Konağın devasa kapısından içeri girdiğimizde, avlunun havası genzimi yaktı. Gökyüzündeki güneş bile bu gun Ezdinşêr Konağı’nın üzerine çöken o kara bulutu dağıtmaya yetmiyordu. Atın üzerinde Aram’ın arkasında, onun sert ve sarsılmaz sırtına tutunurken, Mezopotamya’nın kadim topraklarında barışın ne kadar ağır bir bedeli olduğunu bir kez daha anladım. Bizim hikayemiz beşikte mühürlenmiş bir kan davası sonuydu ama Berfin’in hikayesi, bu gün o barışın altına yerleştirilmiş bir dinamit gibi patlamak üzereydi. Aram atı durdurduğunda, avludaki sessizlik adeta bir çığlık gibi kulaklarımda çınladı. Avlu mahşer yeri gibiydi. Fêrat Ağalar ile uğraşıyor, aşiretin ileri gelenleri, tespihlerini çeken yaşlı adamlar babam amcamlar aşiretim abim... Hepsi birer cellat gibi dizilmiş, dökülecek bir kel

