Ferzende Konağı’nın avluya bakan geniş ahşap verandası, sabahın tatlı serinliğiyle doluydu. Masanın üzerinde taze ekmek, çökelek, kaymak, zeytinler ve dumanı tüten çay bardakları vardı. İplerde sallanan rüzgârgüllerinin çıkardığı hafif tıngırtı, kuş seslerine karışıyordu. Awesta sandalyesine otururken babasının bakışı bir an yüzünde durdu; sert, araştırıcı bir bakıştı bu. Şiyar Ağa hiç konuşmadan çayına uzandı. Evin ise ablasına koşup sarıldı: — “Hevalê min biraz daha iyi misin ?” diye sordu, merak dolu masum bir tonla. Awesta gülümsedi, kardeşinin saçlarını okşadı. — “iyiyim çiçeğim,” dedi. “Merak etme .” Tam o an Xezal, her zamanki tatlımsı yapmacık sesiyle araya girdi: — “He… iyisin niye olmayasın.” Elindeki peyniri tabağa koyarken yüzünde gereğinden fazla geniş bir gülümseme

