ÇIKMAZ SOKAK

1592 Kelimeler
Hayat acımasızdı. Biz neler isterken karşımıza neler çıkarıyordu. Bir merdiven çıkıyorum ama asla sonu gelmeyecekmiş gibi... Çıktıkça en başa dönüyordum. Sonu gelmeyen bir merdivendi... Uçsuz bucaksız hayatı hissettiren ulaşılmaz olanların hep ulaşılmaz olduğunu gösteren cinstendi. Yorulmuştum. Hemde uvuzlarıma kadar... Uyandığım halde göz kapaklarım açılmamak için bir savaş halindeydi. Bu canımı sıktı, her gün erken uyanmaya alışan bedenim bugün uyanmamak için herşeyi denemişti. Haftalar sonra kendime biraz zaman vermek daha doğruydu. Sürekli sağ tarafta uyumaya alışan bedenim bugün sol taraftaydı. Garipsedim, sağ tarafa dönüp kendime rahat bir pozisyon aradım. Elimi yastığıma koyup kendime çektim, bu daha garipti. Yastığımın bu kadar sert olmadığına emindim oysa ki! Yokladım, yastığım kadife bir kumaşken bu dokunduğum şeyin bu kadar pürüzsüz olması fazla garipti. "Beni biraz daha ellemeyi düşünüyorsan farklı şeyler yapabiliriz seninle. İstediğini söylemen yeterlidi."diye birisi konuştu , sesi uzaktan ama bir o kadar yakından gelmesi iliklerime kadar işlemesine sebep oluyordu. Kendime gelmiş gibi hızla yerimden kalktım. Dengemi sağlamak istediğimde hüsranla sonuçlandı ve ben bu sefer sesin sahibinin üstüne düşmüştüm. Kahretsin diye geçirdim içimden, ben hangi cehennemdeydim. "Kendine gel artık Eva. Cehennemde yanmadan kendine gel." "Söylediklerim de hala kararlıyım. Çıkmaya biliriz buradan yerini de beğenmiş gibisin?"diye konuştu aynı ses, neler oluyordu? Nerede olduğumu dün olanları bir bir hatırladığım da yüzümün kızardığına emindim. Dün gecenin görüntüleri bir bir zihnime yerleşti. Cesur'un üstünden kalkıp kendimi toparladım. "Aaaaa şey... Ben üzgünüm. Yani şey yanlışlıkla oldu."dedim, nasıl toparlayacağımı şaşırmıştım. Doğaçlama yapmak daha doğruydu ama doğaçlama halim bile berbattı onun karşısında. "He he Eva yanlışlıkla oldu yanlışlıkla oldu ne demek Allah için. Bir adamın ağzına düşmediğin kaldı." Kendimi toparlamaya özen göstererek yataktan kalktım. Yüzümün domatese döndüğünden emindim. Cesur'a baktığımda bana dikkatle bakıyordu. Harelerimi yüzüne çevirdim, bakışları benimle buluşmadı. Aksine daha aşağılara kaymıştı. Üstüme baktığımda sadece onun tişörtü vardı. Boyum yaşıtlarıma nazaran daha uzun olduğu için tüm bacaklarım ortadaydı. Buna lanet ettim, kısa olmamak benim suçum değildi oysa ki! Dün oda karanlık olduğu için rahattım ama şuan yerin dibine girmek istediğim gerçeğini kimse değiştiremez. "Şey... Ben üstümü değiştirsem iyi olur."diye geveledim. Yerdeki eşyalarımı alıp odadan çıkıp banyo diye tahmin ettiğim yere girdim. Sırtımı kapıya yaslayıp derin bir nesef aldım. "Sakin ol."dedim kendi kendime, "O da senin gibi insan." "Ah Eva! İlk defa sana katılmıyorum. O doğa üstü bir varlık." Aynanın karşısına geçip yüzümü yıkadım, saçım dağılmıştı. Tokayı çıkarıp lavabonun yanına bıraktım. Dün toplu oldukları için başıma yeteri kadar bela almıştım. Üstümde ki tişörtü indirip burnuma getirip kokladım, onun gibi kokuyordu, tişörtü çekip çantaya koydum. . Dün indirdiğim elbiseleri alelacele üstümü giyip salona doğru yürüdüm. Onun üstü çıplak, bir elinde sigara , diğer elinde viski bardağıyla koltukta otururken buldum. Sessiz olmaya özendiğim adımlarla yanına doğru yürüdüm, rahatsızlık duyup duymamasını umursamadan yanına oturdum. Her şey bir yanaydı da , bir erkeğin elinin güzel olma ihtimali ne kadar vardı. Bardağı diğer erkekler gibi ilk defa içiyormuş gibi değil de bu her zaman benimmiş gibi içiyor olması? Ya da sigaranın eline bu kadar yakışıyor olması... Diğer erkeklere yapılmış gerçekten en büyük haksızlıktı. Elleri damarlı, parmakları ince ve uzundu boyunu düşünecek olursak bu garip kaçmıyordu. "Piyano mu çalışıyorsun?"diye sordum, oysa eskiden çalmıyordu. Geldiğimden beri bana bakmayan kişi yavaşça yüzünü bana çevirip başını sallayıp eski haline geri döndü. Oturduğum yerden kalktım, artık fazlalık olduğumu düşündüm. Gitme zamanım gelmişti. Oysa içten içe kal demesi için bir sebep istiyordum. Kapı eşiğine gidip durdu , hala kal demesi için bir umut vardı içimd, "Burada bildiğin bir taksi durağı ya da otobüs var mı?"diye sordum, sesim gür değildi soğuk meltemler bir esiyordu. "Yani buraları bilmiyorum tekrar kaybolma ya da farklı bir şeyle baş etmek istemiyorum." Yavaşça yerinden kalkıp odaya doğru yürüdü. "Bekle ben bırakırım."dedi. Üç kelime tek cümle, beni geçmişin sularına götürmeye yetmişti. İç çektim onunla eskisi gibi olma hayallerim vardı. Sonra ise kurduğum tüm hayallerin asla olmayacağını anlıyorum, aramızda sırlar vardı asla bilinmemesi geren türden olan... Cesur üstünü giyinip yanıma geldi. Üstüne baktığım da beyaz tişört, siyah kot ve siyah deri mont giymişti. Saçları sanki firar etme noktasında gelişi güzel düzeltilmişti. "Biraz daha bakacak mısın?"diye sordu, sürekli sana yakalanmakta benim en büyük başarısızlığım galiba . "Dalmışım."dedim kısaca. Toparlanmak için kendime zaman tanıyıp dışarı çıktım. Oda arkamdan gelmişti. Dün geldiğimiz yoldan gideceğimizi düşünürken ters istikamete dönüp, siyah range rover önünde durdu. Yolcu kapısını açıp bindiğinde, hala durmuş ona bakıyordum. "Bin! Sabaha kadar seni bekleyemem."diye emir verdi, neden bu kadar agrasifti. Dediklerine uyup yolcu koltuğuna bindim. Arabayı çalıştırıp, mahalleden çıktık. Arada ona bakıyor daldığım zaman kendime geliyordum. O mu bir kere bile dönüm bakmadı, buna üzülmem gerek di mi? Aksine şuan yanımda olduğu için mutluydum. "Adresini ver!" diye konuştu, tüm sözcükleri emir kipiyle doluydu. Kaba adam insan bir kibarca ister di mi. Şuan yapacağım belki de teklikeliydi ama değerdi. " İzmir Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi" Ya bakarsın öyle tip tip. Neden diye sormadı. Sebep ne,ne için merak etmedi. Sadece " Tamam." dedi. Telefonumdan gerekli kişiye mesaj atıp beni pencerenin önünde beklemesini istedim. Hastaneye giriş yaptığımız zaman düşündüğüm gibi pencerenin önünde bizi bekliyordu. Araba durdu. Cesur sustu. Ben sustum. Ve o an zaman dursun istedim. O an sen benim küçüklük hatıramsın demek geldi ama sözcükler dilime varmadan geri döndü. Sessiz ortamı fark etmiş olacak ki kapıyı açıp indi. Arabanın önünde bekledi. İndim usulca yanına gittim. Sarılsam kızarmıydı. " Teşekkür ederim. Her şey için... " dedim. Başka ne demem gerekiyordu tam olarak kestirememiştim. Başımı binaya çevirdim hala bize bakıyordu. Elimi kaldırıp selam verdim. Başını salladı, pencerenin önünden kaybolurken... Tekrar Cesur'a dönüp baktım. O da pencereye bakıyordu. Bana bakıp kaşlarını çattı. Anlamaya çalışır gibi baktı ama yine sormadı. Sormak istemedi belki de! "Seni burda bekleme mi ister misin?"diye sordu. Daha çok soruyu beni denemek ister gibi sormuştu. " Sağol ama buna gerek olduğunu sanmıyorum. Dünden beri başını ağrıttım. Üzgünüm.!"diye konuştum, onun başını ağrıtmak istemezdim oysa ki. Sıkıntı yok der gibi omuzlarını silkeledi. "Ben gitsem iyi olur."dedim aceleyle. Yanından biraz uzaklaştım. Bir şey unuttuğumu fark edip geri döndüm. Dudağı ve yanağı arasına gamzesine bir buse kondurdum. Hiç bir şey olmamış gibi geri binaya girdim. Utancımdan nasıl bir tepki verdi diye bakamamıştım yüzüne. Hastane koridorlarına giriş yaptım, ikinci kattı asansör yerine merdivenleri yöneldim. Yirmi beş yazan odanın önünde durdum, kapıyı tıklatıp içeri girdim. Onu tekrar pencerenin önünde buldum. Düşünceli şekilde dışarı bakıyordu, biraz önce camın önünden ayrılan adam şuan ters ters dışarı bakıyordu. Yanına adımlayıp "Merhaba." dedim. Arkasını dönmeden "Merhaba." dedi soğuk bir sesle. Hiç bir zaman sevecen olduğunu görmemiştim, bundan sonra görmem imkansız gibiydi. Pencereye yaklaşıp dışarı baktım. Cesur hala gitmemiş doktora bakıyordu. Cesur beni de yanında görünce kendini toparlayıp geri arabaya bindi. Sanki sinirini arabadan alır gibi çalıştırıp gitti. O an keşke numarasını alsaydım diye geçirdim içimden. "Aptal Eva, son pişmanlık işe yaramıyor. Cesur diyince akıl kalmıyor sende." "Bugün randevumuz yoktu. Neden geldin?"diye sordu, yada bu daha çok soru değil de bir şeyleri anlamaya çalışır gibi bir hali vardı. "Cık cık cık olmadı bu doktor. Beni benden iyi tanıyan sen bunu bana soruyor olman çok garip."diye konuştum alayla. Dışarda bambaşka olan insan bu oda içinde küçük ve yaralı Eva' ya dönüşüyordu. Acılarımı gün yüzüne çıkaran oda, sende az kahrımı çekmedin. "Bir de senin ağzından duymak istiyorum diyelim." diyerek masasına geri döndü. Bir şeylerle uğraşır gibi yaptı ama can kulağı denilen tabirle beni dinlediğine emindim. "İspat diyelim. Zamanında bana vurduğun deli damgasını ve kendince kanıtladığın tezi çürütmek için geldim."diye konuştum kendimden emin bir sesle. İki yılım bu duvarlar arasında geçmişti, kimse gerçekten kaçırıldığıma inanmamış, kendi kafamda kurup kaçtığıma inanmışlardı. "Neymiş o?" diye sordu. "Cesur"u kendi kafamın uydurması olduğunu söylediğin aslında öyle şeyler olmadığını ve hep beni onu hayali bir karakter olarak düşündüğümü söylediğin şeylerden bahsediyorum. Ha bir de kaçırılma var tabi, kendim kaçmışım gibi davranışların ve lütfen anlamamış rolüne bürünme komik duruyor." beni geriyordu, fazlasıyla... İyi doktor rolünde oynaması sadece sinirimi bozuyordu. "Evet gördüm. Belki hayal değilmiş ama saplantılı olduğun gerçeğini ve onu yıllardır aradığını değiştirmiyor bu."dedi. Sinirlerim oynamıştı. Sakin kalmaya çalıştıkça üstüme geliyordu. Buraya her geldiğimde bunların olmasından nefret ediyordum. "Sizin yüzünüzden ." diye bağırdım. "Hepsi sizin yüzünüzden. Yaşadıklarımı başkası yaşasa çoktan toprağa karışırdı... Ama siz beni zorla deli ettiniz. Yıllarca onu aradım ama bulamadım beni saplantılı yaptınız. Zorla o gömleği giydirdiniz bana, ya ben sadece sevdim, babam yokken o vardı. O benim küçüklüğümün kahramanıydı ama siz onu benden çaldınız. Bana bu kadarını bile çok gördünüz." sonlara doğru sesim kısılmıştı. Derman dedikleri şey bende kalmamıştı, tükenmiştim. Yine eski halime döndüm. Geldiğimden beri ayakta olduğumu hatırlayıp koltuğa yöneldim. " Tamam anlıyorum seni ben inanıyorum sana." dedi, yalancı hiç inanmadığın gözlerinden bile belli oluyor. "Maden buraya kadar geldin seninle bir seans yapalım. Bana babandan bahsetmeni istiyorum." Bunun geçmişimle derdi ne bir türlü anlamış değilim. "Neden?"diye sordum tedirgin şekilde, babamı hatırlatmaları beni sadece o lanet geceye götürmekten başka bir şey yapmıyordu. "Neden bunu bana yapıyorsun. Her geldiğimde şeytan üçgeni gibi neden sürekli üçünden bahsedip duruyorsun." Fazla ağırdı, kaldıramayacağımdan korktum. "Seni anlamak istiyorum Eva."dedi sakin bir sesle, sadece manipüle etme çabası vardı. "Geçmiş hatırlanmak ister. Aklına getirmediğin sürece unutursun ve bende babanın katilini en az senin kadar bulmak istiyorum. O benim arkadaşımdı." Yalan söylediğin o kadar belli ki aslında seni buraya kapatmaları gerekir. Her gün anneme yürüdüğünü bilmiyorum sanki. Benden kurtulduktan sonra tek niyetinin annemle evlenmek olduğunu bilmiyordum sanki, miras avcısı pezevenk. " Kimse beni anlamasa da olur."dedim, "Bunu kimseden istemiyorum. Mutlu rolü oynamak bana daha cazip geliyor. İnsanların beni anlaması zerre umurumda da değil... Yine de tamam anlatacağım ama bu son doktor bir daha babam hakkında benden hiç bir şey duymayacaksın." dedim, bu sondu geçmişin kapıları, sıkıştığım çıkmaz sokağı son kez eşeliyordum. Geçmiş benim çıkmaz sokağımdı ve ben orada hapis olmaktan çok yorulmuştum. Başını salladı usulca, koltukta geri yaslanıp konuşmamı bekledi. Başka birinin geçmişiyle neden bu kadar ilgileniyordu bilmiyorum ama bir gün diye yemin ettim bir gün bunu öğrenecektim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE