PROLOG

516 Kelimeler
Gürültülü ortamdan kaçıp kapıya doğru ilerledim. Her yeri ter kokusu sarmıştı. Midem, bu kokuya ve de yaşadığım korkuya dayanamayarak kasılırken, duruma bir de kapının yerini unutmuş olmam eklenmişti. Etrafa sessizce bakınırken kimseye kapıyı soramayacağımı fark ettim. Burada daha fazla dikkat çekmek istemiyorum. O adamın bakışları hâlâ aklımdaydı. Benim buraya ne niyetle geldiğimi anlamasına müsaade etmeden gitmem gerekiyordu. Kapıyı ararken karşıma dikilen bedenle olduğum yerde donup kaldım. Başımı kaldırdığımda gördüğüm adamla kalp atışlarım hızlandı. Sanırım bitmiştim. Karşımda duran kişi Yiğit Arslan'dı. Az önce maç esnasında gözlerini bana diken adam. Aynı zamanda buranın sahibi… ve ben buraya onun için gelmiştim. Yanından geçip gitmek istediğimde bedeniyle yolumu kesti. Ter içinde kalmış bedenine bakıp yutkundum. "Önümden çekilir misiniz?" Komik bir şey söylemişim gibi sırıttı, başını salladı. "Önce bana buraya nasıl girdiğini söyle." Sesi ne kadar yumuşak olsa da tehditkâr tınısını en net şekilde hissetmiştim. Bu adam ya da ortağı beni fark ederse işte o zaman bitmiştim. Ölümü bile bulamazlardı; bu iki psikopatın eline düşmemeliyim! "Buraya girmem için bilet gerekmiyor muydu? Ben de biletimle girdim işte. Neyi sorguluyorsunuz? Önümden çekilin, gerçekten çok rahatsız oluyorum." Daha az önce maçı bitmişti. Teri bile soğumadan benim yanıma mı gelmişti? Kesin bir şey fark etti ve bu yüzden karşıma dikildi. "Çok tuhaf," dedi. "Kıyafetin, makyajın ve takıların…" Bunu söylediğinde dönüp baktım. Her zerremi dikkatle süzdüğünü fark edince bedenim ateş gibi yandı. "Tüm bunlar birleşince senin buraya ait olmadığını anlıyorum. Şimdi bana kim olduğunu söyleyecek misin?" Bu sefer sesi önceki kadar kibar değildi. Sanki her an üzerime atılıp beni öldürecekmiş gibi konuşuyor. Nefesim sıklaşırken bir şey anlamasın diye başımı kaldırmadım, tabii kendisini gözlemeye de devam ediyorum. "Hiç kimse!" Yine tebessüm etti. Bu tebessümün altında kesinlikle iyi bir şey yoktu. "Peki o hâlde, hiç kimse… Benim odama geliyorsun. Bu maça geldiysen bu senin için sorun olmamalı. Kadınlar buraya genelde benim için gelir." Kalp atışımı duyuyor olmalı, çünkü bu sözlerle lanet olası kalbim daha da hızlandı. Kendimi toparlamaya çalışırken, kendinden emin gülüşünü üzerimde gezdirmeye devam ediyordu. "Asla! Buraya senin için gelmedim. Senin odana da asla girmeyeceğim!" Bunu söylediğimde bakışlarını tavana kaldırdı. Birkaç saniye sonra gülerek başını salladı. Ardından bana döndü ve üzerime doğru birkaç adım attı. Aramızdaki tüm mesafeyi kapatırken onu durdurmadım. Yutkunarak yüzüne baktım. Kulağıma doğru eğildi. "Eğer lafımı ikiletmeye devam edersen, az önce neden kameranla beni kayda aldığını soracağım. Buraya telefon bile giremezken senin ne amaçla geldiğini öğreneceğim. Buraya gizlice kamera sokup beni videoya almanın sonucunu biliyor olmalısın." Bunu duyduğum an sanki nefes almayı unuttum. Korku içinde ona bakarken, o aksine son derece rahattı. Benim her şeyi kameraya aldığımı görmüştü ve bunu sorun etmemişti. Sadece bana karşı kullanıyor. Sırf kayıt alınmasın diye telefon bile sokmuyorlardı içeri. Ben ise bu adamın gözü önünde her şeyi videoya almıştım... En değişik olanı da Yiğit Arslan'ın bunu görmezden gelmiş olmasıydı. "Yiğit Bey…" "Bey…" Sözümü kestiğinde gözlerimi yumdum. Bu adama karşı ne yapacağımı bilmiyordum. Bildiğim tek şey, dediğini yapmak zorunda olduğumdu. Yoksa her şey mahvolacaktı. Geriye sadece beni öldürecek olması kalacak! "Şimdi benimle odaya geliyorsun. Aksi takdirde ne olacağını tahmin ediyorsundur." Alt dudağımı ısırırken cevap veremedim ona. Bunu evet olarak anlamış olacak ki gülümseyerek başını salladı. "Güzel, şimdi beni takip et!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE