıp askılıktan montumu aldım. Onunla daha fazla yüz göz olmak istemiyordum. "Gidiyordum." "O kağıt neydi?" diye sorduğunda derin bir nefes aldım, her şeyi bilmek zorunda değildi. Asel'in sırasına yönelip eşyalarını çantasına hiçte nazik olmayan bir şekilde koyarken söylendi. "Aptal kız." Sınıftan çıkmak üzereyken ona dönüp kaşlarımı çattım. "Kime dedin sen? Asel'e mi? Neden çantasını sen topluyorsun bırak!" diyerek ona adımlayıp ellerini ittirdim, kağıdın hepsini okumamıştım fakat Merih'in hareketleri şüphe uyandırıcıydı. "Yağız istedi." Dedi güçsüz bir tonla, onu ittirmemin karşılığında geriye çekilmişti. "Hepsi siz erkekler yüzünden." Diye söylendim ben de. "Siz olmasanız her şey daha kolay olurdu, tek yaptığınız üzerimizde gücünüzü göstermek. Bu kadar iğrenç ve kötü olmak zorunda mısınız?" Çantasını hızlıca toparlarken bakışlarım masadaki yazıya kaydı. Avuçlarım sanki orayı silebilecekmiş gibi üzerlerinde ileri geri giderken gözyaşlarım yanaklarımdan akmaya başladı. Evet benimde ağır bir acım vardı fakat ben bir gün de yaşadığımın acısını aylardır çekiyordum fakat o kız her gün yaşadığının acısını aylara pay etse asırlar sürerdi matemi. "Siz olmasaydınız! Her şey! Daha! Kolaydı! Kimse ölmezdi! Kimse! Kadınlar bir obje yerine konmazdı! Hepinizden nefret ediyorum! Nefret ediyorum! Hepinizi öldüreceğim!" diyerek hızımı alamadım ve bağırdım. Merih durduğu yerde beni izlerken acıyan avuç içlerimle sıraya baktım, kanım Asel'in mektubundaki çizgiler gibi kelimelerin üzerini çizmişti. Dizlerimin üzerine çöktüğümde ağlayarak bana uzanan nefretin ellerini tuttum. Bana anlatmasına izin versem belki de yaşardı. "Bana anlatmak istemişti..." dedim titreyen sesimle "Ona patavatsız dedim." Dediğimde Yağız'ın varlığını sonradan fark ettim. "Kardeşime ne dedin sen?" diyerek korkutucu bir sakinlikle bana yöneldiğinde Merih önüme geçti, "Ne dediğini bilmiyor, şokta." "Kardeşim ona anlatmak istemiş! Ve sen ona patavatsız deyip dinlemedin mi?" diye bağırdığında bana ulaşmak istedi fakat Merih onu sertçe itekledi. "Yağız kendine gel." Yağız bana bakarken bir anda Merih'e döndü. "Benim kardeşim öldü lan! Bu aptal hiçbir şeye benzemeyen kızı mı koruyacaksın?" Aptal ve hiçbir şeye benzemeyen kız. Yağız'ın gözünde böyleydim demek. Sorun değildi. "Yatağının altında hafıza kartını olduğunu söyledi, içindekilere bakmadan direkt polise götürmeni istedi. Baban 14 belki de daha önceden beri cinsel istismarda bulunuyormuş." Dediğimde Yağız donup kaldı fakat şimdi söylemezsem bir daha söyleme şansım olmazdı. "Sen benden de aptalsın, kız kardeşin seninle aynı evde yaşamış bunları." Büyük bir sessizlik oldu. Biran için Yağız'ın beni yerin yedi kat dibine gömeceğini sandım. "Karen sen git hadi." Diyen Merih'in ensesine baktım, bana dönse kötü bakışlarımı göz bebeklerine dikebilirdim fakat önümde durmuş Yağız ile bakışıyordu. "Git, gitmezsen seni öldüreceğim." Yağız'ın sesiyle daha fazla oyalanmadan ayağa kalktım ve çantamı koluma takarak sınıftan dışarı çıktım, nasıl aptal diyebilirdi ki bana? Kendisi bu okuldaki en aptal kişiydi. Kardeşinden haberi olmayan, zorbalık yapan, notları kötü olan işe yaramaz bir aptaldı. Attığım adımlar dururken çantamdaki mektubu çıkarıp geri sınıfa yürüdüm, suratına vurmak istediğim şey buydu nasıl olsa kardeşine ne dediğimi de öğrenmişti. İçeri girmek için kapıya uzandığım sırada Merih sesiyle duraksadım. "Şuan insanlara saldırmak için doğru bir zaman değil. Kız kardeşinin hakkını savunmalısın Yağız." "Çatlak kıza inandın mı yani? Babam Asel'e böyle bir şey yapsa anlardım." Dediğinde kendisi bile emin değildi, kız kardeşi bunu çok iyi sakladıysa nasıl anlayabilirdi ki? Bazı insanlar acılarını çok güzel gizlerdi anlamazdınız. "Yağız..." dedi Merih fakat Yağız başını ani bir hareketle kaldırıp cama yürüdü. "O kızın dediklerine hayatta inanmam. Kendi hayatıyla ilgili bir şeyi bile hatırlamaktan aciz, kendi yaşadığını Asel yaşamış gibi yap---" "Yağız." Dedi Merih sert bir sesle lafını keserken "Saçmalıyorsun." "Onu kimin kurtardığını bile hatırlamıyor kız, kafası kırık onun ne dediğini bilmiyor." Diye çıkıştı Yağız, bunu nereden biliyorlardı? Kapıyı açacağım sırada arkamda birisinin cıkladığını duydum. "Kapı dinlemek sana hiç yakışmıyor Karen." Arkamı döndüğümde Ateş'le göz göze geldim, gözlerinin kahvesi o kadar canlıydı ki ona baktığım zaman aklıma annemin bana yaptığı sıcak çikolata geliyordu. Sıcak çikolata mı? Ben ne diyordum? "Kapı dinlemiyorum, bir şey verecektim." Dediğimde ellerini cebine koydu, temiz yüzlü oluşuna zıtlıkla hareketleri serseri gibiydi. İyi birisi mi kötü birisi mi anlamamıştım. "Yalan söylemek büyük günah." Bana doğru adımladıktan sonra kapının kolunu tutarak yüzüme doğru eğildi, "Tıpkı senin gibi."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE