3. Ne istediğini söyle?/ Aç ağzını!

2143 Kelimeler
Korel tekrar gazlamadan bağırdım; “Manyaksın sen! Hakkında denenlerin hepsi doğruymuş, ben nasıl se_” hemen dilimi ısırdım. Onu sevdiğimi bilmemeliydi, bunu bana karşı kullanırdı. “Seni durduran ne? Devam et bağırmana.” Yutkunarak elimi göğsüne koyup onu kendimden uzaklaştırdım. Korel geri gitmek yerine resmen üzerime abandı. “S-senden nefret ediyorum ağa bozuntusu. Eğer üzerime kuma getirecek olursan öldürürüm seni yaparım bunu.” Öyle bir kahkaha attıkı, gözlerim dudaklarına ve açığa çıkan inci gibi dişlerine takıldı. Güzel ve yakışıklı olduğu kadar karaktersizdide. Yüzüme tekrar yaklaştığında dudaklarındaki gülüş silinmemişti. “Öldürürsün ha?” dedi sorarcasına. Eli elbisemin üzerinden bacağımı okşarken nefesini kulağıma üfledi. Ürperdim, omuzlarımdan aşağı soğuk su döktüler sanki. Sakin ama keskin bir sesle konuştum; “Öldürürüm seni Korel ağa. Dediklerini yaparsan bunu yaparım. Anladın mı beni?” Damarına bastığımın farkındaydım. Nereye kadar gidecekse gidecekti. Onun karşısında aciz olamazdım. “Senden korkmamı mı bekliyorsun?” Geri çekilip gözlerime baktı. “Korkması gereken kişi ben değilim. Sensin. Şimdi koyduğum yasağı çiğnediğin için sikimi emeceksin.” Koltuğa yaslanıp elini kemerine attığında gözlerimi dehşetle açtım. Korel bir kaç saniye sonra pantolonunu çekiştirdiğinde aleti sallanarak çıktı ve karnına doğru uzandı. Ciddiydi. “Yapmayacağım!” diye bağırıp hemen gözlerimi kapattım. Kafamı çevirip tekrar konuştum; “o şeyi içeri sok. Susacağım.” Saçlarım arkadan kavrandığın da tiz bir çığlık attım. Kafamı kendine çevirip saçlarımı daha sıkı kavradı. “Gırtlağına kadar alacaksın! Ağzını her becerdiğimde sus dediğimde susmayı bileceksin. Al ağzına onu.” Gözlerine bakıp kafamı olumsuzca salladım. “Nişanlın alsın ağzına, senin için kılım kımıldamaz.” Kafamı öfkeyle eğip aletine yaklaştırdı. Islak ucu yanağıma değerken elimi zorlukla bacaklarına yerleştirdim. “Bunu emen sadece sen olacaksın. Beni tatmin etmek senin işin onun değil.” Korel aletini kavrayıp ucunu dudaklarıma sürtmeye başladı. Ağzımı açmadım, ben ağzımı açmadıkça o kafamı daha çok kendine bastırıyordu. İnadım galip gelecekti biliyordum. Öldürse almazdım ağzıma. “Aç ağzını!” diye bağırdı. Tırnaklarımı onun bacaklarına geçirip kafamı kaldırmaya çalıştım. O kadar güçlüydü ki, o izin vermeden kımıldayamayacağımı anlamam geç olmadı. Korel tekrar bağırdı, sesi buz gibiydi: “Hele bir nikahı kıyayım, o zaman direnmemen gerektiğini öğreneceksin. O ağzın sikimi yalayıp yutacak. Sadece ağzın değil, götünde yiyecek yarrağımı.” Parmakları saçlarımdan ayrıldığında hemen kafamı kaldırdım. Üstüne gidersem beni sikerdi. Bu konuda oldukça ciddiydi. Koltuğuma çekildiğimde Korel kısık küfürler mırıldanıp pantolonunu geri giydi ve tekrar gaza yüklendi. Ona bakmayı sürdürmedim. Kafamı çevirip karanlık yolu izledim, nişanlı olduğunu bilsem bekaretimi asla ona vermezdim. Bundan haberim yoktu, hiç kimsenin yoktu. Olsa söylerlerdi. Acaba o kız kimdi? Benden haberi var mıydı? Yok. Bunun olmasına izin vermezdim. Korel’in tek eşi bendim. Başkası olamazdı, Korel sadece beni sevecekti. Onu peşimden süründürecektim, dediklerini ona bir bir yedirtecektim. Yemin olsun yapacaktım. Araçta sadece motorun homurtusu varken tek kelime etmedik. Ne o, ne de ben konuştum. Çekip gitme şansım vardı. Bu ailemin zararına olacağı için şansım sıfıra düşmüştü. Kaderime razı olacaktım, ya onu kendime aşık edecektim yada onu sevmekten vazgeçecektim. ~~~~ Kaç saat geçti anlamadım. Üzerinde ‘Talay Aşiret’ yazan konağa gelmiştik sonunda. Konak demek az kalırdı, saray gibiydi. Bizim konağın üç katı bir büyüklükteydi. Kapıdaki adamlar aceleyle kapıyı açtığında Korel selam bile vermeden gazladı. Önümüzde iki yol ayrımı vardı. Sola saptı Korel, bir süre sonra yedi aracın bulunduğu yerde durup motoru susturdu. “O dilin buradaki kimseye laf etmeyecek. Ne derlerse desinler konuşmayacaksın. Yasak.” Kafamı çevirip kaşlarımı çattım. Her şeyde yasak! En sonunda nefes almamı bile yasaklayacak ‘belli aralıklarla al’ diyecek diye korkmuyor değildim. Korel’e cevap vermeden kemerimi çözüp aşağı indim. Kışa girmek üzere olduğumuz için hava soğuktu. Korel’de indikten sonra yanımıza takım elbiseli bir adam yaklaştı. “Ağam hazırlıklar başladı, sabaha her şey hazır olur.” Korel bana bakmadan karşısında yarı büklüm durmuş adama döndü. Kendisine baya saygı duyulduğu belliydi, Buda korkudan değilse benim adımda İnci değil. “Bir aksilik olsun istemiyorum. Düğün mahvolursa acısını sizden çıkartırım.” “Emrin olur ağam,” dedi adam. El hareketiyle adamı gönderdiğinde bana döndü. Kafamı çevirdim hemen, madem konuşmamı istemiyordu bende tek kelime etmeyecektim. Taki bana konuş diye yalvarana kadar. “Takip et beni. Yanımda değil arkamdan gel.” Geçip gittiğinde peşine takıldım. Adımları fazla büyük olduğu için aramızdaki mesafe uzundu. Araçların olduğu yerden çıktığımız da karşıma kalabalık bir avlu çıktı. On yedi kişi yaşıyorlar diye biliyordum. Bu sayı hizmetlilerle birlikte otuza bile yükselmiş olabilirdi. Kafamı kaldırıp konağa baktım. Terasla birlikte epeyce büyüktü ve üç katı vardı. Avluya baktım tekrar, kadınlar çekingence gözlerini üzerime dikmişti. Kafamı eğip Korel’in adımlarını takip ettim. Merdivenleri tam çıkıyorduk ki bir çocuğun: “Ağabey!” diye bağırdığını duydum. Korel’de durup arkama baktığında çocuk girdi bakış açıma. “Nerede benim arabam? Anam almış dedi.” diyerek Korel’in önünde durdu. Küçük yaşta kardeşi varsa annesi genç demekti. Korel otuzunu beklemeyip evlense bu yaşta çocuğu olurdu. Çökerek kardeşinin boy hizasına geldiğinde onları izledim. “Aldım ama daha gelmedi, yarın gelecek biraz sabret.” “Offf! Yetti ama ağabey. Bir araba getirtemedin.” diye yakındı. Dilide pek uzundu. Derin bir nefes aldığımda çocuğun gözleri bana döndü. Önce baştan aşağı süzüp sonrada kaşlarını çattı. “Bu kız da kim?” Korel’in bakışları beni bulunca dudağında sinsi bir gülüş oluştu. Tekrar çocuğa bakıp rahatlıkla konuştu; “önemsiz biri.” Yok, ben cevap vermeden duramayacaktım. “Önemsiz ne demek? Yarın karın olacağım senin. Çocuğa neden yalan söylüyorsun?” Çocuk Korel’in konuşmasına izin vermeden şaşkınlıkla konuştu. “Karın mı? Bumu?” “O öyle sanıyor,” dedi Korel bana bakarak. Ardından çömeldiği yerden doğruldu. “Öyle sanmıyorum,” dedim öfkeyle. Tekrar çocuğa baktım. “Karısıyım ben abinin. Bu demek yerine yenge desen daha kibar olursun.” “Ne diyor ağabey? Ablam yaşında kız.” Gözlerimi dehşetle açtım. Ben şuan küçük bir çocuğun ağzına alay konusumu olmuştum? Ne biçim konuşuyordu öyle? “Yürek yemiş o,” dedi Korel gözlerini benden çekmeden. “ Hadi git oyna sen.” Çocuk uzaklaştığında bir adım attı. Kafamı kaldırıp yüzüne daha iyi bakmaya çalıştım. Kahverengi gözleri kısılmış, çenesi seğirmişti. Bu adam her şeye sinirlenirlenir miydi böyle? “Sana ağzını açmayacaksın demiştim değil mi? Laftan anlamaz mısın sen? Kendini karım ilan ediyorsun ama bunun için pişman olacaksın. Keşke olmasaydım diyeceksin, neyin sefası bu şimdi?” Kollarımı göğsümde bağladım. “İyiki aldım seni diyeceksin. Benim için delireceksin ve ben dönüp yüzüne bile bakmayacağım.” “Öylemi? Bundan fazla emin olma düşman kızı. Benim için hep önemsiz biri olarak kalacaksın.” “Göreceğiz,” dedim sertçe. Korel cevap verme gereği duymadan arkasını döndü. Basamaklardan çıkınca gözlerimi devirip arkasından ilerledim. Konağı incelemeyi de ihmal etmedim. Bir sürü hazırlık yapılıyordu, hepsi yarın olacak düğün içindi. İlk kata çıktığımız da gözlerim hemen karşımızdaki kadına kaydı. Orta yaşlarda güzel bir hanımdı. Yanında ise fazlaca yaşlı bir kadın duruyordu. Korel, onlara doğru giderken el mecbur bende kendimi yanlarında buldum. Yaşlı kadının sesi yaşına göre sert ve gür çıktı; “Mihrima!” Bir süre sonra hizmetli bir kadın geldi. “Buyur hanımağam.” “Kıza kalacağı odayı göster, açsa yedir. Üzerinede bir şeyler giydir.” “Hemen hanımım,” dedi kadın. Gelip kolumdan tuttuğunda Korel’e baktım. Sanki bahsettikleri kişi ben değilmişim gibi umursamazdı. Kadın beni yukarı çıkan merdivenlere yönlendirdi. Onlara bakmaktan vazgeçip önüme döndüm, belliki duymamı istemediği şeyler konuşacaklardı. Kadınla yukarı çıktıktan sonra beni bir odaya sokup yanıma geldi. “Banyo şu tarafta. Açsan yemek hazırlatayım mı?” Kafamı olumsuzca salladım. İştah mı bırakmıştı sanki? Kadın yanımdan geçip dolabın kapağını açtı. İçinden çıkardığı eşofman takımını yatağa bırakıp tekrar bana döndü. “Yıkandıktan sonra giyinip uyu. Sabah erken uyanacaksın. ha, birde burası artık senin odan. Ağamın odası en üst katta, oraya sakın izni olmadan çıkma. Yasak.” “Neden yasak?” dedim kaşlarımı çatarken. “Ayrıca yarın evleneceğiz. Aynı odada kalmayacaksak ne diye karısı yapıyor?” Kadın iki elini havaya kaldırıp ben bilmem dercesine konuştu; “Ağam nasıl uygun görürse öyle olur. Almış karısı yapmış seni, odasında kalmasan da olur.” “Ne demek ya bu! Karı koca aynı yerde kalır.” diye yükseldim. Kadın üzerime bir adım atıp ellerini beline yerleştirdi. “ Karısı olacaksın daha ne istersin! Gelip koynuna girer gider, beraber kalmak şart mı! Kaç kadın var ağamın koynuna girmek isteyen bilir misin sen?” “O zaman o kadınların koynuna girsin! Gidin söyleyin, odamız aynı olmadığı sürece onu koynuma sokmam!” Dediklerim de ciddiydim. Kadın bir elini ayıplarcasına ağzına kapattı. “Edepsiz, sen değil ağam seni isterse alır koynuna. Kanla alınmış bir düşman kızını seveceğinimi sanarsın sen?” “Sevecek. Öyle yada böyle sevecek, şimdi kime dersen de; nerde görülmüş karı kocanın ayrı odalarda uyuduğu.” “Senin dilin pek uzun. Ama ağam bir hâl çaresine bakar elbet… şimdi susup sana denileni yap. Rahat etmek istiyorsan bu konaktaki şartlara uyacak, ağamıza karşı çıkmayacaksın.” Dudaklarımı aralayamadan kadın hışımla odadan çekip gitti. “Hepiniz aklınızı yemişsiniz!” diye bağırdım. Sert nefesler verip hemen banyoya girdim. Üzerimi tamamen soyup suyu açtım. Bir süre yıkandıktan sonra abdestimide alıp havluya sıkıca sarıldım. Bu konakta delirmesem iyiydi. Her şeye bir kural bir yasak vardı. Hapis miydi be burası? Odaya geçip yatağın üzerindeki eşofman takımını hemen üzerime geçirdim. Yatak iki kişilikken dolap tek kişilikti. Küçük bir pencere ve duvara asılı bir ayna vardı…başka hiçbir şey yoktu. Beni gerçekten önemsemediğini hazırlattığı odadan bile belli ediyordu. Saçlarımı kurutmadan yatağa girdim. Yorganı sıkıca üzerime çektiğimde içim burkuldu. Bunlar daha iyi günlerimdi. Elbet üstesinden gelirdim, en azından ben öyle sanıyordum. Zaman ağır ağır akerken hiç rahat değildim. Yerimi yadırgıyordum, kafamın altındaki yastık bile asırlar öncesinindi sanki. Oflayıp çıktım, pencereye adımlayıp perdeyi araladım. Önümde kocaman bir duvar vardı. Camı açıp aşağı baktım. Koca bir boşluk… intihar etmek isteyen biri olursa buraya gelebilirdi. Şüphesiz öleceğine emindim. Oflayıp pencereyi sertçe kapattım, tekrar yatağa girip gözlerimi yumdum. “Uyu İnci, lütfen uyu yoksa delireceksin.” Kendi kendime mırıldanırken kapı çalınmadan açıldı. Hemen toparlanıp oturur pozisyona geldim ve onu gördüm. Korel, içer girip kapıyı arkasından kapattı. Ellerini cebine yerleştirip tam yatağın dibinde durdu. Ona bakmayı kesip kafamı sağa çevirdim, sinirlerimi bozuyordu. “Aynı oda istemişsin, yoksa koynuma girmezmişsin?” “Doğru!” diye homurdandım ona bakmadan. Adım sesleri geldi. “Benimle aynı odayı paylaşacak kişi nişanlım olacak. Senin yerin burası, duydun mu?” Dişlerimi sıktım. Kafamı çevirdiğimde Korel tam yanımda bana üstten üstten bakıyordu. Burnumdan sert nefesler verip yatağın üzerine çıktım, boyunu biraz da olsa geçtiğimde dudaklarım kıvrıldı. “O nişanı atacak ve benimle kalacaksın!” dedim ve yüzüne yaklaştım. “O koyduğun yasak ve kurallar umrumda değil. Ayrıca ayrı odalarda kalmak ne demek, aptal mısın sen?” Saçımdan tutup beni yatağa yatırtması aynı anda gelişti. Fazlamı ileri gitmiştim? Korel’in gözleri ateş saçmaya başladı. Bir dizini yatağa koyup saçımı bıraktı. Elini kafamın yanına koyup tükürürcesine konuştu; “Bana aptal demeden önce dön kendi aptallığına bak! Sana dedim, İnci. Haddini bileceksin, benimle nasıl konuşman gerektiğini öğreneceksin! Beni sakın ola o karı abinlere benzetme… Çok zararlı çıkarsın.” Göğsüm sertçe inip kalkarken dudaklarımı ıslattım. Aramızdaki yakınlıktan dolayı ne dediğini anlamıyordum nerdeyse. “Kurallara uyacak yaşta bir çocuk değilim ben! İstediğini yap, yine karşı çıkacağım,” dedim. Onu kışkırttığımın farkındaydım, bu beni korkutmak yerine daha fazla cesaretlendiriyordu. Korel, ağırlığını tamamen üzerime yüklemeden diğer dizini de yatağa koydu. Göğsüm, onun göğsü altında ezilirken kulağıma yaklaştı. “Derdin ne senin?” “Sensin,” dedim tereddüt etmeden. “Seni seveceğimi sanıyorsan çok büyük yanılıyorsun.” “Sevmeni beklemiyorum manyak herif! Karın olacaksam, aynı odayı paylaşalım diyorum…üstelik bu leş yerde ömür çürütmem.” Kaşları daha derin çatıldı. “Bana bir daha hakaret edersen nikahı beklemeden aklını alırım.” “Denesene,” dedim bir anda. Gözlerim dediğim şeyin farkındalığıyla büyüdü. Yutkunmama vakit kalmadan Korel’in bir eli göğsüme çıktı, ardından sertçe çıktı. “Memelerin çok küçük, çok zayıfsın. Hemen biraz kilo alman gerek.” diye homurdandı. Ardından üzerimdeki takımın düğmelerini açmak yerine çekiştirerek kopardı. İçimde sütyen yoktu, yanaklarım utançla kızardı. “Pembe ve dikleşmiş, amcığında ıslanmış mı?” Nefes alamadım. Korel, mememi sıkıp ısırmaya başladığında altımdaki yorganı sıktım. Karşı koyamıyordum, dokunuşları sertleşti. Gözlerime bakarak dilinin ucunu göğüs ucuma sürttü. Ardından eliyle yoğurmaya başladı. “Ahhh!” “Şşş, bu daha başlangıç.” Diğer göğsümdede dilini gezdirdiğinde dişlerimi sıktım. Kendimden geçiyordum, dilinin ıslaklığı her mememi yaladığında içimdeki istek dolup taşıyordu. Pişman olacağımı bildiğim halde kendimi ona bıraktım. “Sikmemi istiyor musun?”derken elini pijamamın altından kadınlığıma götürdü. İç çamaşırım olmadığı için ıslaklığımı hissetmesi uzun sürmedi. “Söyle hadi? Sikeyim mi seni, becereyim mi sertçe?” Gözlerimi kapattım, cevap vermediğim an Korel orta parmağını içime itti. “Korel!” dedim inleyerek. “Ağam diyeceksin!” diğer parmağınıda içime ittiğinde kafam biraz daha geriye kaydı. “Ağam!” diye inledim. “İşte böyle yola geleceksin,” diyerek git gel yapmaya başladı. Daha fazlasını istiyordum. Daha kalını daha büyüğünü, içimdeki hareketi hızlandığında ellerimi kaldırıp omuzlarına tutundum. Ne olduğunu anlamadan bileğimden yakalayıp kafamın üzerinde birleştirdi. “Ne istiyorsun? Söylemeden dokunman, yasak.” Dayanamadım, aklım gerçekten de başımdan gitmişti. Kasıklarım sızlamaya başladı, “beni sikmeni istiyorum, lütfen.” “İşte sen bu kadar aptalsın,” parmakları içimi terk etti. Gözlerimi açtığımda Korel’in sırıtan yüzüyle karşılaştım. Oynamıştı benimle, ona yalvarmam için yapmıştı. Zaferle üzerimden kalktı, elini pantolonuna sürüp temizledi. “Sikimi bile kımıldatamıyorsun. Ağzına alırsan belki öyle sikerim.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE