Bölüm 2 : İlk Bakış 👀

944 Kelimeler
Mira Costa, bu şehre geleli birkaç gün olmuştu. Zaman sanki ağır çekimde ilerliyordu ama bu ona iyi geliyordu.Evinin muhteşem bahçesinde yalın ayak dolaşıyor, çimenlerin serinliğini ayaklarının altında hissediyor, çiftliğin huzurlu havasını derin derin içine çekiyordu. Güneşin batmaya yüz tuttuğu saatlerdi. Gökyüzü kızıl ve turuncunun dans ettiği bir tablo gibi önünde seriliyordu. Bir elinde kahvesi, diğer eliyle beyaz güllere dokunarak yürüyordu. Burası belki onun özgürlüğü değildi ama en azından bir süreliğine kaçışıydı. Kuş sesleri ve uzaktan gelen atların kişnemesi dışında bir ses yoktu. Telefonun titreşimi sessizliği bozdu. Cem’ den bir mesaj gelmişti: “Neredesin? Seni özledim. Akşam seni görmem gerek.” Mira derin bir nefes aldı. Cem sabırlıydı, ilgiliydi, güven veriyordu. Ama ona baktığında içi kıpırdamıyordu. Yine de bir parçacık huzur bulduğu bir şey varsa, o da Cem’ in ona verdiği sevgiydi. Mira’ ya olan bağlılığı, vazgeçmeyen hâli, Mira’ nın içindeki kırık yerlere usulca dokunuyordu. Sırf bu yüzden devam ediyordu bu ilişki. Cem' in mesajına karşılık verdi : "Tamam akşam arkadaşlarımla buluşacağım diye çıkarım her zaman ki mekanda buluşalım." yazdı gönder tuşuna bastığında, içinden belirsiz bir ağırlık geçti. Sanki başka bir şey yaklaşmak üzereymiş gibi. O anda bahçenin ucundan gelen motor sesiyle irkildi. Uzakta, toprak yoldan siyah bir motosiklet yaklaşıyordu. Güneşin ışığı parlak metal yüzeye çarpıyor, gözlerini kamaştırıyordu. Mira gözlerini kısmış, kim olduğunu seçmeye çalışıyordu. Sürücü, yavaşça motosikleti bahçenin girişine park etti. Kaskını çıkardığında, rüzgârla karışmış dağınık siyah saçları ortaya çıktı. Kömür karası gözleri Mira’ya döndü. Bakışı garip bir biçimde tanıdıktı ama bir o kadar da tehlikeli. Adam sessizce ona doğru yürüdü. Adımları yavaş ama kendinden emindi. Sanki bu eve değil, doğrudan Mira’nın hayatına doğru ilerliyordu. Mira, bir anlığına nefesini tuttu. İçinde daha önce hiç hissetmediği bir kıpırtı bir uyarı çaldı. İsmini bilmediği bu adam, onun dengelerini alt üst edecek bir hikâyenin başlangıcı gibiydi. Ve o da Mira’ya yaklaştı. Sanki hiçbir şeyi umursamadan, sanki yıllardır beklediği bir yüzü görmüş gibi. "Selam," dedi, sesi kararlı ve derinden. "Yoksa sen Mira 'mısın? " dedi. Ses tonu tanımadığı bir adamdan duyduğu hâlde, tuhaf bir şekilde güven vericiydi.Bu rahatlık, içinde aynı anda bir huzursuzluğu da tetikledi Mira' nın. Gözlerini bu yabancının kömür karasına dikti. "Evet benim de sen kimsin?" dedi kendinden emin şekilde. Tuna' nın yüzünde çapkınca bir gülümseme yayıldı. Mira' nın kulağına eğildi ona o kadar yaklaştı ki nefesi tenine değecek kadar yakındı. İçi ürperdi. "Yakında öğrenirsin nasıl olsa, " dedi fısıltıyla . Bir kaç adım uzaklaşıp gözlerini Mira'nın üzerinden çekmeden sordu : "Baban evde mi?" .Sesi bir anda sertleşmişti. Mira nasıl bu kadar öz güvenli olabildiğini düşündü. Eve elini kolunu sallaya sallaya girmiş kimse de ona bir şey söyleyememişti. Tuna eve doğru yöneldiğinde Mira bahçede öyle kalakalmıştı. İçinde kıpırdayan o şeyin adını koyamıyordu ama bildiği tek bir şey vardı: Bu adam, bir fırtına gibiydi. Ve o daha rüzgarını yeni yeni hissediyordu. Tuna içeriye adımını attığında evin içindeki hava bir anda ağırlaştı. Salonun yüksek tavanlı duvarları, sessizliğin yankısını taşıyordu. Kemal abi hemen yanında belirdi ama Tuna tek el hareketiyle onu durdurdu. Yolunu biliyormuş gibiydi. Sanki burada daha önce defalarca yürümüş gibi... Çalışma odasının kapısını bir anlık tereddütle tıklattı, sonra açmadan gel komutunu beklemeden içeri girdi. Kenan Costa, masasının ardında oturuyordu. Dışarıdan bakıldığında sakin ama yakından tanıyan herkes bilirdi: Sükûneti bir fırtınanın gözünden farksızdı. Başını kaldırdı, Tuna’yı gördü. Gözlerinin içi kısıldı, çenesini hafifçe yana kaydırdı.“Tuna Soykan,” dedi. Ne sıcak, ne soğuktu sesi. Sadece gerçek. Tuna birkaç adım attı, odanın tam ortasında durdu. “Kenan Bey,” dedi, gözlerini bir an bile kaçırmadan. İkisinin arasında birkaç saniyelik bir sessizlik oluştu. Sözler başlamadan önce gerilim konuşuyordu. “Beni çağırdığınızı duydum,” dedi Tuna. Kenan yavaşça yerinden kalktı. Pencereye yürüdü, perdeyi aralayıp dışarıdaki bahçeye baktı. “Babana bir selam göndermeyecektim aslında. Ama bazı anlaşmaların bozulduğunu duyunca seninle konuşmak istedim.” Tuna başını hafifçe eğdi. “Ben artık onun gölgesinde yürümüyorum. Babamın oyunlarını değil, kendi hamlelerimi yapıyorum.” Kenan gülümsedi. Kırışıklıkları arasına sinmiş o alaycı tebessüm... “Gençsin, ateşlisin. Ama benim masamda kartlar değişmeden açılmaz Tuna. Bunu unutma.” Tuna bir adım yaklaştı, ellerini cebine soktu. “Sizin masanızda oyun oynayacak değilim Kenan Bey. Bu anlaşmayı sizin bozduğunuzu anlamayacak kadar da aptal değilim.Geçmişi unutmadığımızdan emin olun istedim. ” Bu söz üzerine Kenan’ ın yüzündeki ifade değişti. Sertleşti. Gözlerinin içindeki buz kristalleri daha keskinleşti. “Geçmişi kim unutabilir ki Tuna?” dedi. “Hele de içinde kan varsa...” Tuna başını hafifçe eğdi, sonra geriye döndü. “Bunu duymak yeterliydi,” dedi çıkarken. “Bir daha karşılaşmayız umarım.” Kapı yavaşça kapandığında Kenan derin bir nefes aldı. Pencerenin önünde, ellerini arkasında kenetleyip dikildi. Fısıltı gibi kendi kendine konuştu: “Ne yazık ki Tuna bu sadece bir başlangıç.” dedi kendi kendine. Mira evin kapısından içeri girerken, Tuna kapıdan dışarı çıkıyordu. Gözlerini bir an bile kaçırmadan, Mira’ nın yanından geçti. Omuzları hafifçe birbirine değdiğinde, Mira’nın teninden içeriye, bir kıvılcım gibi sızan bir ürperti yayıldı. Tuna’ nın bakışlarında yakıcı bir ateş vardı. Ve Mira o bakışlarda, içten içe yandığını hissetti. Tuna uzaklaşırken bir kez bile arkasına dönüp bakmadı. Ama Mira, gözlerini ondan alamadı. Ayak sesleri çoktan kaybolmuştu ama Mira’nın kalbindeki uğultu hâlâ dinmemişti. Kalbinin ritmi karışmıştı. Kendine soruyordu: “Neydi bu şimdi? Bu adam da kimdi?” O an, Kemal Abi yaklaştı. Her zamanki sakin ama ciddi yüz ifadesiyle: “Odanıza çıkın efendim, hemen... Babanızın emri,” dedi. Mira şaşkınlıkla ona döndü. “Bu kimdi? Neler oluyor, Kemal Abi?” dedi, sesi hâlâ yaşadığı anın etkisiyle titriyordu. Kemal Abi çevresine dikkatlice göz gezdirdikten sonra fısıltıyla Mira’ ya eğildi: “Tuna Soykan’ dı efendim,” dedi. Mira’ nın içi buz kesildi. Olduğu yerde donup kaldı. Gözlerini kapadı, zihninin derinlerinden o tanıdık bakışlar geldi. Çocukken birlikte oyunlar oynadığı o çocuk… Yıllar önceki masum bir arkadaşlık… Ve şimdi… Ailenin en büyük düşmanının oğlu. Tuna Soykan…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE