oda sessizdi ama aramın içi değildi. Berzan Ağa’nın biraz önce söylediği o cümle hâlâ kulaklarında çınlıyordu: “Ne Awesta suçlu, ne Armanç… Bütün bunların tek suçlusu Bekir denen sopsuz .” O isim… Aram’ın içinden bir şeyi koparıp almıştı. Bekir. Dudaklarını araladı ama sesi çıkmadı. Sanki boğazına bir düğüm atılmıştı. “Bekir…” dedi sonunda, fısıltıyla. İsmi söylerken bile midesi bulandı. Ayağa kalktı. Bir adım attı. Sonra durdu. Ellerini yumruk yaptı, açtı, tekrar sıktı. “Yani…” dedi kendi kendine, “Bunca zaman…” Cümleyi tamamlayamadı. Awesta’nın yüzü geldi gözlerinin önüne. Sabahki hâli. Titreyen bedeni. Korkuyla açılan gözleri. Annesinin sözleri geldi aklına. “Bir şey yapmıyor.” “Tembel.” “Numara.” Bir kahkaha çıktı ağzından ama acıydı. Boğazı yandı. “Ben…” ded

