6. Bölüm

1921 Kelimeler
Kendisine utanmazca bakan bir kadınla göz göze geldi. Kadın fiyakalı giyinmişti. Kapalı havaya rağmen gözlük takmıştı. Gerçi Münih'in havası hep bir kasvetliydi. Gözünü sevdiği memleketi gibi değildi ki. Başını salladı kadına, 'Ne var?' dercesine. Kadın burnunu dikip başını çevirdi.  "Ay haspam!" dedi yalnızca Gökhan'ın duyabileceği seviyede. Gökhan kaşığı ağzında,  "Hım?" diye sordu ama pek umursadığı yoktu.  "Ee..." diye geveledi Sevda. "Sen futbolla ne kadar ilgilisin?" Biliyordu aslında maksadı çocuğun ağzından birkaç bilgi kırıntısı alabilmekti. Kaşığı ağzında uzun bıraktı Gökhan.  "Bilmiyor musun? Futbolcu olacağım ben!"  "Peki var mı şöyle çok sevdiğin bir futbolcu?"  "Messi!" Gökhan'a sadık kalmanın ne demek olduğunu anlatmalıydı birileri.  "Başka?"  "Chirstiano Ronaldo." Elini de kattı işe.  "Başka?"  "Muhammed Salah!" Gökhan da sıkılmıştı. Detaya inmek gerekiyordu belki de.  "Hangi takımı tutuyorsun peki?" Hah dedi neticede Münih'te yaşadığından Bayern Münih diyecektir. Fakat öyle olmadı.  "Barcelona!" Kafasını masaya vura vura can vermek istedi Sevda. Bir insan neden yaşadığı, doğduğu şehrin takımını tutmazdı ki? Kendisini konu dışında bıraktı. Babası mesela, o Mardinspor'u tutardı. Her ne kadar futbolcuları kıraathaneye sığınsa da üç büyüklerin esamesi bile okunmazdı yanlarında! Halt etmişti o kulüpler... Babası çok uğraşmıştı çocukları Mardinspor'u tutsun. Lakin en büyükleri Fenerbahçe ile tanışınca bütün kardeşlerini kendi safına katmak adına ilginç yöntemler geliştirmişti. En küçükleri de bu yöntemle abisinin ağına takıldığında pes etmişti babası. Anası kılıklılardı hepsi!  "Jan Ali'yi tanıyor musun?" Diye sordu en sonunda. Uzatmaya ne gücü vardı ne alem.  "Onu bütün Münih tanıyor artık!"  "İyi bir futbolcu mudur?" Aslında onunla alakalı her şeyi araştırmıştı. 'Taze kan,' diyorlardı hakkında. 'Futbolun akıllı çocuğu!'  "İyidir ama bir Gruber etmez!" 'Hadi oradan sen de!' diyecekti Sevda ancak çocuk ne bilecekti kızın içindeki Jan aşkını. Çocuk dondurmasından bir kaşık daha alıp ağzına attı. Sevda'yı çıldırtacak bir yavaşlıkta ağzında eritirken bir anda yutkundu. "Geçen sezon sakatlandı. İnşallah sezon başlayınca o da iyileşir!" İnşallah dediğinde Sevda da deyiverdi. Adetten denirdi öyle. Annesine misafirliğe gelen komşular yapardı hep, biri inşallah dedi miydi peşinden hepsi koro halinde söyleyiverirdi.  "Gen gün Jan Ali gibi olacağım diyordun?"  "O da gurbetçi sayılır. Ondan dedim ben."  "E Gruber, Jan'dan daha iyi diyorsun?"  "Futbolun memleketçiliği olmaz." Bozuk olan Türkçesini iyice heder etti çocuk. Takmadı Sevda, şimdiki gençlik hepten bozuyordu Türkçeyi. Kısa tırnaklarıyla ritim tutturdu masada. Aklına Müzeyyen geldiğinden utandı. Bu anda bile aklına Jan gelmemeliydi. Kendine konuyu açanın Gökhan olduğuna dair tesellide bulundu. Öyle ya Gruber midir nedir, o adamı anmasa düşüneceği olmazdı. Hani olurdu belki ama utancından dillendirmezdi bile. "Jan Ali senin neyin oluyor?" Şaşırdı kızcağız kaşığı tutan eli titreyip gevşeyince kaşık da yere düştü. Az evvel kendisine üstten üstten bakan kadın tekrar döndü onlara. Bu sefer Gökhan salladı başını, 'Ne var be!' dercesine.  "Hiçbir şeyim olmuyor." Kaşığı yerden alıp masanın üzerine bıraktı yeniden. "O nereden çıktı?" diye savunmaya girişti hemen.  "Geçen nerde olduğunu sorup fırladın gittin, sonra geldiğinde de öyle baktın boş boş." Sırıttı. "Anneannem biri boş boş bakarsa ya salaktır ya da âşıktır der." Kaşları havalandı Sevda'nın. Aptal olduğunu söylemesi daha az kırardı gururunu ama Gökhan onur kırmakta üstüne yokmuş gibi davrandı. "İkisi arasında fark yok bence. Âşıksın işte boşa saklama. Ama o bakmaz sana, ben diyeyim. Anca hayallerde işte..."  "Belki aptalımdır," diye mırıldandı Sevda. Gökhan ciddiyetle salladı başını. Onama değildi bu, ben bilirim tavrıydı.  "Sabahtan beridir onu sormaya çalışıyorsun ama soramıyorsun. Var demek ki bir şey." Zamane çocuklarından hakikaten korkulurdu. Dilinin ucuna kadar gelen inkâr sözcüklerini yutuverdi. Vurdu masaya yumruğunu.  "Evet ulan, seviyorum!"  "Bana değil ona söyle." Düşünür gibi yaptı çocuk. "Ama pankart açsan bile fark etmez. Aşığı çok o adamın." Küçümser bir yüz ifadesiyle, "İnsan tanımadığı birini neden sever ki?" diye sorduğunda Sevda da ciddi ciddi düşündü. Sahi neden sevmişti, bir çift kara göze mi tutulmuştu yani?  "Önceden tanışıyoruzdur belki?"  "O daha kötü." Öyle miydi, neden? "Çünkü ünlü olduktan sonra gelmiş olman biraz..." Başını kaldırıp düşündü. "Servet avcısı gibi görünmene sebep olur."  "Daha düne kadar nerede olduğunu bile bilmiyordum!"  "Diyorum sana bana anlatma diye. Ona anlat ama inanmama ihtimali çok." Son kaşığını da ağzına atıp yutkundu. "Hem adamın sevgilisi var. Unut gitsin." Ne de güzel demişti Gökhan, keşke unutup gidebilseydi.  "Yedi yıldır unutmamışsam." Sahiden oluyordu bu. Karşısındaki ergene derdini anlatıyordu. Ancak en iyi fikirler en beklenmeyen insanlardan çıkardı, çok net bildiği bir şeydi bu. Islık çaldı Gökhan.  "Sahiden üzüldüm sana. Gidip söyle madem, takılıp kalmışsın çünkü. İpi yaksalar, ip hala orada diye ağlarsın sen. En iyisi ipin kendisi yaksın kendini." Benzetmeye bayıldı doğrusu.  "Laflara bak. Nerden öğreniyorsun sen bunları."  "Kitap okuyorum." Ağzı açık kaldı Gökhan'ın. Sevda'nın arkasındaki bir noktaya daldı bakışları. "Geldi!" deyişi bir inleyişten ibaretti. Kız da ister istemez ardına baktı ki ne görsün. Bütün kafe bir rüzgar eşliğinde gelen adama bakıyor, iç geçiriyordu. Sonra fark etti. Kafede en çok kadın müşteri vardı. Kendisine bakışlarıyla dayılanan kadın savurdu şöyle bir saçlarını, çıkardı gözlüğünü. Niyeti oydu ki Gruber kendisine baksın, bir çakmak ateşlensin alev alsın ortalık, tozu dumana katsınlar. Lakin olmadı! Gülesi geldi Sevda'nın. Gruber denilen adam, yanından öylece geçip gitmiş üç masa öteye oturmuştu. Havalı kadın üzüldü, Sevda ile göz göze geldi. Sırıttı Sevda, havalı kadın sinirle soluyup önüne döndü.  "Çok komik vallahi!" Gökhan duymadı Sevda'yı. O da Gruber'e hayran hayran bakıyordu. "Git konuş bence."  "Konuş tabii. Bir imza atar," dediğinde çocuk nihayet kıza döndü.  "İmzalar değil mi?"  "Tabii ki imzalar. Memur yok ama... Tüh! Ne yapsak ki?"  "Ha?"  "Alt tarafı bir hayranı imza alacak Gökhan. Nikâh masasında değil sonuçta." Eliyle adamı işaret etti, adam fark etti. "Git imzalat da kalkalım. Bastı burası."  "Sen de gel ama..."  "Yok artık!"  "Lütfen!" Kıyamadı Sevda çocuğa. Kalkıverdi. Adam da onlar yanına varana değin gözlerini ayırmadı üzerlerinden. Adamın küllü sarı saçları, cam gibi yeşil gözleri vardı. Geniş omuzları, masadan taşan bacakları ile enfes derdi kızlar ya da erkek güzeli. Gökhan konuşmaya cesaret edemediğinden Sevda'ya çevirince bakışlarını, Gruber de kıza dikkat kesildi. Sevda çok da matah olmadığını savunduğu Almancası ile,  "İyi günler. Rahatsızlık verdiğimiz için özür dileriz fakat..." Gökhan'ı işaret etti. "...Bu genç adam, büyük bir hayranınız. Sizden bir imza alabilmek için otuz Euro'ya iki dondurma satın aldı." Sevimlice gülümsedi Gruber, aklı bulandı Sevda'nın.  "O halde kesin imzalamalıyım." Adamın müşfik mizacı dedi Sevda, ne de tatlı bir şey bu! Gökhan cebinden on Euro çıkardı imzalaması için. Kız şaşırdı.  "Başka bir şey yok ki yanımda..." Gruber parayı alıp şöyle bir inceledi.  "Oldu kırk Euro." Sevda'ya bakıp, "İşte şimdi inandım hayranım olduğuna," diyerek oturmaları için işaret etti. Kız başta tereddüt etse de Gökhan oturunca o da eşlik etti. Gruber garsondan kalem isteyerek Gökhan ile futbola dair bir sohbete girişti. Sevda futbol konuşmayalı çok olmuştu. En son Jan'ı gördüğünde sayabilirdi tuttuğu takımın futbolcularını, ondan sonra hiç bakmadı, ezber etmedi, izlemedi bile. Bundan ötürü sohbetlerine katılmadı. Öyle uzaktan uzaktan dinler gibi oldu, etrafına bakındı. Havalı kadın kötücül görünmeye başlayınca sandalyesini bir miktar daha yaklaştırdı Gruber'e. Bunun bir adım ötesi utanmadan dil çıkarmaktı. Şükür hayâ ediyordu.  Bakışlarını kadından alıp beylere döndüğünde utandı. Yakalanmıştı Gruber denilen adama. Gruber kibarlık edip tek kelime etmedi ama bıyık altından güldüğünü görebiliyordu Sevda. Eh, hak etmediğini söyleyemezlerdi. Garson kalemi uzattığında ikiletmeden imzaladı Gruber. Gökhan mutlu, Gruber gururlu, Sevda ise sıkılmıştı. Kalkalım dediler, daha doğrusu Sevda dedi kalkalım diye, ancak Gruber ısrar etti. Genci sevdiğini söylüyordu ama yemedi Sevda. Adam şu paspal haliyle bile kendisine bakıyorduysa büyük yoklukta demekti. Sevda yine de kıyıdan köşeden kalkayım derken Gruber o büyülü sözleri dile getirdi.  "Takımdan arkadaşlarım gelecek. Onlardan da imza almak istemez misin?" Muhatabı Gökhan'dı. Zaten Sevda olsa imkânı yok kararını değiştiremezdi. Ama adam hangi ata oynayacağını öğrenmiş, Sevda'nın elini kolunu bağlamıştı.  "Kalalım lütfen!" diye çıldırdı adeta Gökhan. Olmazdı ki. Ya Jan da geleceklerle beraberdiyse? Sezdirmeden sordu kimin geleceğini. Aralarında yoktu sevdiceği, sevmiyordu ki hem Gruber, Jan'ı. Birden beslediği tüm sempati bitti Sevda'nın. Ne demek sevmiyordu? Mobing mi uyguluyorlardı cancağızına!  "Yok," dedi Gruber. O ve birkaç arkadaşı sevmezmiş. Adam Gruber'e rakipti bir kere. Nasıl sevebilirdi? Onun gelmesi demek, Gruber'in ayağının kaydırılması demekti. Anlayışla karşıladı bundan sonra adamı, haklıydı. Bir limonata ısmarladı adam ikiliye. Gökhan iştahla yudumladı, Sevda ise suçlulukla... Sanki Jan'a karşı Gruber'e yardım ve yataklık ediyordu.  "Siz de sever misiniz futbolu?"  "Yok, sevmem." Omuz silkti. "İzlemem bile." Üzüldü Gruber.  "Peki ne seversiniz?" Alenen flört ediyordu hergele. Hergele diye babası derdi öteye beriye. Böyle tatlı bir velet gördü mü derdi hemen. Gruber de tatlı bir hergeleydi.  "Spor ile ilgisiz her şeyi," dediği an adam kahkaha attı. Havalı kadın bir kere daha sandalyesini kaydırdı.  "O zaman resim seversiniz?" Jan'ın çizdiği elleri hatırladı.  "Çok!" dedi hayallere dalarak. Çok da dalamadı zira Gruber kendisine bir teklifte bulununca Gökhan ağzındakini püskürüverdi Sevda'nın üzerine. Abisinin tişörtü heba oldu. Gruber bir resim galerisini gezmeyi teklif etmişti.  "Modern bir sanatçıya ait sergi..." Sergi bir arkadaşına aitmiş. Adresine kadar söyledi. Gidesi yoktu Sevda'nın. Hem elin Gruber'i ile çıktığını babası öğrense vizeyi umursamaz, atlar gelirdi hemen. Reddedecekken Gökhan girdi yine araya.  "Gelir!" Kızıyordu artık. Ne demeye kendi adına konuşuyordu ki? Kaşlarını çattı, Gruber anladı.  "Bunu Sevda'ya sormuştum."  "Hah!" dedi Sevda Türkçe. "Ağzını öpeyim." Gruber haliyle anlamadı. Gökhan onun da mealini açıklayınca şaştı kaldı adamcağız. Usulüyle anlatmaya girişti kız da. Gökhan da fazla oluyordu artık. Kendi emelleri için onu harcıyordu resmen. Gruber daha fazla ısrarcı olmama adına,  "Cumartesi günü orada olacağım. Gelirsen çok memnun olurum," diyerek konuyu kapattı. Ondan sonra havadan sudan konuştular. Buraya neden geldiğinden tut, Türkiye'de hangi şehirde yaşadığına kadar. Öyle çok sordu ki adam, Sevda anlatırken dili damağı kurudu. Tam, 'Yeter artık sorduğun!' diye çıkışacakken Gruber sağlam sövdü.  "Bunun ne işi var burada?" Sevda bunun dediğini görmek için Gruber'in baktığı yere döndü. Bunun dediği Jan'dı. Bir tufan koptu; Tufan Jan idi. Sevda, Nuh misali bir gemi inşa etti. İçine de en besilisinden dört tavuk koydu. Fakat tavukların dördü de erkekti. Bir korku sardı Sevda'yı, yumurta yiyemeyecekti. Yaşadığı o hayal kırıklığı da yanındaki kadındı işte.  Ne yapsam ne etsem dedi kendi içinde cenge girdi. Kalksa olmaz, kalkmasa kalsa hiç olmaz demeye varmadan fark edildi Jan tarafından. Jan da kendi gibi dondu kaldı yerinde. Sevgilisi elini tutup ilerlediğinden geriye savruldu. Bir de yere düşse oh derdi içinden Sevda. Oh ki ne oh! Kadın bir şeyler söyledi; çekti aldı Jan'ın aklını, geri yerine taktı. Jan kadına bir şeyler söyleyerek emin adımlarla kendilerine doğru ilerledi kalabalık bir grupla. Gruber,  "Bok ye!" dedi. 'Hakikaten bok ye Jan!' dedi içinden Sevda da. Sonra yanlarına varmalarına birkaç adım kala seslendiler Gruber'e. Öyle coşkuyla seslenmişlerdi ki sıçradı yerinden Sevda. Hızla doluştular etrafına. Karşısında Jan, eli sevgilisinin elinde; Sevda'yı inceler vaziyette... 'Of!' dedi Sevda. 'Keşke abimin tişörtünü giymeseydim üzerime!' kesin beddua etmişti abisi. Yoksa böyle rezil bir günde giyeceği tutar mıydı?  "Hanımefendi kim?" dedi biri. Gruber onu tanıtmadan araya girdi.  "Özür dileriz yalnızca," Gökhan'ı gösterdi eliyle. "Bay Gruber imza atabileceğinizi söylediği için buradayız." Olur dedi biri. Kim dedi görmedi bile ama Gökhan sırayla hepsine on Euro'sunu uzatıp kalemi verdi. Gökhan dört profesyonel sporcudan imza almıştı, mutluydu. Ondan mutlusu Jan'ın sevgilisi olmalıydı. Kadın sürekli güler gözlerle bakındı etrafa. Eh, doğal bir durumdu bu. Gökhan teşekkürlerini sıralayadursun Sevda çoktan ayaklanmış gidecekken Gruber tebessüm edip,  "Bekleyeceğim," dediğinde bütün başlar kendilerine döndü. Jan zaten hiç çevirmemişti yüzünü. Kasıldı gibi, öyle geldi Sevda'ya. Belki de öyle olmasını istediği içindi bu. Usulca başını sallayıp çıktı o güruhun içinden. Gruber'i imtina etti. Diğerleri pek bir üstten baktığından aynen öyleydi! Çirkin insanlar diye bağırıp çarkıfelek kokusunu Jan'ın başına çalası geldi. Başından aşağıya dökecekti ki buram buram koksun. Jan gideli kokusu da değişmişti çünkü. Boğazı düğümlendi, boşa mı aramıştı onca yıl o kokuyu? Gözlerinden bir damla yaş düştü, dudaklarının üstünde dinlendirip diliyle alıverdi. Ne acıydı tadı! Gökhan, kızın halini görüp dokundu sessizce koluna. Herhalde yanında olduğunu söylüyordu ki minnet etti Sevda çocuğa, tebessüm etti.   Dondurmanın ücretini ödeyerek çıkıverdiler o kafeden. Havalı hanım kaldı orada, iç geçirip durdu ama Jan kalmadı. Elini yıkama bahanesiyle çıktı peşlerinden. Aralarında çok bir şey yoktu. İki koşsa hop yanındaydı! Koşmadan evvel,  "Sevda!" diye seslendi. Kızın kendisine dönmesiyle koştu durdu... 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE