Tural: Gü-nay-dın??
Mayonez: Günaydın
Mayonez: Hayırdır ne bu neşe?
Tural: Kızımı göreceğim
Mayonez: Altı üstü 5 gün oldu, ne çok özledin böyle
Tural: Bir gün bile olsa özlerim ben bebeğimi
Tural: Ne o kıskandın mı? :'')
Mayonez: He sorma kıskançlıktan Tina'nın tüylerini yolacağım birazdan
Tural: HAYIRRR HIRR
Tural: Onu bırak beni al
Mayonez: Olur :')
Tural: Şuna bak dünden razı asdfgad
Mayonez: Evet hshagsh
Tural: Ee ne zaman geliyorsunuz?
Mayonez: Günün herhangi bir saatinde
Tural: Hangi saati mesela?
Mayonez: Güzel bir saati mesela
Tural: Nasıl güzel bir saat?
Mayonez: Çok güzel bir saat
Tural: O çok güzel bir saat ne ola ki?
Mayonez: Çok güzel bir saat ola ki
Tural: Off yordun beni
Tural: Yemek yemeye gidiyorum ben
Tural: Siz de günün herhangi güzel bir saatinde gelirsiniz artık
Tural: Sg
Mayonez: Sg
Kapıda nöbet tutmaya başlamıştım. Kahvaltımı yapıp kucağıma stokladığım abur cuburlarla birlikte dış kapının önüne oturmuştum. Belki yine o gelmezdi, başka birini gönderirdi ama içimden bir ses bunu yapmayacağını söylüyordu. Tina'yı kendi elleriyle bana getirecekti. Buna inanıyordum.
Ha o geldiğinde ben ne yapacaktım?
Onu bilmiyordum. Onu üzmek istemiyordum ama madem onu bulmamı istiyordu bir yerden başlamam gerekiyordu.
Tam O'lala kekimi yiyordum ki ayak sesleri duydum. Kış ayında olduğumuz için hava yağmurluydu ve büyük ihtimalle bot giydiği için suya her basışında şlap şlap diye ses çıkıyordu. Bu sayede geldiğini anlamam daha kolay olmuştu.
Hızla yerimden kalkıp kapıyı açtım. Arkası dönüktü. Kapıyı açtığımı duyunca ileri doğru atıldı. "Dur," diye seslendim. "Sana söz veriyorum önüne geçmeyeceğim, ketçap sözü."
Hareketlenmeyi kestiğinde kapının önüne bıraktığı Tina'yı kucağıma alıp başını öptüm ve içeri soktum. "Hadi bakalım sen içeride babayı bekle."
İleri doğru bir adım attığımda rahatsızca yerinde kımıldandı. Kafasında pembe ponponlu bir bere vardı. Kıvırcık sarı saçılarının bir kısmı şapkanın altındaydı ama geri kalan tutamları haylaz bir şekilde omuzlarından aşağıya dökülmüştü. Siyah palto, siyah pantolon giyiyordu ve onlara uyumlu siyah postallar...Ona renk katan şapkası ve saçlarıydı.
Bir de ruhu.
Ruhu renkli bir kişilikti, mesajlaşmalarımızdan bunu anlayabiliyordum.
Gülerek, "Ayakta kaldın içeri geçsene," dediğimde tepki vermedi. "Çok misafirperver değil miyim ama?"
Başını yukarı aşağı salladı. Güldüm.
"Saçların çok tatliş."
Elini şapkasına atıp saçlarını gizlemeye çalıştı. Tabi ki başarılı olamamıştı.
"Tombik parmakların da öyle."
'Ah' diye bir ses çıkarıp ayağının tekini yere vurdu, sonra sallamaya başladı.
"Ne o kız utandın mı?"
Başını hızla sağa sola salladı. Bu hali nedense gözüme tatlı gelmişti. Sesli güldüğümde hareketsiz kaldı. Salladığı bacağı durdu önce, başındaki elleri iki yanına düştü sonra, göğsü inip kalkmayı bıraktı.
Kaşlarımı çattım. "Mayonez?"
Hala bir hareketlenme olmadığında yanına yaklaştım. Ellerimi omuzlarına koyunca ileri doğru bir adım attı. Ellerim boşlukta kaldı. Omuzundayken iyiydi aslında...
"İyi misin?"
Elini cebine atıp bir şey çıkardıktan sonra önüne döndü. Sonra cebimdeki telefonum titredi. Açıp baktım, mesaj atmıştı.
Mayonez: İyiyim. Teması kesersen daha iyi olacağım.
Tek kaşımı yukarı kaldırıp daha yakınımda olan saçlarına doğru sordum. "Niye ki?"
Mayonez: Heyecanlanıyorum seni aptal!
"Hee," dedim gülerek. "Tamam bak ellerimi yukarı kaldırıldım, temas yok."
Bana doğru dönecek gibi oldu ama sonradan yaptığı şeyi fark edip duraksadı.
"Tüh be," dedim ellerimi indirirken. "Güzel numaraydı ama kabul et."
Mayonez: Sen ne ara bu kadar zeki oldun ya?
"Ee sizinle konuşa konuşa böyle olduk Mayonez Hanım."
Mayonez: Mayonez derken çok tatlı oluyorsun, yanaklarını mıncırasım geldi hshagsh
"Mıncırabilirsin."
Başını olumsuzca salladı.
"Gözlerimi kapatacağım ve seni görmeyeceğim, rahat olabilirsin tamam mı?"
Tekrar başını salladı.
"Hadi ama bana güvenmiyor musun? Sana o kadar ketçap sözü verdim. Ketçap hiç Mayonez'ine ihanet eder mi?"
Mayonez: Güveniyorum.
"Güzel o halde mıncırabilirsin," dedikten sonra gözlerimi kapattım. "Arkana dön marul kafa."
Çıkardığı seslerden dediğimi yaptığını anladım. Nefesi göğsüme çarpıyordu. Küçücüktü. Elleri hala yanağımla temas etmediğinde gülerek konuştum. "Boyun yetmiyorsa eğilebilirim."
Dediğim gibi de yaptım. Biraz ona doğru eğildim. Böylece kokusunu almıştım. Yemek gibi kokuyordu. Yani çok güzel. Naif ve şekerli bir kokuydu üstündeki, tam ona göre diye geçirdim içimden.
Eliyle hafifçe kafama vurdu. Sanırım bu boyuyla dalga geçtiğim içindi. "Anlaşmamızda bu yoktu Küçük Hanım."
Güldüğünü hissettim. Sesi çok kısık gelmişti.
Ellerini yanaklarıma koyup sıktı. Pardon, mıncırdı.
"Yavaş kız yanaklarımı kopardın," dediğimde hızla ellerini çekti. Ani bir hareketle ellerimi kaldırdım ve ellerini havada yakaladım. "Oha! Görmeden bunu yapmak da ne bileyim oscarlık falan he."
"Hı hı."
"Biraz daha içine konuş ki hiç duymayayım," dedikten sonra ellerinin buz gibi olduğunu fark ettim. "Ellerin üşümüş, bekle."
Arkamı dönüp eve gireceğim sırada ellerimi sıkarak beni durdu. "Eldiven geti..." derken yaptığı hareketle cümlem yarım kaldı.
Ellerimden destek alarak parmak uçlarında yükselmiş ve yanağımdan öpmüştü.
Ben hala gözüm kapalı dururken onun koşarak uzaklaştığını duydum. Birkaç dakika sonra gözlerimi açtım, karşımda yoktu. Evimizin karşısındaki duraktan geçen minibüsü gördüğümde ona bindiğini anladım.
O az önce napmıştı?
Yanağımdan öpmüştü.
Arkasından bakarken kendi kendime konuştum. "Yine namus gitti ya la."